“Karanlık köşelerde canlı kandiller yaktım ve daha iyi aydınlatmaları için onlara yağ takviyesi yaptım.”

1806​’da doğan Snellman, Fin bir filozof ve Finlandiya halkının öğretmeniydi. Finlandiya,Rus ve İsveç egemenliği altında ezildiği için kültürel, ekonomik, askeri gibi alanlarda yeterince gelişmemişti. Uzun zaman önce “Bataklıklar Ülkesi” denen bu yeri “Beyaz Zambaklar Ülkesi”ne, yani bir cennete çeviren Snellman’ın emeği, seneler geçse de hala kalıcılığını korumaktadır.

“Ülkenin rahat ve esenliğinin, ulusun saygınlık ve onurunun halkın iradesine bağlı olduğuna parlak bir örnek olmak üzere küçük ve yoksul bir ülkeye bakabiliriz; burası, şimdi üç buçuk milyon kadar nüfusu olan Finlandiya’dır. Avrupa’nın kuzeyinde bulunan Finlandiya’nın sert bir iklimi vardır. Havası genellikle sislidir. İlkbaharda da donlar olur. Ağustostan itibaren soğuklar başlar. Arazi de kötüdür. Birçok alan, çıplak granit kayalarla kaplıdır. Diğer yerlerinde ise, sayısı on binleri bulan göller vardır. Ülkede maden adına hemen hemen hiçbir şey yoktur. Çiftçilik çok zorlukla yapılır. Halk, yakın zamanlara kadar tam bağımsızlığa sahip olamamıştır. Bazıları bu komşunun, bazıları öteki komşunun yönetimi altında bulunmuştur. Finler kendilerine ‘Suom’ derler ve çok sevdikleri ülkelerine ‘Suomi’ adını verirler ki, bu sözcük bataklık arazisi anlamına gelir.” 

– Grigory Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesi

Sene 1917’de kendi bağımsızlığını Rus Devrimi ile kazanan Finlandiya, buna rağmen kendi içinde gelişememiş durumdaydı. Bu durumun temel sebebi ise, İsveç egemenliği altındayken oldukça kısıtlanmalarıydı. İsveç, ülkenin kamu alanlarını eline alarak kendi adamlarını yerleştirmiş ve bu nedenle de Fin askerleri, ekonomisi, ticaret kaynakları ve okulları, İsveç memurlarla donatılmıştı. Bu durum da, Finlandiya’ya kalkınmaları için çok bir şey bırakmamıştı. Snellman, İsveç egemenliği altındayken, memuriyette  bulunan İsveç adamlarını şöyle anlatmıştır:

“İşlere akılları ermiyordu. Görevlerine karşı ne kadar ihmalci iseler, halka karşı da, o kadar havalı ve çalımlıydılar. Görev başına geç gelirler, erken giderlerdi. Görev saatlerinde kahve sigara içerler, gazete okurlar veya dostlarıyla konuşurlar ya da tartışırlardı. Bir iş için kendilerine başvuranları saatlerce bekletirlerdi. Halk bekler bekler, dağılırdı.”

Bu durumlardan ötürü Finler, bağımsızlığını ilan ettiklerinde oldukça ihmalkarlardı. Okuma – yazma seviyeleri düşük; kışlaya, okula, devlete, aileye, öz kültüre olan saygıları oldukça azdı. Kısacası, Finlandiya, Snellman’ın kültürel kalkınma planının başına geçmesine kadar yok oluşun eşiğindeydi.

“Ne zaman bizim küçük milletimiz, büyük komşularından daha yüksek bir uygarlığa sahip olursa, ancak o zaman tehlike savuşturulmuş olur!”

Snellman, bağımsızlığın ilanından sonra her an yeni bir işgal ile karşılaşabileceklerinin  farkındaydı. Fin ulusunun kültür seviyesini attırmanın ise  tek çare olduğunu biliyordu. Bu yüzden başa geçince insanları bilgilendirmek için birçok konferans yapmıştı. Soğuk hava şartlarına rağmen, her mevsim hiç duraksamadan ülkenin bütün kesimlerini gezmiş, hatta Finlandiya’nın en ücra yerlerinde dahi konferansı vermişti. Gezmenin dışında ise, herkes okuyup faydalanabilsin diye, bir gazete de yayımlayarak, ardına yüzlerce aydın insanı toplamıştı. Artık sadece “Snellman” değil, “Snellman ve Düşünür Arkadaşları” vardı.

Kışlalarda ise, hiçbir er veya subay işini ciddiye almadığından durum içler acısıydı. Çoğu, birbirini hor gören, okuma yazması veya savaş harici bir ideolojisi olmayan kimselerdi. Hijyen konusundaki dikkatsizlik yüzündense, yenen ekmekten bile hastalanan erler olmuştu. Subaylar genellikle kitap okumaz, kendi alanını takip etmez, sadece savaş oldukça ortaya çıkar ve o anki görevini yapardı. Snellman, bu durumu da değiştirdi vee bu durumu değiştirmeye de, özellikle kendi sorumluluğu altındaki genç Fin erlerini yetiştirmekle başladı. Eskiden kışla bir hakaret gibi algılanırken, Snellman sayesinde kutsal bir şey olduğunun farkına varıldı.

“Ordu, özveri isteyen bir tarikat gibidir. Asker olmayan bizler, vatan savunması için yaratılan canlı kale duvarlarının önemini gerektiği gibi kavrayamıyoruz. Bu kale duvarlarının yapılmasında kullanılan her zerre, her kum tanesi canlı birer insandır. Bu kum taneciklerinden her biri, sırası gelince bizim yaşamamız ve dinlenmemiz için ölmeye hazırdır.”

“Milyonlarca insan bedenen, ruhen, fikren ve ahlaken çürürken hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor.”

Snellman ve aydın arkadaşları, Finlandiya’nın geleceğini etkilediler. Köylülere ve oluşturulmuş kültürel hiyerarşide altta gözüken insanlara nasıl eğitimle daha iyi bir konuma gelebileceklerini öğrettiler. Ayrıca az maliyetli sağlık kurum ve kuruluşlarının nasıl yapılabileceğini öğretip, milli duyarlılığı da arttırdılar. Fin halkının asil ve çalışkan bir halk olduğunu hatırlatarak, halkı çalışkanlığa ve özlerine davet ettiler. Bunların yanı sıra, bir erkeğin bir kadına nasıl davranması gerektiğini, bir ailenin nasıl kurulabileceğini, siyasi yönden toplumsal sözleşmelerin oluşumunu, her an bir savaş eşiğindeyken ne yapmaları gerektiğini de topluma öğrettiler. Gençleri edebiyata, müziğe, tiyatroya, siyasete, askerliğe yönlendirdiler, insanlara kendi hak ve hukuklarını öğrettiler. Sırf öğretmenlerin daha iyi bir hizmet vermesi için, her kış soğuktan dolayı yorgun düşmüş öğretmenleri ziyaret ederek onlara moral verdiler.

“Ulusa ve topluma yapışan manevi mikroplar da vardır. Onlar belki veba mikroplarından daha tehlikelidir.”

Finlandiya, şu an dünyanın en mutlu ülkesi olmasıyla birlikte; dünya eğitim sıralamasında 5. sırada, ekonomi alanında 44. sırada, askeri anlamda 56. sırada, her yönden iyi ülkeleri sırasında ise 3. sırada yer alıyor. Nüfusu 6 milyona yaklaşırken, gidilmesi gereken 15 ülke arasında da yer alıyor.

” Aydın olmak gösterişli bir kıyafet giymek yahut kolalı bir yaka ve modaya göre şapkayla dolaşmak değildir. Aydınlar halkın beynidir. Halk bizim eğitimimiz bittikten sonra iyi maaşlı bir işe girerek, akşamları lokantalarda oturmak veya sözde ‘okuma salonlarında’ kağıt oynamak için yetiştirmedi. Bu hayatı yaşayanlar aydın değil, aydın süprüntüleridir. Aydın olarak sizin vazifeniz halkın zekasını, vicdanını, irade ve enerjisini uyandırmak ve harekete geçirmektir. Toplumun alt kesimlerini daha iyi bir hayat kurmak için ne yapmaları gerektiği konusunda eğitmek – işte sizin göreviniz budur.

Snellman ve Finlandiya yükselişini anlatan Grigory Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabı, Atatürk’ün en sevdiği eserlerden biri olup, Kurtuluş Savaşı’na ilham kaynağı olmuştur. Atatürk bu kitabı, askeri okul müfredatlarında okutulmasını emretmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here