Atilla İlhan’ın “Yanlış Yaşamak” adlı şiirinde dikkat çeken ilk öge başlıktır. Yaşamak, oldukça geniş bir anlama sahiptir ve birçok yöne çekilebilir. Ne var ki, “yanlış yaşamak” tamlaması alışılmamıştır. “Yanlış” kelimesiyle, şiirin ele alacağı konuların daha çok seçim ve hatalar üzerine olduğu ima edilmiş olabilir. “Yanlış Yaşamak”, okurda, hayatı etkileyen hatalara yol açan seçimlerin yarattığı oturmamışlık hissi uyandırmaktadır.

Şiir yapısal olarak ele alındığında on-on üç dize arası dört kümeden oluştuğu görülmektedir. İlk ve son kısmın diğer kısımlardan kısa olması, gelişme kısmında anlatılanları vurgulamaya yardımcı olmuş olabilir. Belirli bir uyak yapısına ya da ölçüye sahip olmayan şiirde, öne çıkan ve Atilla İlhan’ın diğer birçok şiirinde de görülen güçlü imgelerdir.

Şiir anlamsal olarak incelenmek istenirse, dört kümenin birbirini izleyen, birbiriyle ilişkili durumları yansıttığını söyleyebiliriz, yani anlamsal açıdan da şiir dörde bölünerek incelenecektir.  Başlıktan da edinilen izlenimle ilk kısımda yaşanan olayın hemen ertesi olduğu için hissedilen ve anlatılan duygular daha yoğun, imgeler daha karanlıktır. İkinci kısımda verilen farkına varma hissini, üçüncü biçimsel bölümde sorgulama evresi izler. Son bölümde ise kabulleniş ve umutsuzluk dikkat çeken temalardandır.

İlk kısım bu anlamsal ve yapısal bütünlük içinde ele alınacak olursa, ilk göze çarpan birinci dizedeki “yanılmış bir kapıyım simsiyah” imgesidir. Kapı, iyi de kötü de olsa yeniliğe açılan bir geçiş yoludur. Yanılmış bir kapı ise, şiir kişisinin hatalı davranışları olarak algılanabilir. Kapının simsiyah olup, kişinin üstüne kapanması, imgeye esenliksiz duygu katıp, yapılan hataların kişiyi bunaltması olarak da yorumlanabilir. Üçüncü dizede “sen” şeklinde seslenilen kişinin kaybı verilmiştir. Şiir kişisinin seslenileni yanlış yerde araması yine kişinin hatalarına göndermedir. “Bozduğum her saat” imgesi zamanın geçmesini yansıtmaktadır. Yine bu olayın “bozmak” eylemiyle verilmesi ve şiir kişisinin içini daraltması, kişinin geçirdiği zamanın zorluklarını anlatmaktadır. Onuncu dizede, seslenilenin Inge Bruckhart olduğu ortaya çıkar. İlk kısmın belki en can alıcı bölümü olan son dizede, şiir kişisinin Inge Bruckhart’ın resimlerine bakamaması, Inge Bruckhart’ın şiir kişisi üzerinde yarattığı etkinin, kişiyi resimlere bile bakmaktan alıkoyduğunu gösterir.

İkinci kısımda öne çıkan uzam karşılaştırmasıdır. Leipzig ve İstanbul’un ve aradaki yaşayış tarzının betimlemeleri, seslenilen ve şiir kişisi arasındaki ayrılığı kanıtlar niteliktedir. Ayrıca ikinci kısmın dördüncü dizesindeki “telefon tellerine dolaşarak yaşanan o korku” ayrılık öncesi seslenileni bekleyiş süresince yaşanan telaşı yansıtıyor olabilir. Birinci kısmın aksine “Seni görmeden öleceğim/ Inge Bruckhart/ Zaten kaç yıldır yaşamıyorum” dizeleri, kişinin olay üzerindeki farkındalığının artması olarak düşünülebilir, ki birinci kısma göre imgeler daha az yoğun ve duygusaldır.

Daha önce de belirtildiği gibi, üçüncü kısımda şiir kişisi sorgulama ve geçmişe dönme sürecine girmiştir. İlk kısımda seslenilenin resimlerine dahi bakamazken “Yanıldık mı kim bilir?” ya da “O yanlış tren bindiğimiz midir?” gibi sorularla yaşananları irdeleyebilmiştir. Başlığında yer aldığı dizede dikkat çeken başka bir imge de “karanlığımızı avuçlarımıza öksürerek”tir. Hem şiir kişisindeki, hem de seslenilendeki iç çatışmayı yansıtan bu imgeden sonra, seslenilen ve şiir kişisinin tarifi verilmiştir. “Görünmez raylara düğümlü garlarda yankılanan” erkek figürü, yine tekrarlanan gar uzamıyla bir araya getirilince, erkek olduğunu bu dizeden anladığımız şiir kişisinin gittiğini veya gitmek zorunda bırakıldığını gösterir. Değerinden eksiğine bozulmuş çıkması hayat şartlarının zorluğuna, yaşamının kişiyi yorduğuna delalettir.

“Ölüversek mi ne?” dizesi ile başlayan son biçimsel bölümde kabulleniş ve boşvermişlik görülür. Bu etki yine “en büyük yanılgıyı benimseyerek ölüversek mi ne?” ya da “yanıldıkça lüzumsuzluğunu anlayıp insan yaşadığından utanıyor” dizeleriyle yaratılmıştır. Son dizedeki “içimiz en başka türlü ayıp” ve “utanma” eylemi, bir önceki kısımdaki iç çatışmaların yansıması olarak görülebilir. Yapılan hataların sonucunu da anlatabilen bu dizeler, şiir boyunca işlenen döngünün sonu niteliğindedir. Birden fazla tekrarlanan Inge Bruckhart ismi yine görülmektedir. “Yanlışlar Prensesi” olarak tanımlanan Inge Bruckhart’ın saçları sonbahara benzetilmiş, ellerine gizli bir nem sindiği söylenmiştir. Sonbaharın hüznü ve cansızlığı simgelediğini düşünülürse ilk dizede açıkça belirtilen ölme isteğinin etkileri görülür.

Şiirde her kısımda en az bir kez tekrarlanan “yanlış, yanılmış” sıfatları şiirin iletisini pekiştirir özelliktedir. Yanlış seçimler sonucu seslenilen ile şiir kişisi arasındaki ayrı düşme olgusu, şiir boyunca betimleme ve imgelerle verilmiştir. Bütün kısımları inceledikten sonra, şiirde ayrı kalmanın, aidiyetsizliğin ve olmamışlığın evrelerinin anlatıldığı söylenebilir. Şiir kişisi olması gerekenin, kendi “yanlış” davranışları sonucu elinden kayıp gittiğini imgelerle okura iletir. Bu durumun kişide yarattığı duygusal karışıklık, iç çatışma ve huzursuzluk şiirin temalarındandır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here