Öncelikle şu güzel eseri bir seyredelim. Bu heykelin bize anlatmaya çalıştığı nedir? Eser hakkında hiç bir bilgimiz olmasa ondan neler öğrenebiliriz? Bir adam bir kadını belinden tutmuş, kadının saçları ve parmak uçları dallara dönüşmüş ya da dönüşüyor. Kadını ağaca dönüştüren adam mı? Yoksa adam, kadın ağaca dönüşürken son anda mı yetişiyor? Tüm bu soruları yanıtlamadan önce eserin doğuşuna, onu hangi dehanın ya da dehaların yarattığına bir bakalım.

Gian Lorenzo Bernini (Giovanni Lorenzo Bernini) 1598-1680

Apollon ve Daphne heykelinin heykeltıraşı Gian Lorenzo Bernini‘dir. Bu adamı nasıl övsem bilemiyorum hani heykelini yapsalar beton yetmez derler ya bu adama da kelimenin tam anlamıyla beton yetmemiştir. Roma’da görebileceğiniz mimari yapıların ve heykellerin %85-90’lık kısmı Bernini’ye aittir. Heykelde barok stilinin yaratıcısı Bernini, neredeyse tüm sanat alanlarıyla ilgilenmiştir. Özellikle mimari, heykeltıraşlık, resim alanlarında tanınır. Eserlerinin bir kısmını sayacak olursam: Dört Nehir Çeşmesi (The Four Rivers Fountain), Persophone’nin Kaçırılması (The Rapture Of Proserpina), Azize Terasa’nın Vecdi (Ecstasy of Santa Terasa), Davut.

Bunun yanı sıra Bernini eserlerini küçük maketler halinde tasarlayıp kendi keşfettiği ya da eğittiği yetenekli gençlere yaptırmaktadır. Apollon ve Daphne heykelinin en çarpıcı kısımları rüzgarda salınan saçlar ve defne ağacı dallarına dönüşen Daphne’nin parmakları, Giuliano Finelli’nin yardımıyla yapılmıştır. Yeteneği sayesinde devlet sanatçısı konumuna gelen Bernini, kilisenin desteği ile Roma ve Vatikan’daki mimari eserlerin neredeyse hepsini yapmıştır. Heykel günümüzde İtalya’nın Roma kentinde Borghese Galerisi’inde sergilenmektedir. Bernini’yi kısaca tanıdıktan sonra bu heykelinde ne anlatmak istemiş, gelin biraz onunla ilgilenelim.

Apollon & Daphne Mitosu

Apollon Latince ismiyle Apollo; güneşin, müziğin, ateşin, kehanetlerin tanrısıdır. Ayrıca attığı her oku tutturmaktadır. Daphne ise nehir tanrısı Peneus’un kızıdır. “Daphne” dilimize “Defne” olarak geçmiştir. Defne ağacının adı bu mitosa dayanır.

Apollon, Python adındaki destansı korkunç yaratığı öldürür. Apollon elde ettiği zaferin sarhoşluğuyla gururlanırken çocuk tanrı Cupid’e denk gelir. Cupid bildiğimiz Erostur, Yunanlılardan sonra gelen Romalılar Eros’a, Cupid demiştir. Gururlu Apollon, çocuk tanrının elindeki yaya laf uzatır. “O elindeki güçlü silahla ne yapıyorsun yaramaz çocuk?” diyerek çocuk tanrıyı küçümser.

Ve ardından Apollon: “Senin yayın benim omuzlarıma uygundur, ve bu yay vahşi hayvanlara, düşmanlara ve sayısız oklarla daha yeni öldürdüğüm midesinden hastalıklar saçan pis Python’a ölümcül hasarlar verir. Ve sen yayınla benim onurumu elde etmeye çalışmaktansa birkaç aşığı bir araya getirmeye çalışıyorsun.” diyerek Cupid’i aşağılar.

Gururlu Apollon’un laflarından sonra intikam ateşiyle kavrulan Cupid, iki tane ok yapar. Birinicisi sivri altın uçlu ok, saplandığı kişiyi deli divane aşık eder, ikincisi kör uçlu kurşun ok, saplandığı kişinin sevgi ve aşk kapılarını sonsuza kadar kapatır. Cupid altın uçlu oku, Apollon’a, kurşun uçluyu ise Daphne’ye atar ve saplar. Okun etkisiyle aşkının kölesi olan Apollon, sevdiği Daphne’yi kovalamaya başlar. Daphne’nin kalbi sevgiye ve aşka kapalı olduğu için Apollon’dan kaçar. Böylece kovalamaca başlamış olur.

Apollon, Daphne’yi nerede görse onu elde etmek için peşinden koşar. Bakire Daphne kaçarken yorgun düşer, yakalanacağını anlayınca babası Peneus’a kendisini bu durumdan kurtarması için dua eder. Peneus, kızının çağrılarına yanıt verir ve onun kollarını dallara, ayaklarını köklere, saçlarını yapraklara dönüştürür. Tam bu dönüşüm esnasında Apollon aşkını yakalar fakat artık her şey için çok geçtir, Daphne artık ağaca dönüşmüştür. Apollon ona sarıldığında halen kalp atışları duyulmaktadır.

Apollon, Defne kendisinden dehşetle kaçsa bile onu sonsuza kadar onurlandırmaya ant içer. Ve şöyle der: “Bundan sonra saçlarım (tacım) sen, lirim sen, oklarım sen olacaksın defne ağacı. Adın iki yerde duyulacak, Romalı askerlerin zaferden sonra eve dönerken söylediği neşeli şarkılarında ve Kapitol tepesinde yapılan büyük kutlamalarda.”

İlginç bir yorum

Bu ilginç yorum da Ersnt Cassirer – Dil ve Mit (Pinhan Yayıncılık) kitabında geçmektedir. Cassirer Yunanca’nın tarihine inerek dilin işlevini incelerken, bu mitosu temele alır. Eski bir Hint Avrupa dili Sanskritçe de Daphne “Ahana” anlamına gelir. Sanskritçe de Ahana “tan kızıllığı” demektir. Kendisini kovalayan kişi Apollon, Sanskritçe de “parlaklık” anlamına gelmektedir. Bu nokta da her şey ortaya çıkar. Yunancadaki bu öykü aslında her gün sergilenen sıradan bir olayın tasviridir. Apollo’nun Defne’yi yani, güneşin tan kızıllığını kovalaması, her sabah yaşanan bir olayın dile yansımasıdır.

Gözlerimizde doğan manzara dile geçmiştir, dilden yine başka bir dile. Anlamı değişse bile, ana tema değişmemiş bir öykü olarak tekrardan karşımıza çıkmıştır. Eski insanlar, güneşin doğuşuyla, tan kızıllığının yok oluşunu bu şekilde anlamlandırmış. Uzun lafın kısası, şu oyulmuş taş parçasına baktığımızda gururun, şehvetin, hüznün bir karışımını da görebilirsiniz, her sabah doğan güneşin tan kızıllığını kovalamasını da.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here