Bugün, Pagan ve Hristiyan gelenekleri ile ortaya çıkmış, şimdilerde ise kapitalizmin en sevdiği günlerden biri olan 14 Şubat Sevgililer Günü. Sevgililer Günü’nü birlikte veya yalnız bir şekilde, romantik filmlerle geçirmek isteyenler için sitemizde bugüne özel 10 harika filmin listesini bulabilirsiniz. Ancak hayat her zaman çiçekler ve gökkuşakları değil bildiğiniz üzere.

Eski sevgililerinizden tekrar nefret etmenizi sağlayacak, “onu gerçekten çok özledim” dedirtmek yerine “abi bir insan bu zekayla nasıl bu yaşına kadar yaşayabildi” dedirtecek, aşka kalan son inanç kırıntılarınızı muslukta hafifçe nemlendirilmiş bir kağıt havlu ile süpürecek, ve sadece filmlerde görebileceğiniz, hiçbir zaman gerçek olmayacak sahnelerin hayaline düşmenizi engelleyecek 10 film, huzurlarınızda sizlerle.

1. Marriage Story (2019)

Noam Baumbach yönetmenliğinde bir Netflix yapımı olan Marriage Story, adının aksine tatlı bir evlilik hikayesinden ziyade, acı bir ayrılık sürecinin hikayesi. Adam Driver ve Scarlettt Johansson’ın inanılmaz performansları, ustaca kamera kullanımları, Toy Story 3 ve Monsters, Inc.’in müzikleri ile 2 Oscar ödülüne sahip olan Randy Newman’ın filmin müziklerinden sorumlu olması, filme dünya çapında 115 ödül kazandırdı. Bu ödüllerden biri de avukat Nora Farnshaw’u oynayan Laura Dern’in kazandığı 2020 Oscar En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü.

Modern ve sanatkar bir çiftin bile iletişimsizliğin çıkmazında kaybolduğu, çocuklarına rağmen bir arada kalamadığı, ve ister istemez kendilerini boşanmanın legal detaylarında kaybedip, anlamsız bir yarışa girdikleri Marriage Story, sonuyla da tatlı bir tatsızlık yaşatacak, sizlere evlenmemek için çok güzel sebepler sunacak, avukatlara olan sevginizi de iki paralık edecek.

2. Wristcutters: A Love Story (2006)

Yine adıyla kafaları karıştıran film, eğer bu güzel günde izlemeyi tercih ederseniz, sadece intihar edenlerin yaşadığı bir “öteki tarafta”, neşe dolu bir öyküye tanıklık edeceksiniz. Düşük bütçeli olduğu halde oldukça akıcı ve yer yer güldüren, yer yer hüzünlendiren bir senaryoya ve karakterlere sahip olan film, bu hayatta aşkın bir önemi olmadığı gibi, öteki hayatta da olmayacağını gösteriyor.

3. American Beauty (1999)

1917’nin yönetmeni Sam Mendes ve usta oyuncu Kevin Spacey’nin 5 Oscar ödüllü kült filmi American Beauty ile, Lester Burnham’in orta yaş krizi ile beraber kendini bulma çabasına tanıklık ediyoruz. Anlatılmaz, yaşanır bir karakteri bize ustalıkla tanıtan filmin bir mutluluk hikayesi olmadığını ise filmin sonunda hepimiz anlıyoruz.

Bozuk evlilik: ✓

Orta yaş bunalımı: ✓

Hayallerin yıkılması: ✓

4. 500 Days of Summer (2009)

Romantik film severlerin elinde, sevgi ve romantizm çamuruna bulanmış bir film malesef. Halbuki ne de güzel bir şekilde ruh eşimizin karakter olarak adeta bir çöp çıktığını görüyoruz filmde. Zooey Deschanel’den nefret etmemizi sağlayan film, Joseph Gordon-Levitt’in de zamanında oldukça mazlum bir tip olduğunu düşünmemize sebebiyet veriyor, çünkü hepimiz o yıkıklığı tanırız. Kalbimiz seninle Joseph, bu baharın bir de sonbaharı var aslanım.

Tavsiye:”Expectations & Reality” sahnesi başladığında ekranın sol tarafına bir kumaş parçasıyla kapatın.

5. Blue Valentine (2010)

Bir filmde Ryan Gosling varsa, o filmde huzur yoktur, temiz bir sevgi yoktur, bereketsizdir. Tam da istediğimiz gibi, bizi boş hayallere sürüklemeyen, ve yine sorunlu bir çiftin hikayesini anlatan bir film Blue Valentine. Cindy’yi oynayan Michelle Williams, kendisinden nefret ettirmekte oldukça güzel bir iş başarıyor, olan yine küçük çocukları Frankie’ye, ve bizim sinir katsayımıza oluyor.

6. Gone Girl (2014)

“Giden Gitmiştir, Gittiği Gün Bitmiştir” diye Türkçe’ye çevirilmesini istediğim ama hiç kimseye bu isteğimi duyuramadığım film, Allah’ın belasının vücut bulmuş haliyle evlenmiş Ben Affleck’i gösteriyor. Gillian Flynn’in uzun süre bestseller listelerinde kalan romanından uyarlama olan film; Se7en, Fight Club, The Social Network gibi filmlerden tanıdığımız David Fincher’ın ustalığı ile gayet başarılı bir gerilim atmosferi yaratıyor, müstakbel eşimize olan güvenimizi filmin daha ortalarına bile gelmeden baltalıyor.

Düşman başına sayın okurlar. Düşman başına. Böyle kız zaten gitsin, bir daha da gelmesin.

7. Candy (2006)

LukeDavies’in, Candy: A Novel of Love and Addiction adlı kitabından uyarlama olan Candy, yine sanatçı ruhlu 2 gencin aşk hikayesini konu alıyor. Maalesef ki bu liste düz aşk hikayelerine sahip olan filmler için yazılmıyor. Ana karakterlerimiz Candy ve Dan eroin bağımlısı, ve eroinin hayatlarını darmadağın ettiği bir sürece tanıklık ediyoruz. Requiem for a Dream’in tadını yakalamak isteyenler, ve filmden 2 sene sonra aşırı dozdan ölen unutulmaz oyuncu Heath Ledger’ı görmek isteyenler için kaçırılmaması gereken bir film.

8. Handmaiden (2016)

Oldboy ve Thirst’ün yönetmeni Chan-wook Park’ın bana kalırsa en iyi filmi. Zengin bir adamın malikanesinde hizmetçi olarak işe başlayan bir kızı anlatan filmden daha çok keyif almanız için üzerine hiçbir şey okumadan izlemenizi tavsiye ediyorum. Güney Kore sineması her zamanki gibi sinematografi konusundaki farkını belli ediyor.

Her zaman olduğu gibi bu filmde de kime güveneceğimiz belirsiz, sevginin gerçekliği şüpheli, aşk ve ihtiras uğruna yapılan şeyler tartışmalı. Tam yerinde bir anti-14 Şubat filmi.

9. The Party (2017)

Üzerinize karabasan gibi çöken depresifliği, siyah-beyaz çekildiği halde bu film ile atabilirsiniz, bir yandan da kimseye güvenmemeye devam edebilirsiniz. 71 dakikalık bu filmde Janet, terifisi üzerine arkadaşlarını evine davet eder. Ancak her davetli, birbirlerine yalanlar ve sırlar ile bağlıdır, dolayısıyla ortalık bir süre sonra pazar yerine döner. Uzun süre sonra izlediğim en akıcı, merak uyandırıcı, eğlenceli ve sürpriz sonlu filmlerden biriydi The Party. Yine üzerine hiçbir şey okumadan izlemenizi tavsiye edeceğim filmlerden.

10. The Killing of a Sacred Deer (2017)

Yorgos Lanthimos’u oldukça geç bir şekilde, Dogtooth ile keşfettiğimde “eyvah” demiştim. Haklıymışım. Oscar ödüllü The Favourite’ın yönetmeni Lanthimos, The Killing of a Sacred Deer’da da geleneğini bozmuyor. Yavaş tempoda ilerlerken aniden suratımıza çarpan, travma sebebi olaylar, bitmek bilmeyen gerilim dolu sahneler… The Killing of a Sacred Deer, bu sıkıntılı zihinden çıkmış, daha da sıkıntılı bir aile hikayesi. Aile, toplumun en temel yapı taşıysa biz harbiden bitmişiz.

Herkese iyi seyirler ve iyi keyifsizlikler dilerim. Yalnızlığınızdan Mevzu Sanat sorumlu değildir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here