“Dünya sana hediye sunmaz, inan bana. Bir yaşam istiyorsan, çal onu… Var olmak! Ve düşünmek! Bin yıllarca…”

Din, aşk ve psikoloji alanında değerli eserler yaratmış ancak tarihin en eril linçine maruz kalmış Lou Anderas Salome’u herkes Nietzsche, Freud ve Rilke gibi isimleri kendisine aşık etmiş olmasıyla bilir. Lakin böyle bir kadını sadece bu üç isme indirgemek ve hikayesini sadece bu üç erkek ile sınırlandırmak doğru olmaz. Salome, kendi hikayesini hak eden ve bunu kendisi yaratan bir kadın. Bizlerde bugün sizlere dünyadaki ilk kadın psikanalist olan Lou Andreas-Salome’un hikayesini anlatmaya karar verdik. Tabii ki Salome’un hikayesinden bahsederken Nietzsche, Rilke ve Freud gibi isimlere değineceğiz lakin onlardan ibaret olmayacağız.

Salome, herkesi büyüleyen bir güzellik ile yahut Alman dilinde vermiş olduğu sayısız eseri ile değil de erkek egemen bir dönemde, çağının ilerisinde bir özgürlük anlayışına sahip olmasıyla ve özgürlük tutkusunu bir kamçı gibi kullanması ile tanınırdı.

“Sizin geçiş dediğiniz şey nedir? Eğer bunun arkasında onun için bu dünyadaki en harika şeyi yani özgürlüğü terk etmek gibi bir art amaç varsa, o zaman ben hep geçişe saplanıp kalmak istiyorum; çünkü vazgeçmiyorum.”

Ailesi Rusya’ya göçmüş Seferad Yahudisi olan Salome, 12 Şubat 1861 senesinde St. Petersburg’da, sert mizaçlı bir Rus generali ile abartılı partileri seven bir aristokrat bir kadının tek çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babasının bu katı tutumu ise beklenilenin aksine, Salome’u hiç ama hiç etkilememiştir. O yine başına buyruk, kural dinlemeyen bir kadın olarak büyümüştür. Ülkesinde kadınların yüksek öğrenim görmesi yasak olduğu için 19 yaşında ailesinin istememesine rağmen, Zürih’e giderek eğitimini teoloji, felsefe ve sanat tarihi üzerine tamamlamıştır. 24 yaşına geldiğinde “Tanrı ile savaşım” adlı ilk romanını yazmıştır ki bu bile Nietzsche’nin ilgisini çekmesi için yeterli olmuştur diye düşünüyoruz.

Bu arada eklemek isteriz ki, Salome, çocukken bile katı dini kuralları kabul etmemiştir. Onun için Tanrı arkadaş olunacak, olunacak birlikte tartışılacak hatta yanı başında uyunacak biri olmuştur. Salome, 17 yaşına geldiğinde ise annesine şu meşhur lafını etmiştir: “Tanrı bu gün öldü, o artık yaşamıyor…”

Salome, 21 yaşına geldiğinde ise, annesinin yaşadığı ciddi sağlık sorunları nedeniyle, anne-kız Roma’ya taşınmak durumunda kalmıştır. Alman yazar Malwida von Meysenbug, Salome’un annesinin yakın arkadaşı olduğu için de onun yanına yerleşmişlerdir. Salome burada yaşarken, Malwida’nın yakın arkadaşı olan yazar Paul Ree ile tanışmıştır. Aralarındaki güzel dostluk ise zaman içinde tek taraflı bir aşka dönüşmüştür. Her ne kadar Salome Ree’ye karşı bir aşk beslemese de, bu ikili birlikte yaşamaya başlamıştır.

1882 yılının Mayıs ayına gelindiğinde ise Salome, Nietzsche ile tanışmıştır. Salome’un teoloji alanındaki bilgi ile görüşlerinden ve onun kafeslenemeyen ruhundan etkilenen Nietzsche için böylece tek taraflı bir aşk hikayesi başlamıştır. Hatta Salome, Nietzsche’nin evlenme teklifini reddetmiştir. Nietzsche, Salome’un evlenme teklifini reddettiği ikinci erkektir. Zira ona göre, evlilik sevginin katilidir ve arkadaşlık sevgiye, daha da kötüsü cinselliğe dönüşerek yok olma riskinden kurtarılmalıdır. Bu konuda ise Salome şu lafı etmiştir: “Bedensel tutkudan ruhsal sempatiye giden yol yoktur, ama ikinciden birinciye gidilebilir.” Nietzsche’nin bu karşılıksız aşkı nedeni ile de Salome tarihte “Nietzsche’nin efsane aşkı olan” , “Nietzsche’nin evlenme teklifini reddeden” ve “Nietzsche’nin kadın düşmanı olma sebebi olan” kadın gibi kalıplarla anılmaya başlanmıştır. Böylece de, Salome’un tarihsel linci başlamıştır.

“Tanrı’nın var olmamasının imkansız olduğu kadar, benim de böyle bir dogmaya inanmam imkansız.”

Özellikle Irvin Yalom’un “Nietzsche Ağladığında” adlı kitabında yer alan entelektüel, erkekleri önce baştan çıkaran sonra onlarla oyun oynayarak akıl sağlıklarını yitirmelerine neden olan kadının Salome olarak anılması da, onun tarihsel imajını iyi etkilememiştir.

Nietzsche ‘den sonra ise Salome, Frederich Andreas ile tanışmıştır. Bu özgür ruhlu, dizginlenemeyen kadına, kısa sürede Andreas da tek taraflı büyük bir aşk beslemeye başlamıştır. O da, bu düşünce ile Salome’a evlenme teklif etmiştir. Aslında evlenmeye niyeti olmayan Salome, Andreas’ın intihar tehdidinden korkmuş ve bu nedenle onunla evlenmeyi kabul etmiştir. Lakin Salome, evlilik süresince Andreas ile hiç birlikte olmamıştır. Hatta Salome, 34 yaşına kadar bekaretini korumuştur. Zira ona göre, esas olan bedenlerin değil zihinlerin birlikteliği olmuştur ve o birlik sağlanmadığı sürece de bir şeyler yaşamak anlamsızdan öteye geçemeyecektir. Ayrıca bu evlilik süresince kocasının da bilgi ve izni dahilinde Salome, başka erkeklerle de flört etmeye devam etmiştir.

“Önemli olan yaşama inancının aslen ve hayati olarak var olmasıdır ki, bu hayatta kalmamız anlamına gelir.”

Bu süreçte ise Salome’un yolu ünlü şair Rainer Maria Rilke ile kesişmiştir. Karşılaştıklarında Rilke 20’lerinin, Salome ise 30’larının sonlarındadır. Bu adam da, tıpkı diğer her erkek gibi, elde edilemeyecek, ateşler içindeki bu özgüvenli ve farklı kadına umutsuzca aşık olmuştur. Lakin bu sefer ortada tek taraflı bir aşk yoktur. Salome’da, Rilke için “tek gerçekliğim” demiş ve onun “büyük bir sessizlik ve doğallıkla gelen” aşkını kabul etmiştir. Bilindiği kadarıyla Rilke, Salome’un ilk aşkı ve ilk birlikte olduğu erkektir. Yine de ilişkileri uzun sürmemiştir. Böylece Salome itibarına bir de “şair Rilke’yi de derinden etkileyen kırbaçlı kadın” unvanını eklemiştir.

Salome’un psikolojiye olan ilgisi ise 50 yaşına geldiğinde başlamıştır. Elindeki bilgilere psikolojiyi de katma arzusuyla 1911 yılının sonbaharında, Weimar Psiko-Analitik Kongresi’ne katılmıştır. İşte bu dönemde Salome’un izlediği yol, onu Sigmund Freud’a çıkarmıştır. Böylece Salome, Freud’a tanışmak ve onun psikanaliz üzerindeki engin bilgilerinden yararlanmak istediğine dair mektuplar yazmaya başlamıştır. Bu ikili 25 yıl boyunca mesleki konularda (özellikle narsisizm konusunda) mektuplaşmışlardır. Özneyle uğraşmayı özel tutkusu haline getiren Salome’un bu dönemki çalışmalarından ortaya en tanınmış ve en özgün yapımı “Erotik” çıkmıştır. Erkek ve kadın arasındaki aşk üzerine yazılan dört makaleden oluşan bu eserde, Salome, aşkın bir erkeğe ya da kadına yönelik olmadığı tezini ortaya atmıştır. Salome’a göre: “Sevgi içinde biz, sandığımız gibi başkasıyla dolu değiliz. Kendimizle, kendi durumumuzla doluyuzdur. Biz başkasına değil kendimize sarılıyoruzdur. Aşk kendi ölümüne çabalar. Aşk bu amaçtan vazgeçerse, gerçekleşmemiş bir çaba olarak yaşar.”

Bu süreçte ise Salome ile Freud’un arasında sadece güzel bir dostluk ve iş ilişkisi yaşanmıştır. Lakin Salome 76 yaşında öldükten sonra Freud, ona olan aşkını “Ona duyduğum aşkı ve hayranlığı söylemiş olmayı isterdim.” diyerek itiraf etmiştir. Ayrıca belki de Salome’u en iyi anlayan erkek olduğunu şu sözleriyle de göstermiştir: “Korkunç bir zeka… Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.” Zira Salome’da yaşamını “doğal kuvvetlerin işleyişine benzer bir zorunluluk duygusunun” yönettiğini söylemişti ama aslında zorunluluk adını verdiği bu duygu, onun özgüveninden başka bir şey değildi.

Tüm hayatını aynı doğallık ve üretkenlikle yaşamış olan Salome, 5 Şubat 1937 yılında Almanya’da hayata gözlerini kapamıştır. Ölmeden önce söylediği son sözler ise şunlar olmuştur: “Düşüncelerimi serbest bıraksam, aklım kimseyi bulmaz. Tüm bu olup bitenden sonra, en iyisi ölmek.”

Salome, belki de tarihin en çok haksızlık yapılan kadınlarından biridir. Zira aslında yaptıklarında ne bir narsisizm, ne de bir art niyet vardır. Salome, sadece döneminin çok ilerisindedir. Daha kadınların söz hakkının bile tam olmadığı dönemlerde, Salome karşısına çıkan erkekleri reddetmiş ve kendisinin bir birey olduğunu ve kendisiyle mutlu olduğunu insanlara o baş döndüren özgüveni ile göstererek dönemin tabularını yıkmıştır. Bu da, onun hayatındaki erkeklerin özgüvenlerini kaybetmelerine neden olarak, onu şeytanlaştırmalarına yol açmıştır. Salome, kendini “ben” olarak tanımlayabilen, hayatın karşısında tüm “ben”cillikleriyle durabilen, yaşamı “kendi ideal durumlarına” göre yaşayabilen ender kadınlardan biridir. Onun etrafındaki erkeklerin onu şeytanlaştırmasının nedeni, onun dönemin koşullarında, hayatın karşısında sadece “kendi ideal durumuna” göre, başka bir şeye örneğin bir erkeğe bağlı olmaksızın, yaşama cesaretini göstermesinden kaynaklanmıştır.

“Kesinlikle kendi hayatımı yaşayabilirim. Ve ne olursa olsun bunu yapacağım. Böyle davranarak hiçbir ilkeyi temsil etmiyorum; ama çok daha güzel, benim içimde olan bir şeyi, tamamen yaşamın sıcaklığı olan, neşe dolu ve kaçıp gitmeye çalışan bir şeyi temsil ediyorum.”

Kısacası Salome, döneminin ataerkil yapısına meydan okumuştur diyebiliriz. Hatta kendisi de yayımlanan 15’i roman 19 kitabından birinde “Anılara bağlı kalırım ancak bir erkeğe asla bağlı kalmam.” diyerek erkekleri adeta objeleştirmiş ve bu meydan okumayı da kanıtlamıştır. Toplumun kadın imajından uzak olduğu için taşlanan bir kadın olmuştur. Salome kimsenin kadını olmamıştır. Salome kendisinin kadınıdır! O, birilerinin sevgilisi ya da arkadaşı olmamış, bağımsız bir insan, düşünür ve yazar olarak hayata gözlerini yummuştur. Salome, aşağılanmayı değil, saygıyı hak eder.

Burada insan ‘Salome bir erkek olsaydı da insanlar onu böyle adlandırır mıydı?’ diye düşünmeden edemiyor…

Son olaraksa sizlerle, Salome’un Freud ile olan mektuplarının arasından ortaya çıkan ve Nietszche’den ilham alarak yazdığını söylediği ve adeta Salome’un hayatını özetleyen “Yaşam İlahisi” isimli şiiri paylaşarak, yazımızı sonlandırıyoruz.

Yaşam İlahisi

Elbette bir dostun sevdiği gibi

Seviyorum seni esrarengiz yaşam.

Seninle güldüm, seninle ağladım,

Bana ya neşe verdin ya da ızdırap.

Seni bütün zararlarınla birlikte seviyorum;

Ve beni yok etmen gerekiyorsa,

Kollarından ayrılırım,

Dostunun göğsünden koparılan bir dost gibi.

Tüm gücümle sarılıyorum sana!

Alevlerinle yak beni,

Kavganın ateşinde ben de olayım,

Esrarını daha da derinlere indir.

Yaşamak ve düşünmek binlerce yıl!

Daha sıkı sar beni kollarınla.

Eğer bana verecek neşen kalmadıysa,

Olsun… Daha acıların var ya.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here