Oyun dünyasında, geçmişten günümüze birçok büyük karakter gelip geçti fakat içlerinden sadece birkaçı, oyunu bitirdiğimizde ve son defa ‘Oyundan çık’ seçeneğine tıkladığımızda, hayatımızdan çıkıp gitmek yerine, üzerimizde bıraktıkları etkilerle belki de yıllarca yanımızda kalmaya devam etmeyi başarabildi. Bu karakterler arasında politik görüşleriyle ve etik kurallara bakış açısıyla, düşüncelerimi derinden etkileyen belki de tek karakter Andrew Ryan, sağ kolu Bill’in de deyimiyle Büyük Adam’dı.

Andrew Ryan, Bioshock oyunundaki antagonistimiz, oyunun baş kötüsü, ‘insanlara zulüm eden bir yönetici!’ Rapture Şehri’nin yıkım dönemlerinde, Atlas’ın sözlerine inanan Rapture halkı böyle düşünüyordu en azından… Olayların çok daha öncesini öğrenmemizi sağlayan bir roman çıkmasaydı, belki bizler de asla anlayamazdık böylesine özgürlükçü, böylesine hür vaatlerde bulunan bir adamın nasıl böyle bir tirana, bir diktatöre dönüştüğünü. Bu yazıda sizlere Rapture veya Bioshock anlatmayacağım, bu yazıda Büyük Adam Andrew Ryan’ın felsefesi ve düşünceleri hakkında bir kaç şey söyleyeceğim.

Birçok oyun, film ve dizinin kendince mantıklı bir sloganı vardır ve eminim ki sizlerin de mutlaka favorisi olan bir slogan vardır. Benimki ise Andrew Ryan tarafından, Bioshock oyununun son sahnesinde söylenmiş ve o günden beridir beynimin bir tarafına (ayrıca WhatsApp durumuma) kazınmış olan “A man chooses, a slave obeys! ” kalıbıdır. Yani diyor ki: “Bir insan seçer, bir köle itaat eder!“. Sadece duyması bile hoş olan bu söz aslında üstüne düşününce çok basit ve gözümüzün önünde olan lakin kavramakta zorlandığımız bir gerçeği gün yüzüne çıkarıyor: Gerçekten, özgür müyüz?

Andrew Ryan’ın kafamda bu soruyu uyandıran repliği, bende Fahrenheit 451 kitabında Clarisse’nin Montag’a sorduğu “Mutlu musun?” sorusuyla aynı etkiyi yaratmıştı. Andrew Ryan (tıpkı Montag’ın da zamanında yaptığı gibi), durup yağmuru görmezden gelmek yerine, kafamı biraz geriye atıp, ağzımı açmamı ve yağmur damlalarının tadına bakmamı sağladı. Özgür müydük? Biz “insan” mıydık, yoksa “köle” miydik? “Tabi ki özgürüz” dedim kendi kendime ilk başta. İnsan seçer, köle itaat eder. Lakin seçimlerimizi kendimiz yapmadığımız şeylerde köle olmuyor muyuz o halde? Bu soruyu sorduğumdan beridir, çok daha özgür bir insan olma yolunda hızla ilerliyorum.

‘Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ isimli romanda da bahsedildiği gibi; kahraman, aslında kendisi için doğru olanı yapmaya başladığı anda çıkıyor o sonunda ejderhayı kesip, prensesi kurtaracağı maceraya.

Neyin doğru olduğuna inandıysam onu yaptım o günden bu yana ve özgür hissediyorum. Andrew Ryan, beni özgür kılan bir “oyun karakteriydi”. Dolayısıyla dediğim gibi, son kez oyundan çık seçeneğine tıkladığımda ve ekran son kez karardığında, diğer karakterler gibi yok olup gitmek yerine beynimin içine kazındı.

Bu yazıyı neden yazdığımı düşünüyorsanız, çok fazla insan günümüz dünyasında tükettiği eserleri bir çırpıda bitirmeye uğraşıyor. Bu yüzden de içlerinde gizli olan mesajları ve belki çok daha büyük hikayeleri kaçırıyor. Koşarak Mona Lisa yorumlayamazsınız arkadaşlar. Evet hayat artık hızlı akıyor fakat bazen durun, kafanızı arkaya atın ve yağmur damlalarının tadına bakın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here