Death Stranding…Şu an ip cambazlığı yaptığımın farkındayım. Oyun dünyasının efsane ismi Hideo Kojima‘nın Konami ile yollarını ayırdıktan sonra 2016 yılındaki E3 fuarında duyurmakla kalmadığı, hiçbirimizin bir şey anlamadığı fragman ile gösterdiği ilk oyun Death Stranding gün yüzüne çıkmıştı. Ve doğal olarak herkeste bir HYPE etkisi oluştu. Ben dahil bir kesim bu oyunun yılın oyunu olacağını savunuyordu. Baştan söyleyeyim, yılın oyunu unvanı hâlâ Sekiro’ya ait. Neyse, oyun çıktı ve eleştirmenlerden genel olarak olumlu dönüş aldı. Ama oyuncular öyle değildi; bir kesim oyunu bir başyapıt olarak nitelendiriyor, bir kesim ise oyuna demediğini bırakmıyordu. Şahsen ben oyunun ne başyapıt olduğunu düşünüyorum ne de kötü olduğunu. Hadi bakalım neymiş bu Death Stranding.

Oyunun hikayesini şöyle anlatmaya çalışayım;
Hikaye kıyamet sonrası bir Amerika’da geçiyor. Oyunun deyimiyle Kıyı Varlıkları, oyundaki zamanyıkım yağmurlarına yol açan ve cesetler ile etkileşime girdiğinde büyük bir çukur oluşturan patlamalara yol açan “ölüler dünyası” varlıklarıdır. Evet bu “ölüler dünyası” adını şu an ben yerleştirdim çünkü ancak böyle anlatabilirim. Bu zamanyıkım yağmurları insanin derisine işleyince yaşlandıran bir özelliğe sahip. Bu nedenle insanlar Düğüm Şehirleri adını verdiği yer altı şehirlerinde yaşıyorlar. Gerekli şeyleri taşıma konusunu da cesaretli kargocular üstleniyor. Norman Reedus’un canlandırdığı ana karakter Sam Porter Bridges ise bu görevi üstlenen kargoculardan. Yine oyunun deyimiyle “öteleşim sahibi” olan Sam aynı zamanda bir öteci. Öteleşim sahibi olanların özel yetenekleri var. Sam 2.sınıf bir öteleşim sahibi ve daha yüksek sınıfta olanların farklı özellikleri de olabiliyor. Bunlar ışınlanma, Kıyı Varlıkları’nı kontrol etme gibi özellikler. Bunları kullanan insanların tek sorunu ise, özelliği kullandıktan hemen sonra durup dururken ağlaması. Öteciliği ise kısaca ölümsüzlük diye tanımlayabilirim. Kargo şirketlerinden bir hükümet olarak da tanımlayabileceğimiz Bridges’ın amacı Düğüm Şehirleri’ni tekrardan bir araya getirerek dağılmış olan Amerika’yı tekrardan tek parça haline getirmek. BB’ler bu Düğüm Şehirleri’ni bir araya getirmemizde ve kargo taşımada yanımızda bulunan en büyük yol arkadaşları. Bunlar aslında oyunun dünyasını anlatmaya çalıştığım bir yazıydı. Şimdi ise çok kısa bir şekilde oyunun giriş bölümünü özetleyeyim.

Karısını kaybetmiş olan Sam serbest kargoculuk yapmaktadır. Bir gün kıyıya geçmekte olan bir cesedi yakmak için Bridges firmasındaki kargocularla yola çıkar. KV saldırısına uğradıktan gidenlerin arasından sadece Sam ve BB sağ çıkmıştır. Baygın halde uyanan Sam, bir odada uyanır. Annesi yani başkan Bridget ölüm döşeğinde Sam ile son kez konuşur. Sam’den istedikleri şey yer altındaki Düğüm Sehirleri’ni kiral ağa bağlamak ve Amerika’yı bir araya getirmek. Hikaye kabaca bu.

Olayın geneline ve bütününe baktığımızda çok yenilikçi bir senaryoymuş gibi gelebilir, gerçekten öyle. Böyle bir senaryo ve bunları bir oyunun içerisine entegre etme fikri gelse gelse Kojima’nın aklına gelirdi herhalde. Ki böyle bir aslında “kargo simülasyonu” oyununu şu zamanlarda çıkartmak da ayrı bir cesaret. Senaryo bakıldığında gerçekten güzel fakat oyunun şöyle bir sıkıntısı var, senaryo aktarımı pek iyi yapılamamış gibi geldi bana. Diyalogların çok ama çok fazla kendini tekrar etmesi buna neden olabilir. Oyunda senaryo açısından gelişmeleri ilk ve son 5 saat gerçekleştiriyor. Aradaki 40 saatlik gelişme bölümünde ise evren hakkında, ve yeni tanıştığımız karakterler hakkında bilgi sahibi oluyoruz.

Karakterler ve oyunculuklara gelirsek…Karakterler iyi gibi. Sam’in karakterini yeterince tanıyoruz zaten, Guillermo Del Toro ‘nun hayat verdiği Deadman ve Mads Mikkelsen’in canlandırdığı Cliff karakteri gerçekten ilgimi çeken karakterler. Özellikle Cliff karakteri evren için önemli bir karakter. Sadece Cliff ile yaptığımız savaşlar atmosfer olarak inanılmaz olsa da daha iyi aktarilabilirmiş diye düşündüm. Karakteri tabii. Ama bu karakteri sonlarda o kadar iyi bağlıyorlar ki… Oyunculuk olarak Mads Mikkelsen harika zaten adamın oyunculuğunu çok beğeniyorum ki bir film önerisi de yapayım, The Hunt filmini izlemediyseniz mutlaka izleyin. Oyunculuk açısından beni bir sahnede çokça şaşırtan Tommie Earl Jenkins iyi bir performans sergiliyor. Troy Baker ise… Alıştık artık iyi oyunculuğuna. Lea Seydoux’un oyunculuğu da genel olarak iyidi. Peki hâlâ neden başrolümüz Norman Reedus‘dan bahsetmedim? Çünkü oyunculuğu maalesef bana iyi gelmedi. Bazı sahnelerde iyi gibiydi sadece.

Oyunun teknik bölümlerinden biraz bahsedelim. Kojima artık bir film çeksin bence. Ya kardeşim, biz böyle akıcı, böyle harika sinematografisi olan, böylesine iyi çekilmiş sahneleri filmlerde bile zor görüyoruz. Gerçekten helâl olsun. Oyun grafik motoru olarak Horizon Zero Dawn‘ın grafik motoru olan Decima’yı kullanıyor. Ve ne diyebilirim ki? Bakın şu manzaraya.

Oyunun soundtrack parçaları çok iyi. Çok iyi demekten bıktım. Don’t Be So Serious ve BB Theme gerçekten çok başarılı müzikler.

Evet, şimdi biraz şikayetlerim olan oynanış kısmına geçelim. Death Stranding’in aslında bir kargoculuk simülasyonu olduğundan bahsetmiştim. Bu yüzden bol bol yürüyoruz. Ki bu yürüme işi oyunun ilk 2 bölümünde çok çok sıkıcı. Yani bu 5 bilemedin 6 saati kapsayan bir bölüm. Ve oyun beni bu bölümlerde beni bayağı hayal kırıklığına sürükledi. Tamam ara sahneler daha ilk saatlerde çok güzel olduğunu gösteriyor bizlere fakat hem tekrar eden diyaloglar hem de eğlenceli olmayan yürüyüş sekansları sayesinde bayağı sıkıldım. Ki oyundan nefret eden kişiler genellikle bu kısımda oyunu bırakan veya bitirse bile bu yerlerde yaşadığı sıkıntıyı dile getiren insanlar oluyor. Ama silah, ekipman, kargo taşıma gibi etmenler oyun boyunca gelişime uğruyor. Ve oyunun da çok iyi bir fizik motoru var. Bir oyunda gördüğüm en gerçekçi yürüme olabilir.

Silah ile savaşma kısmında bir sıkıntı yok özellikle oyundaki Bola Silahı’nı çok seviyorum. Fakat dövüş kısmında oyunun iyi olduğunu söyleyemem. Çok basitçe 4 5 yumrukta düşmanları (yükçüleri) dövebiliyorsunuz. Boss savaşlarına gelirsek, KV boss savaşları mevcut fakat bunlar zor değil ve oyunda mermi sıkıntısı da yaşamıyorsunuz. Oyunun baş kötüsü ile yaptığımız son düello oldukça epikti. Şunu tekrar söyleyeyim, bu oyuna oynanış için gelirseniz birazcık sıkıntı yaşayabilirsiniz. Çeşitlilik tamam ama rahatlık konusunda ben o kadar hoşnut olmadım.

Şu an bu yazı o kadar uzun oldu ki neden bahsetmedim diye düşünüyorum. Çünkü bahsetmezsem eksik yazmış hissedeceğim. Heh, oyunda yan görev var. Yapması yeni ekipman, silah vb. şeyleri kazanmak açısından iyi ama ben genellikle bu görevleri kupa (ps4 başarımı) kazanmak için yaptım, yoksa yapmazdım. Çünkü bu görevler dışarıda dolaşırken farklı oyuncuların bıraktığı, düşürdüğü kayıp kargoları götürmekle aynı zevki veriyor.
Oyun başlı başına bir singleplayer oyun olsa da bir online sistemi var. Senaryo kapsamında bağladığınız kiral ağlar ile oyuncuların koyduğu; işaretler, inşa ettikleri yapılar, barınaklar, araçlar sizin dünyanızda mevcut hâle geliyor. Bu da Kojima’nın bahsettiği “strand” türünü oluşturuyor. Bu yapı yapma mevzusundan da bahsedersek. Oyunda kendinize veya diğer oyunculara rahatlık olsun diye; köprü, halat, jeneratör, kayma halatı, merdiven gibi yapılar inşa edebiliyorsunuz. Birbirimizle yardımlaşmak konusunda güzel bir sistem ama ben sadece işaret veya merdiven yerleştirdim. Ve bu yapıları yapınca diğer oyuncular beğeni atabiliyor. Tabii ben milletin yaptığı yapıları bolca kullandım. Kendimi yormaktan genellikle kaçındım.

Velhasıl kelam toparlama yapacak olursam. Ben bu oyunu beğendim. Eksi olarak sayabileceğim nedenler var. Özellikle ilk saatlerde oynanış kısmında yaşadığım sıkıntıyı düşünüyorum ama bir yandan da son 5 saat yaşadığım şeyleri düşünüyorum. Garip bir oyun Death Stranding. Bu kadar övdüm ama hayal kırıklığı yok değil. Bu yüzden puanı görünce şaşırmayın. Buraya kadar okuyan siz okuyuculara da…Helâl olsun ne diyeyim ki…

Daha fazla uzatmadan oyunun puanını söyleyip aranızdan uzaklaşıyorum. Görüşmek üzere…
Oyunun puanı: 89/100

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here