Netflix’in ikinci orijinal Türk yapımı olan Atiye, geçtiğimiz günlerde çıkışını yaptı. Ben de tabii ki oturup çıktığı gün izledim. 8 bölümden oluşan ve başrollerinde Beren Saat ve Mehmet Günsür‘ü barındıran Atiye, baştan sona bir gizem dizisi. Fantastik bir şeyler beklemeyin, fragmanda bizleri biraz yanıltmışlar. Fantastik beklemiyordum gerçi ama daha mistik bekliyordum. O yüzden dram, gizem ve hafif mistik bir hava harici, diziden tür olarak beklentiniz olmasın. Dizi izlenir mi? İzlenir. Daha iyi olabilir miydi? Kesinlikle! Bu yazımda sizlerle Atiye’nin eksikliklerini konuşmak istiyorum. SPOILER uyarısı, diziyi izlemeyenler, yazının kalanını okumasın.

Konusu Açısından: Normalden Farklı

Öncelikle dizinin konusuna değinmek istiyorum. Konu aslında güzel arkadaşlar, lakin dedğim bu aşırı gizem havasının içinde biraz kayboluyor. Yani siz sürekli nedeni belli olmayan va açıklanmayan olaylar izliyorsunuz, nedeni düşünürken de konu biraz kaçıyor. Kısaca konuya SPOILERSIZ değinmem gerekirse; Bizim Atiye bir ressam, kendini bildi bileli de hep aynı figürü çiziyor. Hatta sergisi sadece bu figürü çizdiği eserlerinden oluşuyor. Bir gün Göbeklitepe’de yapılan bir kazı sonucunda duvara kazınmış bir figür buluyorlar. Atiye’de bir bakıyor ki bu onun çizdiği sembol. Has kızımın hemen bu sembolü görmek için Göbeklitepe’ye gidiyor. Geldiğinde ise bura ile mistik bir bağ seziyor. Burada has oğlanımız Erhan ile tanışıyorlar. Olaylar Göbeklitepe’de gizemli bir hava ile başlıyor. Sonra Atiye, bazı vizyonlar görüyor, sesler duyuyor, birtakım insanları görmeye başlıyor. Böylece Atiye delirdi mi, yoksa olanlar gerçek mi gizemi başlıyor. Olanların gerçek olduğunu fark ettiklerinde (ettiğimizde) ise neden olduğu gizemi başlıyor. Veee ne yazık ki hiçbir gizem çözülmüyor.

Atiye, havası olarak alıştığımız Türk dizileri gibi değil. Farklı bir havası, konusu ve atmosferi var. Göbeklitepe’nin duyurulması açısından da önemli bir dizi. Lakin ne yazık ki dediğim gibi dizinin konusu, gizemli havasının içinde kaybolmuş halde. Evet Atiye var, evet Erhan var, evet bir takım olaylar yaşanıyor, bir kötü adamımsı bir adam var. Fakat o kadar. Bunlar neden var, asıl olay ne gibi soruların hepsi cevapsız kalıyor. Bu da bizlerin bu dizi de tam olarak ne olduğunu anlamımıza engel oluyor diyor ve diğer maddeme geçiyorum.

Türü Açısından: Bitmeyen Bir Gizem

Atiye’nin türünde de gizem olduğu yazıyor, lakin değişen senaristlerin hepsinin gizemi yanlış anladıklarını düşünüyorum. Gizem dizilerinin özelliği nedir? Dizide belirli olaylar gelişir birbirinden bağımsız, hepsi seyircinin kafasında bir soru işareti bırakır. Lakin dizi bitmeden bu soru işaretlerinden bazılarının cevabı verilir. İşte Atiye, bu son kısmı yapmıyor. Bizlere dizi boyunca tonlarca çözülmesi gereken soru veriyorlar, fakat finalde birinin bile cevabını vermiyorlar. Çok ciddi söylüyorum, birinci sezon özetini izleyen bir kişi, Atiye’nin ikinci sezonunu çok rahat izleyebilir, zira birinci sezonda hiçbir sorunun cevabı verilmedi.

Diziyi hiç izlememiş bir arkadaşınızla ikinci sezonu birlikte izlediğinizi düşünün. Size soracaktır:
“Bu sembolün anlamı ne?”
“Atiye’nin ne özelliği var, neden Atiye? Atiye neden özel? Atiye’nin özelliği nereden kaynaklı?”
“Serkan neden Atiye’ye takık?”
“Serkan’ın amacı ne?”
“O kapıyı neden Atiye’nin anneannesi ve Erhan’ın babası açmamalıydı, neden Atiye ve Erhan?”
“O kapının asıl amacı neydi?”
“Atiye’nin teyzesinin yüzü, binlerce yıllık duvarda nasıl yer aldı?”
“Atiye’nin soyu mu genel olarak seçilmiş, yoksa sadece Atiye mi? Ve neden?”
Bunların hiçbirinin cevabını sezon finalinde alamadık. Dolayısıyla vereceğiniz tek cevap “Bilmiyorum” olur.

Tamam, zaten her sorunun cevabını alsaydık da, ikinci sezona cevaplanacak hiçbir soru kalmazdı. Lakin normal bir dizide, sezon finali olmadan bu sorulardan en azından ikisinin cevabı verilirdi. Bu dizi, ilk bölümde başlattığı gizem havasını, son bölümünde de korudu. Yani hiçbir şey açıklanmadı. Ki bu durum beni sinir etti. Zira 8 saat bu diziyi izledim, ve “Eeee?” diyerek diziyi bitirdim.

Dizinin ilk sahnesinde Atiye’nin cenazesini görüp, finalde o mertebeye nasıl erişeleceğine dair en ufak bir fikir sahibi olamamaksa, oldukça sinir bozucuydu. Özellikle dizi boyunca “Atiye kimsin sen?” diye herkes sorup durdu, lakin dizi bize Atiye’nin kim olduğunu söylemedi bile…

Senaryo Açısından: Şaşırtıcı Bir Yanı Yok

Her sinefilin benimle aynı şeyi düşüneceğine eminim ki, Cansu’nun evlatlık olduğunu ve Erhan’ın da kaybettiği bir kız kardeşi olduğunu duyduğumuz an da “Aha, klasik Türk filmi, bunlar kardeş çıkar!” demişizdir. En azından ben dedim. Keza Ozan’ın babası Serkan Bey’inde, Atiye’ye olan üstün ilgisi ve karanlık havası da, onun Atiye’yle ilgili şahsi bir planının olduğunu, oğlunun boş yere onunla evlenmesini istemediğini ve dizinin kötü adamının kendisi olacağını da direkt düşündürmüştü. Keza Cansu’nun öleceği de, bir önceki akşamdan intihara yönelik söylemleri ile belliydi, onun Ozan’dan dolayı öleceği de aşikardı. Atiye’nin deli olmadığı, annesinin bir şeyleri gizlediği de belliydi. Benim için dizide senaryo ve kurgu bazlı bir sürpriz yoktu. Her şey beklediğim gibi gelişti.

Bu demek değil ki senaryo aptallıkları yoktu. Nemrut dağında, sit alanında, dinamit patlatan bir dizi bu arkadaşlar. Atiye’nin annesinin tüm geçmiş yalanmış ve eşi dahil kimse bunu sorun etmedi bile… Yahut Atiye’ye annesi deli muamelesi yaptı da, Cansu hariç bir kişi bile buna sesini çıkarmadı… Senaryo da ana karakter hariç, yan karakterlere sadece dokunulmuş, üzerinde durulmamış. Ha baş aptallık bence azimle sürdürmeye uğraştıkları bu gizem havasıydı… “Senaryoya aptal derken, konuya nasıl iyi diyebilirsin?” diye soran arkadaşlara cevabım ise, konunun çok daha iyi ele alınabileceği olacak. Bence biraz vasat yazım nedeni ile bekleneni veremeyen bir dizi oldu Atiye.

Oyunculuk Açısından: Üzgünüm ama Standart

Oyunculuk açısından “Wow! Ne oynamış be abi!?” yahut “Adam kendini aştı, oyunculuk budur!” dedirtecek bir durum yoktu. Oyunculuk standart, stabildi. Yanlış anlaşılmasın, demiyorum ki oyunculuk kötü. Sadece….normal. Bunun nedeni biraz da senaryodan kaynaklı. Zira senaryoda da, oyunculara kendilerini parlatacakları sahneler yazılmamış. Başrol olarak Beren Saat yahut Mehmet Günsür değil de, orta seviyeli bilinmedik iki insanı koysanız da, onlar da böyle oynardı. Bunu onları yermeye de demiyorum, senaryo el vermedi diyorum.

Özellikle Başak Köklükaya‘nın oyunculuğu çok durağandı, ki karakteri nedeni ile büyümeye çok yeri vardı. Melisa Şenolsun her ne kadar seyirci tarafından çok beğenilse de, oyunculuk olarak kalıpların içindeydi, onun hakkında “Ne güzel oyuncu bu, neden daha önce keşfedilmedi?” demedim, “Ne güzel kadınmış, neden şimdi gördük?” dedim. Beren Saat ve Mehmet Günsür’ü normalde beğenmeme rağmen, bu dizide onlarında abartılacak bir yanı yoktu. Bence dizide en iyi performans sergileyen Metin Akdülger’di. Kısıtlı alanında, gerçekten çok iyi işler başardı.

Görsellik: Karanlık Değilse Güzel

Dizinin fragmanında olan sorun, dizinin kendisinde de var. Sahne karanlıklaştığı zaman, sahne gözükmüyor. En az iki kere bilgisayarımın parlaklığı mı kısık diye kontrol ettim, lakin sorun bilgisayarımda değilmiş.

Şanlıurfa, Adıyaman gibi dizilerde görmeye alışmadığımız şehirlerimizi görmek beni çok memnun etti. Güzel bir değişim olmuş. Zira dizinin yarısı İstanbul’da geçiyorsa, kalan yarısı İstanbul’un doğusunda geçiyor. Üstelik ülkenin doğu tarafını alıştığımız kalıplarla yansıtmamış bu dizi, ki buna çok sevindim. Ayrıca geçiş sahnelerinde İstanbul silüeti yerine, Göbeklitepe silüeti görmek oldukça hoş bir dokunuştu.

İnsanlar Sevişebilir Arkadaşlar!

Bu dizinin gündeme içerdiği üç sevişme sahnesi ile gelmesi ise belki de en sinir bozucu olan kısım. Arkadaşlar, insanlar sevişebilir, kadınlar sevişebilir. Sırf bizim kıt televizyon yapımız sizlere bunları göstermiyor diye, bunlar yasaklı şeyler demek değil. Televizyonda karısını evire çevire döven adam sizler için okey de, sevgilisi ile sevişen kadın mı sorun? Yapmayın alah aşkına zihniyetinizi genişletin biraz. Google’a Atiye yazınca görsellerde ekrana sadece Beren Saat ve Melisa Şenolsun’un sevişme sahnesinin gelmesi, bir zihniyet yoksunluğudur! Koskoca diziyi bununla sınırlamaksa vizyonsuzluktur!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here