Detroit: Become Human 2018 yılında, oyun olması nedeni ile değil sanatsal ve felsefi bakış açısıyla olay oldu. Detroit gerçekten çok sanatsal ve deneysel bir oyun. Hayır bugün bu oyunu incelemeyeceğim. Bugün bu oyunun “Bize anlatmak istedikleri ne?”, “Ne bu oyunun isminden gelen insan olmak ifadesi?” gibi soruları inceleyeceğiz. Fakat bu gibi sorulara yanıt bulmadan bu oyun nasıl bir dünyada geçiyor, hemen bakalım:

Yıl 2038. Amerika Birleşik Devletleri’nin eyaletlerinden Detroit şehri, 20 yıl önceki halinden sıyrılarak gelişime girmiş ve oldukça gelişmiş robotlar üretmeye başlamışlar. Ki 20 yıl önce Detroit ortama ayak uyduramayan bir şehir konumuna gelmişti. Androidler artık her yerde. Markette, polis merkezinde, hastanede, barlarda. Fakat sadece yaptıkları şey iş yapmak. İnsanlarda bu durumdan hiç hoşnut değil. Bu da iki grup arasında bir iç savaşa neden olacaktır.

Yazının en başında oyunun sanatsal ve felsefi açısından bahsetmiştim. Oyunun 3 ana karakterine bakacak olursak, 3’ünün de ayrı felsefeleri gizli. Markus karakteri “Bir Android bilinçlenip lider konumuna gelse idi ne olurdu?” sorusunu, Kara karakteri “Bir Android annelik içgüdüsü kazansa idi ne olurdu?” sorusunu, Connor karakteri “Polis bir Android, iç savaş çıktığında insanlara yardım mı edecek yoksa bilinç kazanıp kendi türüne mi katılacak?” sorusunu sordurarak oyun bizi içten içe düşündürmeye yönlendiriyor. Ve biz düşünürken şunu da fark edebiliyoruz “İnsanlar, gerçekten insan mı?”. Evet bunları okurken oyunlarla ilişkiniz yok ise saçma gelebilir ama, evet bunu dedirtiyor.

Oyun, ilerledikçe bir sürü ögeyi metafor olarak kullanıyor. Alttan alttan da mesajları veriyor. Bir tanesinden bahsedeyim mesela: Oyunda ilerledikçe Luther adlı siyahi bir karakter ile tanışıyoruz. İlk başta korkutucu bir karakter olarak gözüküyor, biz de öyle anlıyoruz. Daha sonradan onu tanıdıkça, karakterini öğrenince “Halbuki ne iyi adammış, ulan ne ırkçılık ön yargısı bu.” dedirtiyor. Ve oyun bunu genel toplumdan dışlanan insan gruplarına göndermelerde bulunarak, onları metafor olarak kullanarak gözümüze gözümüze sokuyor.

Yazının bir bölümde Connor karakteri “Polis bir Android, iç savaş çıktığında insanlara yardım mı edecek yoksa bilinç kazanıp kendi türüne mi katılacak?” demiştim. Bunu nasıl yapabiliyoruz diye soracak olursanız, bu oyunun türü “İnteraktif Film” yani oyun boyunca yaptığımız seçimler ilerleyişi değiştirmek ile beraber, sona da etki ediyor. Bu da onlarla empati yapmamızı sağlıyor.

Kısaca siz oyunculara da bir inceleme yapacak olursam. Senaryo çok başarılı, oyunculuklar güzel, “Yaptığınız her bir seçimin bir sonucu olacak” adlı sloganla gelen oyunlar arasında vadedilene en yakın oyun olabilir, mesajlar ve felsefi açıdan önemsenecek bir oyun. Eksikleri var mı? Kesinlikle var. Fakat bu oyuna bir eleştirmen gözüyle mi bakmak lazım, yoksa bir sanat eseri gözüyle mi bakmak lazım, hala cevabını vermediğim bir soru. Puanımı da 87/100 olarak paylaşayım. Görüşmek üzere…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here