Bir kadının ilmik ilmik dokuduğu kent, dünyaya miras olarak bıraktığı kent: Palmira.

Güzelliği ve şehirciliğiyle aradan geçen zamana rağmen halen kendisinden söz ettiren nadir kentlerdendir Palmira. “Çöle hayat veren bir gelin misali” diye kendisine hitap edilen kent olmuştur Palmira.

Konumuz edebiyat olsaydı burada ”Gelin ile palmira” arasındaki benzetmelerindeki haklılığı sayfa sayfa yazmak isterdim. Gelin görünki konumuz antik dönemlerden bu güne adından halen söz ettiren bu kentin tarihçesi ve önemi.

Bugünkü Suriye, Filistin, Lübnan, Mısır ve Anadolu’nun bir kısmını kapsayan kısa süreli bir imparatorluktu Palmira. Roma İmparatorluğu zamanında, yönetimden bağımsız bir şekilde Kraliçe Zenobia tarafından kurulmuştur.

Roma’nın etkisinden çıkarak Palmira kentinin sınırlarını genişleten Kraliçe’nin imparatorluğu; Roma İmparatorluğu’nun olaya dahil olmasıyla beraber, 3. yüzyılın ikinci yarısında ortadan kaldırılmış ve Kraliçe Zenobia, İtalya’nın Tivoli şehrinde mecburi ikametle cezalandırılmıştır.

Kraliçe Zenobia’nın Palmira’ya Son Bakışı, (Herbert Schmalz)

Adını verdiği imparatorluğa kısa süre hizmet eden Palmira Şehri, antik zamanların önemli dini ve ticari merkezlerinden biriydi. Suriye Çölü’nün ticaret kervanlarının geçiş noktası olması sebebiyle ismi “Çölün Gelini” olarak da adlandırılmıştır. Palmira (şimdiki yerel ve tarihteki adıyla Tadmor), Suriye’nin en önemli tarihi ören yeri olmasının yanı sıra, dünyada da en tanınmış kültürel miraslardan sayılmıştır. Asurlular ve Perslerden itibaren Palmira, Mezopotamya ile Akdeniz arasında kervanların vazgeçilmez uğrak yeriymiş. Bu kervanlardan alınan yüksek geçiş ücretleri ile kalkınan Palmira, Romalılar’ın 1. yüzyılın sonlarından itibaren sınırlarını doğu Akdeniz’de genişletmeye başlamaları ve şehir üzerinde kontrolu ellerine geçirmeleri sonrasında bile sahip oldukları avantajlardan yoksun kalmamış. 

Palmira’da konaklayan kervanlara Akdeniz kıyısına kadar refakat ve güvenlik de sağlanan Zenobia döneminde, kentin kapılarında ticarette ve şehir içinde uyulması gereken kuralların olduğu yazılar asılırmış. Palmira Krallığı ile yetinmeyen Zenobia, topraklarını genişletmek için ordusuyla fetihlere çıkmış ve dönemin en güçlüsü olan Roma İmparatorluğu için tehdit olacak kadar ilerlemiş. Zenobia, ordularının başında önce Bosra Garnizonu (Suriye’nin güneyinde), daha sonra Arabistan İli’ne girmiş ve arkasından Mısır’ın bir kısmını istila etmiş. Kendi adına para bastırıp, Roma İmparatorluğu’ndan da bağımsızlık isteyince, bardağı taşırmış. Zenobia, Romalılar ile de savaşmış ve yenmiş ancak güçlü ordusuna ve diplomasi yeteneğine rağmen kendisinin de, krallığının da sonunu getiren büyük bir yenilgi yaşamış. Romalılar, Kraliçe Zenobia’yı yenmekle yetinmemiş, sarayını da yerle bir etmişlerdir. Bu nedenle sarayın nerede olduğunu bulmak adına ciddi çalışmalar yapılmıştır.

Roma’ya götürülen Zenobia, altın zincirlere vurulu olarak Roma sokaklarında dolaştırılmış. Ömrünün kalan günlerini İmparator tarafından tahsis edilen bir villada geçirdiği söylenirmiş. Ancak bazı kaynaklara göre ise, tutsak yaşamaktansa, kendisini açlığa mahkum ederek intihar etmeyi tercih etmiş. Palmyra Kraliçesi Zenobia’nın küstah ve dikbaşlı inatçılığı işte böyle tarihe yazılmış. Kraliçenin sonu bir bakıma şehrin de sonu olmuş. Roma birlikleri, eskinin öcünü almak için şehirde büyük bir katliam yapıp ateşe vermişler.

Ancak Suriye’de anlatılan efsaneler ve ayaklanma öncesi, yılda birkaç kez sahnelenen Zenobia müzikallerinde, dans gösterilerinde kraliçenin yenilgisinden çok ülkesine getirdiği refah, ordusuyla sefere gidecek kadar iyi olan savaşçı yönü ve diplomasi yeteneği konu alınmıştır.

Milattan sonra 273 yılında Roma yönetimine karşı ayaklanmasını yerle bir edilerek ağır bir şekilde ödeyen Palmira, bir daha hiçbir zaman kendini toparlayarak eski ihtişamlı günlerine dönememiş, lakin döneminin en ihtişamlı şehirlerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here