Tozlu yollara düşer düşer acıtırdım yarası yeni kapanmış avuç içlerimi, dilimde eşkıya bir ezgi yankılanırdı. Söverdim ama yine de okşardım yüreğimin arka mahallesinde ikamet eden delikanlıların ipek saçlarını. Metruk bir bina içiydim, kırık dökük ve paramparça. Bebelerin al yanaklarını okşardı ayaz, sevme şekli buymuşçasına her defasında daha da artırırdı şiddetini. Annelerin yoksunluktan diz kapakları pötürlenir ve en sonunda Yafa portakalına benzerdi.

Bense kireç tutmuş bir odadan hayata yetişmeye çalışırdım. Ne kimseye şifa kaynağıydım, ne de yergi nedeni, olsa olsa sağır barışmalarımız olurdu yerli yersiz ve sonra yine küserdik. Sanki iki yüz elli sene yaşayacakmışızcasına derin uykulara yatardık. Öl deseler ölemezdik de yanık bir türkü tutturur, gökyüzünde dans eden martılar için dua ederdik. Gerdanımıza parıldayan hasretler asar, fakat bilmezdik kaç karat. Zaten neyi bilebilmiştik ki? Örülmüş saçlarımdan depresyon hırkama kadar hayat doluydum, şah damarımı sızlatan bir kesikti sanki ömür denen; derin ve ölümcül.

Ucuz silikonlu düşlerin arasından yıldızlara varan birkaç mısra yazmak erki tutuyor ellerimi. Mayalı poğaçalar ve lilyum rengi yağmurlar sunmak istiyorum bembeyaz bir keder örtüsü serili sofralara. Özensiz lise yıllarından sonra üniversite sıralarına açtığımız üç parmak kalınlığındaki istatistik kitabının önermelerinden, ortaçağ filozoflarına uzanıyorum şimdi. Gotik katedrallere asıyorum yaşamak denen ağrıyı; on üçünde anasız kalıyor çocuklar, babalar yorgun, kadınlar ölü, tabiat kızgın bir lav misali suratlarımıza yabalanıyor fay hatları üzerinden. Çatlayan ellerime birkaç damla su damlasa, kuraklığımın terkine üzülür sarkıtırdım dudaklarımı, kıvrımlarından çeneme doğru. Eksi bilmem kaç derecedeki bir buzul parçası ile burun ucum yakılırdı, insan olmanın derin ağırlığı damlardı ayak uçlarıma usul usul.

Kan bağlarımızın bizi bir arada tutmaya yetmediği sabahlara iki kök roka söker, koyardım geç gelen kahvaltılarımızın ortasına. Tutarsızlığımın rahatsız edici yankısı beni içine alır ama asla sizlere değmezdi. Gönül bahçelerini nadasa bırakmış bir kadına değebilecek miydiniz sahi? Felsefe kitaplarına akıttığım nihilist mavisi göz yaşlarımı kuruttum, zadegan davet sofralarına sunarız önümüzdeki kış.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here