Eğer hayatınızda bir kez olsun Dungeons and Dragons tarzı bir masa üstü rol yapma oyunu oynadıysanız ya çok sevmişsinizdir, ya da pek size göre olmadığını fark etmişsinizdir. Eğer çok seven taraftaysanız şimdi anlatacaklarım sizi ilgilendiriyor sevgili Mevzu Sanat okurları. Bahsedeceğim şey Larian Studios tarafından 2017 yılında oyun piyasasına sürülmüş olan Divinity: Original Sin 2 ile alakalı. Larian Studios, bildiğiniz üzere Baldur’s Gate 3 üzerinde çalışan bir firma. Böylesine bir seride Larian Studios’u görmemizin nedeni bana kalırsa Divinity: Original Sin 2’nin başarısıyla alakalı.

Nedir Bu Oyun?

Divinity: Original Sin 2 bir rol yapma oyunu, fakat sıradan rol yapma oyunlarından bazı farkları var. Bu farklardan bazıları izometrik kamera açısına sahip olması, yaklaşık 200 saatlik bir hikaye sunması, ilginç mekaniklere sahip olması ve masa üstü rol yapma oyunlarına fazlasıyla yakın bir yapıda olması diyebilirim.

Çok uzun süre boyunca arkadaşlarıma baskı yapıp bu oyunu almaları için elimden geleni yaptım, çünkü oyun tek başınıza oynanabilecek bir oyun olmasına rağmen sizin dışınızda 3 arkadaşınızla daha oynayabileceğiniz co-op özelliğine de sahip. Belki rol yapma oyunları genelde co-op olarak pek başarılı olamıyor, ancak Divinity: Original Sin 2 o tarz bir oyun değil. Bu oyun co-op olarak oynanırsa daha anlamlı olabilen bir oyun.

Bahsedeceğim bir şey daha var, o da oyunun Game Master modu. Game Master modu, klasik masa üstü rol yapma ögelerini alıp oyunla harmanlayarak 4 oyuncuya oyun oynatabilecek bir hale getiriyor. Yani 1 kişi, oyunu -karşılaşılan npcleri, düşmanları, düşecek eşyaları ve buna benzer her şeyi- kontrol ediyor ve geri kalan 4 oyuncu bir yandan oyunu oynatan kişinin hikayesini dinlerken bir yandan da oyunu oynuyor.

Oyunun normal moduna dönecek olursak, yukarıda da bahsettiğim gibi yaklaşık 200 saatlik bir hikaye sunuluyor oyunculara. Bu tabii ki her şeyi yapmayı seçerseniz, fakat merak etmeyin haritayı şuraya kadar aç, şu kadar elma topla, şurayı keşfet gibi görevlerden ziyade her bir yan görevin kendine has hikayesi var ve her bir yan görevin seslendirmesi var, ki bu da beni bahsedeceğim bir sonraki konuya getiriyor.

Oyunda her şeyin seslendirmesi var. Hatta eğer oyuna başlarken Pet Pal isimli özelliği alırsanız hayvanlarla da konuşabiliyorsunuz ve hayvanların da seslendirmesi var, hatta kişilikleri var demek daha doğru olur. Seçilebilecek seçeneklerin ne kadar fazla olduğundan bahsetmek istemiyorum bile, çünkü bir kere o konuya girersem işin içinden çıkılamayacak bir hal alacağından korkuyorum. Sadece herkes için bir seçenek olmasa bile karakterinizin demesini istediğiniz seçenek çoğu zaman mevcut olacak. 

Gelelim en sevdiğim kısım olan karakter yaratımına. Oyunda Origin karakteri olarak geçen karakterler de var, tamamen sıfırdan kendi istediğiniz karakteri yaratma şansınız da var. İlk opsiyonumuz olan origin karakterleriyle başlayalım. Origin karakterleri oyunun hikayesinde diğer bütün karakterlerden daha farklı kendilerine has bir hikaye barındıran karakterler oluyorlar. Her bir origin karakter, birbirinden farklı hikayeler ile oynuyor bu oyunu. Bu karakterlerin isimlerini değiştiremeseniz de, görünümlerini ve sınıflarını istediğiniz gibi değiştirebiliyorsunuz. Eğer bir origin karakteriyle oynamak istemiyorsanız da merak etmeyin, zira oyun kendi yarattığınız karakterler için de bir şeyler planlamış ve onlara has bir hikaye de hazırlamış. 

Sınıf dediğime bakmayın, sınıfınızı seçtiğinizde oyun sınıfın ismine uygun şekilde puanları kafasına göre dağıtıyor, fakat isterseniz puanları da değiştirebiliyorsunuz. Yani oyuna bir büyücü olarak başlayıp, daha sonra isterseniz savaşçı olarak devam edebiliyorsunuz. Kısacası karakter gelişimleri tamamen nereye çekerseniz oraya gidiyor. Yine de benden bir tavsiye, her yere gitmeye çalışmak yerine ustalaştığınız bir yön ve iki veya üç yan özellik olsun, yoksa hiçbir şeye puan yetiştiremiyorsunuz. 

Puanlar neden yetmiyor? Çünkü oyunda alınabilecek büyü ve benzeri şeylerin sayısı uçuk sayıda. Bir buz büyücüsü müsünüz? İsterseniz buz ile ateş büyülerini birleştirip yeni bir karma büyü elde edebiliyorsunuz. Bu da çok fazla sayıda büyü demek oluyor.

Bahsetmeden edemeyeceğim bir konu daha var. Geçmeniz gereken yerleri pek çok farklı metot ile geçebiliyorsunuz. Almanız gereken bir anahtar varsa bu anahtarı isterseniz çalabiliyorsunuz, isterseniz ikna edip alabiliyorsunuz, isterseniz tehdit edip alabiliyorsunuz, isterseniz de anahtarın sahibini öldürüp alabiliyorsunuz. Bu oynayan kişilerin her birinin bir yerlerde farklı bir deneyim yaşamasını sağlıyor. 

Öneriyor muyum?

Kesinlikle evet, öneriyorum. Bu oyunu sevmek için masa üstü rol yapma oyunu sevmenize gerek yok. Rol yapma oyunlarını seviyorsanız denemeniz ve görmeniz gereken bir oyun. Muhteşem ötesi bir hikayesi olmasa da, sizi tatmin edebilecek şeyler 200 saatin içerisinde illa ki çıkıyor.

Sevmediğim birkaç yanı elbette var. Bunlardan bir tanesi eşya alım satım işlemlerinin aşırı uzun sürebilme durumu. Bir başkası ise, oyuncular arası savaşlarda bazı adil olmayan şeyler yaşanabiliyor. Arkadaşlarımla oynarken bu tarz bir durum yaşadık ve ciddi bir tartışma geçirdik fakat oyundan aldığımız zevki çok fazla etkilemedi. Bunun dışında bazı düşmanların sizi çileden çıkarmak için hareket etmesi gibi durumlar da mevcut. Bazen oyun gerçekten çok zorlu anlar yaşatabiliyor ve defalarca ölüp, tekrar kayıt aldığınız yere geri dönebiliyorsunuz. Elbette zorluk yaşatan oyunlar güzel fakat Divinity: Original Sin 2 abartabiliyor, bu durumlarda lütfen sakin kalıp bir taktik geliştirmeye çalışın.

Yazıyı bitirmeden önce eşya alım satımlarında milyonlarca kez duyduğumuz ve bizi aynı şeyleri söyleyerek kanser etmeyi başaran bir karakteri sırf eğlence için öldürmüştük. Oyunu oynayacaksanız bolca duyacağınız şu sese aşina olmanız için bir video bırakıyor ve iyi günler diliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here