Türkiye için konuşursak, cinsiyetler arası iletişim konusunda çok ama çok ciddi problemler yaşıyoruz. Kabul edelim ki, kendi adımıza konuşmanın hiçbirimiz için bir yararı olmayacak, çünkü senin de bildiğin üzere; iletişim tek taraflı bir şey değil.

İşte tam bu noktada, bizim gibi, Freud‘un senelerce tepeden izleyip not alması gereken bir topluma çeşitli internet siteleri ve uygulamalar yardıma koşuyor. Günümüzde OKCupid ve Tinder‘ın liderlik ettiği bu piyasanın bize nasıl yansıdığını ve bunun genel psikolojik etkilerini görebilmen için bu yazıyı aşağı kaydır. Hafifçe.

İlk problem, bir önceki yazımda da bolca bahsettiğim, başımızın belası olan kelimeler ile alakalı. 1993’te temelleri atılan ve 1995’te “hizmete” açılan “match.com“, gelecek nesillerde ortaya çıkacak internet siteleri ve uygulamalara gayet net bir anahtar kelimeyi kendisine isim olarak belirlemişti. İngilizce bir kelime olan “match“, sitenin amacı düşünülerek dilimize çevrildiğinde “eşleştirmek, eşlemek” olarak kullanılabilir. Siteye girdiğin yaş, cinsiyet, konum, kişisel zevkler gibi bilgiler doğrultusunda, sistemin sana uygun gördüğü bir kişiyi seninle eşliyor ve sana bunu mail ile bildiriyordu.

Match” kelimesinin aynı zamanda “denklik“, “uygun olmak“, “rakip” gibi anlamlara da sahip olmasının gayet düşündürücü olmasının yanı sıra, sıkça kullandığımız “maç” kelimesinin de kökeninin de buradan gelmesi, hatta kelimenin bir diğer anlamının “kibrit” olması sebebiyle Tinder‘ın küçük bir ateş görüntüsünde bir logoya sahip olması da önemli detaylar.

Alakasız ama eğlenceli bir ek bilgi olarak, “tinder” kelimesi dilimizde “kav“, yani kuru ve çabuk yanabilen, Kav mantarından üretilen bir tür süngeri karşılıyor. “Kav” kelimesine aşina olmanız doğal, çünkü kendisi aynı zamanda 1970’te Vehbi Koç’un kurduğu kibrit fabrikasının ve markasının adı.

En önemli sorun ise, bahsettiğimiz platformların Türkiye’de tanıtılmaları sırasında oluyor. Website ve uygulamaların tepki çekmemesi ve daha samimi, güvenilir bir hissiyat uyandırması için “arkadaşlık” kelimesini tercih etmesi, aslında neyi “söyleyemediğimizi” gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor ve aynı zamanda çok daha geniş bir kitleye hitap edebiliyor bu beyaz yalan sayesinde. Tabii ki, “arkadaşlık” kelimesinden ne anladığımız, bunu yalan olarak görüp görmememizi de etkileyen bir durum. Bahsettiğimiz ürünler aslında “dating app“, yani “buluşma uygulaması” olarak pazara sunuluyor.

Kelimelerin arkasındakileri biraz daha net görebildiğimize göre, şimdi işin biraz daha derinine inebiliriz. Kafa karışıklığının önüne geçmek için amacı aynı olan, insanları eşleştiren tüm bu internet siteleri ve uygulamalardan “ürün” olarak bahsedeceğim.

Mevzu bahis bu ürünler, tasarımlarında kırmızı tonlarını oldukça ön plana çıkarırlar. Renklerin anlamları incelendiğinde bu renk tonları, kan renginin çarpıcı tonuna sahip veya yakın renkler olduğu için zihnimizde potansiyel olarak fiziksel bir ısı ihtimalini tetikler. Bu durumdan gayet hoşnut olan hormonlarımız, bizi gayet yabani bir hayvan, bir boğa gibi, bu sıcaklığa doğru hipnoz etkisindeymişiz gibi çeker. Tıpkı kasaptaki en dolgun, kırmızı etler gibi.

Bu ürünlerin içine düşüldüğü sırada insan kendi kontrolünü o kadar kaybeder ki, aslında bir kasapta gezdiğini ve teker teker kırmızı etlere baktığını, baktıkça da kendisinin de tezgaha konduğunu asla fark edemez.

Hiçbir “arkadaşlık ürünü” buluşmanızdaki gerginliği ve garip sessizliği, sizin içtiğiniz kahveyi, muhabbeti, akşam yemeğini, ortak noktalarınızı, birbirinizi iten yönlerinizi, o günün akşamını veya geleceğinizi düşünmez. Ürün bir kasaptır ve siz gönüllü olarak, keyifli bir şekilde yenilme ihtimaliniz için o kasapta ücretsiz olarak dağıtılmayı kabul etmişsinizdir. Bu ihtimalinizi yaratırken kasabın komisyon aldığından haberiniz yoktur, olsa bile umrunuzda değildir çünkü bazılarınız kasapta durmak için üzerine para bile vermiştir.

Bir insanın tezgaha gelip, tezgahta sahte hünerlerini sergileyen ölü hayvanlara bakması hiçbirimizin suçu değil. Bilinmesi gereken şey, kasap ürün değil, ürün her zaman olduğu gibi yine kullanıcılar. Bu durumun farkında olan kimse de aşağılanmayı hak etmiyor. Hatta kendisine karşı bu kadar dürüst davrandığı için takdir edilmeli, ve kasaba gerek bile duymaması gerektiği öğüdü verilmeli. Sonuçta, hiçbirimiz tezgahta durması ve başkaları tarafından seçilmesi gereken kişiler değiliz.

Ancak kabul etmeliyiz ki, bu bir sosyal ağ, bir örümcek ağı. Çevreyi sarmalamış olması sebebiyle potansiyel “arkadaşların” bu ağda takılı kalmış olma ihtimali ürüne dahil olunması için motive ediyor. Kaybedilen bir şeyin olup olmaması kişiden kişiye değişebilir ama piyangodan bile daha düşük bir ihtimal de olsa, kazanma ihtimali var mı? Neden olmasın. Peki kazanılan şey ne?

Kazanılan şey, bu ürünlerde en az eşleşmeye sahip olan kişilerin Asyalı erkekler ve siyahi kadınlar olduğunu görebilmemiz. Ürün herkesi eşit şartlar altında kabul ettiği halde, ırksal tercihlerimizden kaçamayışımızı görmek.

Anketlerdeki istatistiksel verilere göre kimsenin ciddi olarak bu uygulamalara girmediğini, herkesin ilk girme sebebinin “eğlence” amaçlı olduğunu söylemesi.

Yeni insanlarla tanışmayı denemeden yeni insanlarla tanışabilmemiz. Sağa kaydırmak her zaman “merhaba” demekten daha kolay olması.

Kumarı ne kadar sevdiğimizi göstermesi. Karşımıza gelen her yeni profil ile, slot makinesine 1 dolar daha atılması. Kolu aşağı çekip, sonucu görmemiz.

Arkadaşlık ürünlerinin en büyük 3 isminin, yani Tinder, Match.com ve OKCupid‘in aynı şirkete, Match Group’a ait olduğunu görebilmemiz.

Ve bunlar sayesinde, insanları daha da “kullan-at” bir ürün haline getiren düzen. Kazanılan şey bu.

Arkadaş avlamanın arkasındakilere baktığımız şu cümleleri, Match.com‘un kurucusu Gary Kremen‘ın sözleriyle bitirmek istiyorum:

Match.com will bring more love to the planet than anything since Jesus Christ.”

Match.com, gezegene İsa’dan bu yana her şeyden daha fazla sevgi getirecek.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here