Uzun süredir listemde olan As Above, So Below‘u izlemiş olmanın keyfi ve alt metinlere olan yükselmelerim artması sebebiyle, en beğendiğim alt metin örneklerini sizlerle paylaşma kararını almış bulunmaktayım. Alt metin başlığı altında yükleyeceğim bu incelemelerde, ağırlıklı olarak sinema üzerine de olsa, sanatın tüm alanlarındaki gizli anlatımları birlikte inceleyeceğiz. Oyunculuk, müzikler, filmin verdiği genel keyiften tümüyle bağımsız olacak olan bu seride, odağımızı ele aldığımız eser, ve eserin alt metinleri arasındaki bağlantıda tutmaya çalışacağım, yine de arada hızımı alamama ihtimalimi maruz görün.

– Yine kelimelerle yaşadığım kavgadan kendimi uzak tutamayacağım. İngilizce “subtext” kelimesinden Türkçe’ye çevirdiğimiz alt metin, 2 kelime arasındaki boşluğu kabullenmekten en nefret ettiğim kullanımlardan bir tanesi. Almanca ve İngilizce’nin aksine, TDK’nın kurallarına göre iki kelimenin de ayrı ayrı kendi anlamları varsa bunları birleştiremiyoruz. Kuru fasulye, gök taşı, su altı, yurt içi, arka plan. Of. Ayrı gördükçe bile tadım kaçıyor ama yapacak bir şey yok, bunu değiştirmeye çalışmak bizim haddimize değil. –

As Above, So Below, John Erick Dowdle adındaki yönetmenin 6. filmi. Her ne kadar ilk 2 filmi Full Moon Rising (1996) ve The Dry Spell (2005) kendilerine dair çok çok az şey bulunabilecek komedi filmleri olsa da, bu filmlerden sonra ardarda çektiği The Poughkeepsie Tapes (2007), Quarantine (2008) ve Devil (2010) oldukça sevildi. Benim kendisiyle tanışmam, found-footage tarzında bir İspanyol korku filmi olan REC‘in (2007) remake’i olan Quarantine sayesinde oldu. Hollywood dışında başarılı olmuş filmlerin, Hollywood bütçesi ve tekniğiyle aynı şekilde baştan yapılıp daha büyük bir piyasaya sürülmesi kapitalinden ve bu sistemden çıkan çoğu üründen nefret eden ben, Quarantine‘den gayet memnun kalmıştım. Özüne sadık, ama teknik açıdan daha kaliteli bir iş başarmıştı Dowdle.

As Above, So Below, fragmanındaki sahneler ve Fransa‘nın yer altı (ayrı yazıma dikkat) mezarlarında geçmesi sebebiyle ilgimi çekmişti, ama bir türlü kendimi bu kadar karanlık bir filme vermek istememiştim. Ancak sonunda zamanı geldi, ve izlediğim şey dinin ve dinsizliğin, metaforların ve betimlemelerin, Şeytan’ın ve kelimelerin kutsal bir birleşimi olan Dante‘nin İlahi Komedya‘sının ilk bölümü, Cehennem idi. Film, aslında üzerini çok da kapamadan, filmdeki karakterlerin Dante‘nin Cehennem tasvirlerine birebir uygun bir olaylar silsilesinin içine girmesini anlatıyor.

Filmin hem alt metin olarak bu kadar sağlam ve güvenilir bir esere kapak atmış olmasının, hem de arkalarına Universal Studios ve Legendary Pictures‘ı almalarının (bu iki şirketin birlikte çalışmasının bir ilk olduğunun altını çizmek gerek) yarattığı güven ve bütçe sağ olsun, film için çok sağlam bir kampanya yapılmış. Hatta sonradan öğrendim, filmin ekibi, videosunda filmlerinin reklamını yapması adına meşhur Youtuber PewDiePie‘ı Paris‘teki yer altı mezarlarına davet ediyor. Mevzu bahis videoları hala PewDiePie‘ın kanalında, As Above, So Below: Catacombs Challenge olarak bulabilirsiniz.

Filmin bütçesinin alt metin ile bu kadar ilgili olmasının sebebi şu, senaryodaki konuların gerçekten ciddiye alınıp saygı duyulmasının da etkisiyle, tüm yer altı mezarları sahneleri, ki bu neredeyse tüm film anlamına geliyor, gerçekten de Paristeki yer altı mezarlarında çekilmiş. Fransız hükümeti, bu film ile ilk kez bir prodüksiyona yer altı mezarlarında çekim yapılması iznini veriyor. Hatta filmdeki piyano ve yanan araba sahnelerindeki piyano ve araba, gerçekten de profesyonel ekipler tarafından yer altı mezarlarına getiriliyor. Ortada herhangi bir dekor yok, filmde gördüğümüz kafatasları ve hemen hemen her kemik gerçek.

Tabii ki birkaç sahnede tarihe zarar vermemek adına sahte kemikler kullanılmış, zaten bu sahneleri görünce kemiklerin sahteliğini tahmin edebilseniz de, bu sefer içinizi darlayan kısım klostrofobi oluyor. Klostrofobi konusunda da filmin gerçekten şakası yok. O kadar şakası yok ki, filmde George‘u oynayan Ben Feldman, gerçekten de klostrofobi hastası.

Filmde de anlamı açıklandığı üzere, As Above, So Below kalıbı okültizm adına çok önemli bir cümle. Üzerine birkaç farklı kitap bile yazmanın yeterince şeyi anlatamayacağı Hermes Trismegistus‘un, söylentilere göre mezarında bulunan Zümrüt Tablet‘te “As above; so below. As within; so without. As with the universe; so with the soul.” diye bir kısım vardır. Bu cümleden çıkarılmış anlamlar, simya, ezoterizm ve okültizme ışık tutmuştur. Sözün sembole dökülmüş karşılığı iç içe geçmiş iki üçgendir, tıpkı Süleyman’ın Mührü, veya Davud’un Yıldızı‘nda gördüğümüz gibi.

Filmde de zaten bu sembolü duvarda iki kez görüyoruz, hatta ikinci görüşümüzde karakterlerimiz Cehennem‘e geçtiği için semboldeki görseller de ters bir şekilde gözüküyor ve işlerin çirkinleşeceğinin haberini vermek için bu durum seyircilere de belirtiliyor.

Film Türkiye’de piyasaya Derin Kabus olarak sürülüyor. Bazı seyirciler için bu durum büyük bir kayıp olsa da, filmi aslına uygun şekilde, “Yukarıda Olan Aşağıda Olan Gibidir” olarak bilinseydi, genel korku film izleyicisinin “düşünmeden” izleme sevdası yüzünden filmin Türkiye’de mevcut halinden biraz daha gerileyeceği kanaatindeyim. Aslında film, “aşağısı” ile “yukarısı” arasında çok başarılı bağlantılar kuruyor, ve yine bu anlam üzerinden filmi sonlandırıyor. Scarlett‘in konuştuğu kayıttan hemen önceki, kanalizasyondan yer çekimine (evet, bu da ayrı yazılıyor) meydan okuyarak çıktıkları sahne, filmin isminin de, senaryosunun da hakkını verecek bir sahneydi.

Özetle filmin adından itibaren yönetmen John Dowdle da, ona senaryoyu yazmasında yardım eden erkek kardeşi Drew Dowdle da derslerine gayet iyi çalışmış. Zaten filmin afişi de, Botticelli‘nin meşhur La Mappa dell’Inferno’ya güzel bir gönderme.

George‘un başlarda kilise çanının mekanizmasını tamir ettiği sahnede, George çan çaldıktan sonra aşağıdaki insanlara bakıp, 284 yıl sonra ilk kez bulundakları kilisenin çanını duyduklarını söylüyor. George‘un, başrolümüz Scarlett gibi içten içe uzun süredir görülmeyen ve bilinmeyen şeylere ilgisi bize aslında bu sahnede veriliyor. George başından beri yer altı mezarlarına girmeyi reddetse de, hiçbir zaman “hadi eyvallah” diyip de geri dönmedi, durduğu yerden içeri girmeyeceğini söyledi. Halbuki, tamir etmesi sayesinde çalan kilise çanı ve saat mekanizması, onun için bir geri sayımın başladığını, Dante gibi istemeye istemeye de olsa (yine de merak içerisinde) Cehennem‘e bir yolculuğa adım attığını sembolize ediyordu.

George‘un mağaraya, yani yer altı mezarlarına, yani Cehennem‘e girmesine sebep olan polis, Dante‘ye tam Cehennem‘e girmekten geri dönecekken gözüken leopar, aslan ve dişi kurt gibi gözükür, ve tıpkı bu hayvanların bir insana atlayacağı şekilde George‘un üzerine atlar.

Heniz yer altı mezarlarının başlarında, Cehennem‘in kapılarında bekleyen kadınların bulunduğu tarikatı görürüz. Bu tarikatın yaşıyor olması pek muhtemel durmuyor, dolayısıyla bu tarikatın, Cehennem‘e hizmet eden bir tarikatın ruhları, belki de bir cadı konseyinin ruhları olması muhtemel duruyor.

Bir sonra denk geldikleri ve 2 senedir ölü sanılan arkadaşları La Taupe, aslında gerçekten de ölü, ve Limbo’da kalmış birini temsil eder. Yaşamadığı için koridorlarda insanüstü (evet, birleşik yazılıyor) bir hızda ilerleyebilir. Tüm karakterler suyun altında ilerlediğinde bile La Taupe kupkurudur. Limbo, Cehennem‘in ilk katıdır, ve kötülük yapmasa da, Cennet‘e girmesini sağlayacak kadar iyilik de yapmamışların bulunduğu kattır.

2. katta duyduğumuz ruhların seslerinin haricindeki tıslama, lanetlenmiş Kral Minos‘un tıslamasıdır. Yılan kuyruklu Kral Minos, Cehennem‘in 2. katının, yani Şehvet katının girişinde oturur, ve gelen her ruhu günahlarına göre yargılayıp, hakettikleri katlara yollar.

Oburluk, yani 3. katta koridorlar genişler. Dikkatli dinlenilirse, filmin bu kısımlarında Cerberus’un hırıltıları duyulabiliyor. Gayet güzel bir detay olmuş.

4. Kat işlerin pisleştiği kat oluyor karakterlerimiz için. Açgözlülük katında hem filmin ismini veren iç içe geçmiş üçgenlerin bulunduğu sembolü görüyoruz, hem tuzak hazine yüzünden mağara çöküyor, hem de Scarlett sahte Felsefe Taşı‘nı almış oluyor.

Bir sonraki kat olan Öfke, tepesine Açgözlülük katı yıkıldığı için, bir su birikintisinden ibaret. Bir kırık sayesinde su birikintisi 6. kata, yani İnkar katına giden yolu gösteriyor. Öfke ve İnkar katlarını filme aktarmak için bulunan fikirlerin, filmi uzun tutmaması açısından çıkarıldığını düşünüyorum, zira film zaten 1 buçuk saat gibi bir süre boyunca size klostrofobik bir ortam sağlıyor, ve bunu biraz daha uzun tutmak genel izleyiciler adına riskli bir hamle olabilirdi.

7. kat olan Şiddet, İlahi Komedya‘da olduğu gibi 3 aşamada sunuluyor. Başkalarına uygulanan şiddeti La Taupe‘un Souxsie‘yi oldukça sert bir şekilde öldürmesiyle, insanın kendisine uyguladığı şiddeti Scarlett‘in babasını asılmış haliyle görmesiyle, Tanrı’ya uygulanan şiddeti, yani Tanrı’ya düşmanlığı da duvarlardaki Satanik işaretlerden görebiliyoruz.

8. katta Benji‘nin direkt olarak düşüp ölüşü her ne kadar talihsizlik, veya Benji‘nin hak etmediği bir sonuç gibi gözükse de filmin Benji‘yi Yalancılık katında öldürmesi, Benji‘nin itiraf etmediği ve kendisine dahi yalan söylediği bir şeyler olduğunu işaret ediyor. Kulüp sahnesinden beri zayıf kadını kamerasıyla izlediğini ve mağaranın girişinde o kadını gördüğünü, hatta ölümünden hemen önce arkasından ona benzer bir kadının geçtiğini düşünürsek, Benji‘nin özel hayatında ciddi bir günah işlediğini anlayabiliriz.

Scarlett‘e, tur sırasında Papillon‘u bulmasını söyleyen ve birden ortadan kaybolan adam, aslında yer altı mezarlarındaki yanan araba sahnesinde arabadaki adam, yani Papillon’un arkadaşıdır. Papillon’un arkadaşı 9 kat aşağıda, Cehennem’in 9. katında, yani hainlerin bulunduğu katta Papillon‘u öldürür. Papillon, arkadaşının ölümü için kendini sorumlu tutmayarak arkadaşına ihanet etmiştir ve yer altı mezarlarına sadece hazineyi bulup kutsal eşyaları satmak için gelmesi sebebiyle (İngilizce’de Simony, dinin bu şekillerde paraya çevirilmesi anlamına geliyor), sadece bacakları dışarıda kalacak şekilde cezalandırılmıştır.

Merkeze yaklaştıkça Yahuda, Batlamyus ve Antenor olduğunu tahmin edebileceğimiz 3 cübbeli figür ile karşılaşırız. Son çembere geldiğimizde ise mütevazı, tahtadan sandalyesiyle oturan Şeytan ekibimizin karşısındadır. Suratının sağ yarısının “düşüşten” dolayı hasarlı olması, sol yanının ise hala “meleksi” olması, yine abartı olmayan, gayet güzel bir görüntü. Gel gelelim film durulmuyor tabii ki, George‘un kardeşi Danny‘yi boğulmaktan kurtarmaması ise, kardeşini bir kaya ile öldüren Kabil’in duvarla bir olmuş ruhu tarafından boğazından ısırılması olarak ona geri dönüş yapıyor.

Kanalizasyondan çıkışlarına giden yol olan son derin çukurdan atlayışları, yine Dante‘ye bir gönderme. Dante, Cehennem‘den kurtulmak için son katman olan, yer çekiminin ters döndüğü Dünya’nın merkezine inmelidir. Yukarısı artık aşağısıdır. Tek yapmaları gereken günahlarını itiraf ettikten sonra, arınmak, çukurdan atlamaktır. Karakterlerimizin kanalizasyondan “aşağı doğru tırmanarak” çıkması ile Dante‘nin Cehennem‘den kaçışını sembolize eden harika bir sekans yaratılır böylece, çünkü Dante‘nin de başından beri Cehennem‘den tek çıkış şansı, aşağı doğru ilerlemekti.

As Above, So Below, beklediğimden çok çok daha üzerine çalışılmış bir senaryoya sahip son senelerin korku filmlerine kıyasla. Deştikçe daha da güzel detaylar ortaya çıkıyor ve tekrardan izlemek istiyorum açıkçası. Fakat alt metini incelenecek daha çok film ve ayrı yazılacak daha bir sürü birleşik kelime var.

Öyle merak edip falan yer altı mezarlıklarına girmeyin. Görüşmek üzere.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here