Adem’in Yaratılışı eseri, Vatikan’da bulunan Sistine Şapeli’nin tavanındaki ünlü bir fresktir. Michelangelo tarafından 1510’lu yıllarda yapılmıştır. Fresk, Hristiyanlık’ta Kitab-ı Mukaddes’in Yaratılış bölümünde, Tanrı Baba’nın ilk insan Adem’e hayat üflemesi konusunu betimlemektedir. Yani yoğun görüş bu şekildedir. Bu betim bugün dünyanın en ünlü betimlemelerinden birisi olarak kabul görmüş ve modern kültüre farklı biçimlerde yansımıştır. Freskte yer alan Tanrı ve Adem’in ellerini içeren detay da freskin en ünlü kısımlarındandır. Bu kısmını herkes biliyordur herhalde. Gelelim eserin detaylı incelemesine ve yorumlanmasına.

Eser iki parça halinde incelenebilir. Soldaki parçada yeryüzündeki basit yeşil renkli bir zemin ve mavi tonlardaki dağlarla betimlenen Cennet Bahçesi yer almaktadır. Bu bahçede Tanrı’nın henüz yaratmış olduğu Adem güçsüz, neredeyse cansız beden kendini zorla destekler biçimde uzanmakta ve hayat bulmayı beklemektedir. Adem’in estetik duruşunda tüm kasları ve eklemler gerçekte olabileceğine en yakın biçimde gösterilmiştir.

Eserin sağ tarafında ise boşlukta süzülen Tanrı ile melekler ise soldaki Adem’e doğru uzanmaktadır. Michelangelo’nun Tanrı figürü açık pembe kumaştan bir tunik ve bordo renkli bir pelerin giymektedir. Tanrı, gri saçları ve sakalı ile yaşlı ve bilge görünümlüdür, fakat bir yandan da güçlü genç ve kaslı bir bedene ve keskin yüz hatlarına sahiptir.

İncil’de Tanrı’nın insanı kendi suretinde yarattığı belirtilmiştir. Dolayısıyla eserde Tanrı’nın bir insan görünümünde (aslında insanın Tanrı görünümünde) olması tesadüf değildir. Eserdeki ilginç ve üzerinde çok teori üretilen noktalardan biri de Tanrı’nın sol kolunun altında yer alan kadın figürüdür. Bu fikir birçok eleştirmen tarafından Havva olarak adlandırılmaktadır. Zira bu kadın diğer meleklere göre daha zarif, kibar ve kadınsı hatlara sahiptir. Teorilere göre Tanrı, Havva’yı yaratmış fakat henüz dünyaya göndermemiştir.

Eserde gözleri üzerine toplayan asıl nokta ise, Tanrı ile Adem’in parmaklarının buluşmasıdır. Bu nokta resmin odağındadır. Eserde tam bu anda Tanrı, Adem’e doğru ilerlemekte ve onun parmağına dokunmak üzeredir. Lakin burada verilmek istenen bir el ele veriş, bir tokalaşma değildir. Adem’in hafif bükük bileği ve cansızca düşmüş parmakları ile Tanrı’nın kasılmış güçlü parmakları birbirine zıtlık oluşturmaktadır. Eserde kullanılan teknik ve tasarım o kadar kuvvetlidir ki, boşlukta yol alan Tanrı’nın az sonra Adem’e dokunarak ona hayat vereceği ve Adem’İn güçsüz bedeninin canlanıp, ayaklanacağını, esere bakan kişi kalpten hisseder. Seyirci dokunuştan hemen önceki bu anın heyecanı ile esere hapsolmaktadır.

Yani, resmin en ünlü yorumlanma şekli isminden de anlaşılabileceği gibi Tanrı’nın, Adem’e hayat verişinin anlatıldığıdır. Bir diğer yorum ise resmin, insanların Tanrı’ya yabancılaşmasını anlattığıdır. Lakin yapılan bir yorum vardır ki, belki de esere olan bakış açısını sonsuza dek değiştirmiştir.

Resimdeki Beyin

Adem’in Yaratılışı’nda dikkati daha çok el ele olan bölüm çekse de, esas bölüm orası değildir. Aslında ressam Michelangelo, bu tablo ile bizlere çok farklı bir yerden göz kırpmıştır. 1990 yılında Dr. Frank Lynn Meshberger tarafından yapılan bir keşifte, Tanrı figürüne gizlenmiş bir beyin ve onun etrafını sarmış meleklerin pelerinlerinin kesiştikleri görülmüştür.

Michelangelo, bu tabloda anatomik bilgisini konuşturmuş ve insan beyninin orta kısmına Tanrı’yı yerleştirmiştir.

Tablo da aslında Tanrı, insana zekayı (idrak kabiliyetini) veriyor ve böylece insanoğlu bu zekayı kullanabilme ve en iyisini planlama yeteneğini kazanmıştır. Michelangelo’nun anlatmak istediği aslında tam olarak budur. İradenin ve bilincin insana kazandırılmasıdır..

Bu şematik kesit, eserin kendisine uyarlandığında, Tanrı’yı alttan destekleyen meleğin beyin sapını oluşturduğu, bu meleğin baş tarafındaki diğer bir meleğin sol ayağının hipofiz bezini temsil ettiği, aynı meleğin kıvrılmış sağ kalçasının optik sinire, dizinin ise optik çaprazlamaya tekabül ettiği, her iki meleğin arasından aşağı doğru dalgalanan eşarbın ise, vertebral arter için betimlendiğini açıkça ortaya çıkmaktadır. Sulcus cinguli ise, Tanrı’nın önündeki meleğin kalçasını izleyerek, Tanrı’nın her iki kolu boyunca uzanmakta ve Havva’nın boynuna sarılmış sol kolunun ucunda son bulmaktadır.

Adem’in Yaratılışı günümüzün en önemli ikonlarından biri haline gelmiş, sayısız kez taklit edilmiş, işlenmiş ve ilham kaynağı olmuştur. Michelangelo’nun olağanüstü başarısının sırrı insan vücudunu betimlemedeki üstünlüğü ve seyircide yarattığı gerilim hissinden kaynaklanmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here