Özellikle Ankaralıların beğenisini fazlasıyla toplayan, Türk televizyonunun gördüğü en aykırı karakterlere sahip olan, mutsuzluğun resmini çizebilecek kadar şey yaşanmış, uyumak yerine sızmayı tercih eden ve elinden eksik etmediği birasıyla hüznü tüm çevresine yayan bir başkomiserin hikayesinin anlatıldığı  “Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi”, ilk bölümünün 19 Eylül 2010’da yayımlanmasıyla birlikte büyük sükse uyandırmıştı. Bu diziyi özel yapan hayatın içinden olması değil de, tam anlamıyla hayatı anlatmasıydı, hem de tüm çıplaklığıyla! Diğer dizilerde kolay kolay bulamayacağınız bir samimiyet bu dizinin her karesine işlenmişti (Herhalde Türk dizi tarihinde de evde ayakkabı giyilmeyen tek diziydi bu.) Ayrıca hayatın acı kısmını da hiç esirgemeden, biz izleyiciye bir tokat gibi çarpmıştı. Hazır amirimiz geri dönmüşken, bizler de sizler için bu diziyi ve karakterlerini hatırlatalım istedik.

Bir Ankara Polisiyesi’nden ziyade ‘Bir Ankara Dramı’ olan dizi, bir yandan Ankara Cinayet Büro Başkomiseri’nin ve bu büronun elemanlarının başından geçen acı (ve arada tatlı) olayları anlatırken, bir yandan da onların şehirde gerçekleşen cinayetleri aydınlatma çabalarını konu edinmişti. Behzat Ç.’nin kızının ölümü sonrası yaşadığı bunalım ve onu aydınlatma çabası ilk sezonu, kesik parmak cinayetleri ve Akbaba’nın hikayesi ikinci sezonu, Savcı Esra’nın ölümü ile Muzo ve Barbaros’un maceraları ise dizinin üçüncü sezonun temelini oluşturmuştu. Fakat sezonlardan önce biraz karakterlerden bahsedelim.

Ana karakterimiz olan Behzat Amir:

Behzat, başarısız bir evlilik geçiren ve bu evliliğinden canından çok sevdiği lakin bir türlü anlaşamadığı bir kızı olan, Ankara Cinayet Büro’nun kural tanımayan amiri olarak karşımıza çıkmıştı. Dizinin daha ilk bölümünde Behzat’ın kızı ile yeniden bağ kurma çabasını izlediğimiz dakikalarda, kızı Berna’nın bir anda ‘intihar etmesi’ üzerine Behzat’ın raylardan çıkışına tanık olmuştuk.

Gençlik aşkı Bahar’ında dediği gibi kötülerin arasında kalmış ve kötü olmuş ama kimsenin de adamı olmamış Behzat, hayata karşı hep tavırlıdır. Kendisinin de dediği gibi mutlu olmayı beceremeyen bir adamdır o. Belki de bunda da haklıdır. Malum başından geçen tonlarca şeyden sonra (Kızını kaybedişi, yıllar sonra diğer kızını bulması, reddedilişleri, tam mutluluğu bulmuşken sevdiği kadının vurulması…) mutlu olmak sadece küçük bir ihtimal haline gelmiştir. Bu nedenle de Behzat, her gün hayatta kalmak için mücadele etmekte, hüzünlerini cinayetlerle savuşturmaktadır. Onun antidepresanı şehirde işlenen cinayetler, her gece o meşhur koltuğuna yayılarak izlediği belgeseller olmuştur. Anlayacağınız Behzat, hayat denen dramının karşısında her gün yaşamak için mücadele eden kendi yolunda bir adamdır.

“Beynimin içinde bir bebek var” tiradını buradan saygıyla anıyoruz…

Ekibin En Genci olan Harun:

Behzat’ın has adamı olarak da bilinen Harun’un kartvizitinde komiser yardımcısı yazdığına bakmayın, kendisi bir komiserdir. Sevdiği kız için sabahlara kadar past continuous tense çalışan, dıştan bir odun gibi gözüken ama aslında samimi bir aşık olan, Behzat’ın deyimiyle Tosun Paşa, 16. bölümün sonundaki ‘Seviyorum Merkez’ anonsu ile hafızalara kazınmıştır. Her olay yerinde sorduğu alakasız sorular ile seyirciyi yıkıp geçiren ve tek istediği birinin onu sevmesi olan karakter, 61. Bölüm itibariyle sevdiğine kavuşmuş, hatta elini bile tutmuştur.

Oralete İnanan Hayalet:

Nefes alan her canlıyı bulabilen Sabri Özay, yani nam-ı diğer Hayalet, lakabının hakkını veren bir polistir. Aynı gömlekten on beş tane alan, bu nedenle de sürekli aynı şeyleri giydiği izlenimini yaratan Hayalet’in de hayatı kolay geçmemiştir. Kendisinin de dediği gibi, ona ‘Hayalet’ denmesinin sebebi herkesi bulması değildir, kimsenin onu görmemesidir. Bu karakterin kara bahtı kör talihinden midir bilinmez, dizide aşık olduğu her kadının başına bir iş gelmiştir. Akbaba ile olan ilişkisi bizlere dostluk nedir öğretecek kıvamdadır.

Cinayet Olan Akbaba:

Dizinin en gizemli karakterlerinden biri olan, İsmet Arif Karasu, nam-ı diğer Akbaba karakteri, şüphesiz ki dizide en derin işlenmiş karakterlerden biriydi. Cesetleri koklayarak bulan Akbaba daha ilk bölümlerdeki “Ben cinayet oldum, cinayet. Cinayeti benden alırsan, biterim ben!” repliği ile akıllarımıza kazınmıştı. Telsizini gittiği her yere götüren (Hamama bile poşetleyerek götürmüştü.), telsizin sokulamayacağı yerlere ise gitmeyi tercih etmeyen, ‘Aga cinayet var.’ cümlesini her bölümde kuran Akbaba’nın gizemli hikayesi ikinci sezonda kesik parmak cinayetleri ile birlikte yavaştan ortaya çıkmıştı ve bizlerde dizide Amirimizden sonra en fazla hüzün barındıran karakterin Akbaba olduğunu anlamıştık.

“Seni sevdim dedi abi..”

Eli Kolu Nereye Uzadığı Belli Olmayan Şevket

Görüp görebileceğiniz en sahici karakterlerden biri olan Şevket, her daim Behzat’ın yanında olan ve onu girdiği her türlü beladan tereyağından kıl çekercesine kurtaran abisidir, tepelerde tanıdıkları vardır. Behzat’ı her gördüğünde aynı neşe ile “Naber lan Behzat?” diyen Şevket, aslında Behzat’ın tam zıttı bir karakterdir. Bu nedenle de bu ikili sürekli tartışımıştır ki bu tartışmaları da diziye zevk katmıştır. Hemen bir örnek vermek gerekirse:

“- Saçmalama be abi?

+ Ne saçmalaması Behzat, hayatın kaydı gitti, kırk yaşına geldin elinde telsiz dıt dıt bir aşağı bir yukarı!

– Kırk iki abi?

+ E daha da beter, senin yaşında dağda kaplumbağa kalmadı.”

Olaylara verdiği tepkilerle izleyiciyi kırıp geçirmiştir.

“Erkekler başarılarını 1. karılarına, 2. karılarını da başarılarına borçludur.”

Özal Kuşağı Olması Nedeniyle Siyasetten Anlamayan Şule:

“Şule, Jale, Berna, Selma ne fark eder?” sorusu ile daha görülmesinin ilk dakikasında televizyon tarihinin belki de en orijinal karakterlerinden biri olduğunu hissettiren, Behzat’ın rehabilitasyon merkezinde tanıştığı ama aslında onun öz kızı olan ve Berna’nın katili olan Şule Şafak ise hikayenin sevimli yüzü olarak öne çıkmaktadır. Behzat’a yazdığı ve “Benim hiç kalbim olmadı…” cümlesi ile biten mektubuyla içimizi parçalayan Şule, senaryonun kaderini değiştiren bir karakterdi.

Behzat’la Mutsuzluğa Bile Var Olan Savcı Esra:

Bizlere sevmenin ne olduğunu ve bir ilişkinin nelere rağmen devam edebileceğini gösteren, dizinin başlarında bir yan karakter olarak karşımıza çıkan lakin ilerleyen bölümlerde dizinin ana karakterlerinden birine evrilen Savcı Esra, hukuka ve adalete olan bağlılığı ile son derece inançlarına sadık bir kadın olarak karşımıza çıkmıştı. Behzat ile olan ilişkilerine imrenerek baktığımız bu zarif kadını ne yazık ki yine hak ve hukuka olan bağlılığı yüzünden kaybetmiştik. Aşkı da acıyı da çok güzel yaşayan bu kadını “Dünyanın ekseni kaydı Behzat, 12 santim yerinden oynadı, sen bana bir santim bile yaklaşmadın!” repliği ile anıyoruz…

Tek Derdi Saygı Olan Ercüment Çözer:

Geldik zurnanın zırtladığı ikiliye. “Ercüment Çözer’i cümlelerle betimlemek demek paragraf dolusu küfür etmekle aynı eş değerdedir” diye bir cümle duymuştum zamanında, bence kesinlikle doğru bir laf. Televizyon tarihinin en iyi kurgulanmış kötü karakterlerinden biri olan ve saygısızlığa dayanamayan Ercüment Çözer, Behzat kendisine bir yumruk attı diye onun hayatını alt üst etmeye karar vermesiyle diziye dahil olmuştur. Ercü’nün televizyonda görüldüğü her karesi neredeyse olay yaratacak niteliktedir. Bu adam yeri gelmiş Bahar’ı kaçırmış, yeri gelmiş Esra’ya el koymuştur. Anlayacağınız çoğu zaman Behzat’tan bir adım öndedir. Behzat’ı ‘Behzat’ yapan adam aslında Ercüment Çözer’dir, Ercü’süz bir Behzat düşünülemez.

Dağlarda Yılan Yiyen Memduh Başgan:

Ercüment Çözer’in ismi zikredildiği anda akla gelen yegane karakter olan Memduh Başgan, “Biz bu devlet için şunu yaptık, bunu yaptık!” söylemleriyle hafızlara kazınmıştır. Kendi cenazesini göğsünde kendi resmiyle uzaktan tabutuna sırıtarak izlemiş olan Memduh Başgan’ın tek isteği, daha fazla demokrasidir. Ayrıca Ercüment Çözer’in kendisine saygısızlık yapmasına izin verdiği tek kişidir kendisi.

“Ampır ampır konuşma Behzat!”

Bu karakterler haricinde de önemli olarak gördüğümüz Tahsin Müdürü, Cevdet’i, Eda’yı, Selim’i, Aziz Başkomiser’i (ve onun torununu), Suna Amir’i, Barboros ile Muzo ikilisini ve Bahar’ı da buradan anıyoruz.

Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi’ni bir efsane yapan detayların başında gelen bu unutulmaz karakterlerin haricinde, dizinin sürükleyici ve hayatı sahici olarak yansıtan senaryosu, unutulmaz jenerik müziği ve Pilli Bebek grubunun tam yerinde giren şarkıları da şüphesiz ki dizinin kült olmasının sebeplerinden. Bakalım yeni sezonunda da Amirim eski tadıyla bizlerle olacak mı?

Rakı koy la! Yine eksildik biraz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here