Egemenlik, dar anlamda bir toprak parçası üzerindeki kural koyma gücüdür. Geniş anlamda ise devletin kamu ve özel yaşama müdahalesine onay veren bir anlayış biçimidir. Aynı zamanda da bir devletin ülkesi üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Kavramın ortaya çıkışı eski kadim medeniyetlere kadar uzanmış ve günümüze kadar anlam ve içerik bakımından önemli değişikliklere uğramıştır. Bu konu biraz uzun olduğu için 3 ayrı içerik halinde inceleyeceğim.

İlk Çağ’da kurulan bütün devletler krallıkla yönetilmektedir. Mezopotamya Uygarlığı da krallıkla yönetilen ilk çağ devletlerinden biridir. Mezopotamya, Fırat ile Dicle nehirleri arasındaki bölgenin eski adıdır. Bu uygarlık; Sümerleri, Akadları, Elamları, Babilleri ve son olarak da Asurları içermektedir. Sümerler ve Babiller, Mezopotamya Uygarlıkları bu devletler arasında egemenlik kavramı açısından öne çıkan önemli iki devlettir.

Sümerler, M.Ö. 3500-2000 yılları arasında Mezopotamya’da yaşamışlardır. Tarihte ilk siyasi örgütü kuran devlettir. Birbirinden bağımsız site denilen şehir devletleri halinde yaşamışlardır. Şehirlerin başında ise Ensi veya Patesi denilen rahip krallar bulunurdu. Ancak ülkeyi tek başına yöneten kral Lugal Kalamay’dı. Kral, “Tanrı’nın egemenlik hakkının bahşedildiği kişi” sıfatıyla taçlandırılıyordu. Bu sebepledir ki, yönetim şekli mutlak monarşi ve teokrasiydi. Bunun yanı sıra, devlet yönetiminde krala yardımcı olmak için kurulmuş danışman bir meclisleri de vardı. Kraliçe de kralın yokluğunda ülkeyi yönetme yetkisine sahipti. Aynı zamanda toplumsal sınıf farklarının gözüktüğü bir devletti. Krallar ve rahipler en üst sınıfı oluştururken, halk; hürler ve köleler olmak üzere sınıflara ayrılmıştı. Dünya’nın ilk yazılı kanunu Sümerler tarafından yazılmıştır. Bu bakımdan ise tarihin ilk hukuk devletidir.

Babiller, M.Ö. 2000-539 yılları arasında Mezopotamya’da yaşamış bir uygarlıktır. Sümerlerden beri devam eden rahip – kral anlayışını terk etmişlerdir. Onun yerine gücünü ordudan alan bir devlet kurmuşlardır. Böylece mutlak monarşinin temelleri atılmıştır. Aynı zamanda da tarihin ilk mutlak krallığıdır. Babil uygarlığı denince akla gelen kişi Hammurabi’dir. Mezopotamya da ilk defa gerçek anlamda merkezileştirilmiş birleşik bir devleti Hammurabi kurmuştur. Sitelerin başındaki krallar ortadan kaldırılmış ve yerlerine gerçek kralın tayin ettiği valiler getirilmiştir. Ancak Hammurabi’nin şöhretini arttıran şey ise düzenlediği kanunlar olmuştur. Bu kanun Sümerlerinkinden farklı olarak İmparatorluğun bütününe hitap etmektedir.

Mezopotamya Uygarlığının ardından gelen Mısır İmparatorluğu’nda egemenlik anlayışı Sümerlerinki’ni andırmaktadır ancak Hint İmparatorluğu’nda egemenlik kavramının ele alınış biçimi değişmiştir.

Mısır İmparatorluğu, Mezopotamya ile birlikte dünyanın en eski uygarlığıdır. Mısır İmparatorluğunda egemenlik firavundadır, yani Tanrı – kralda. Firavunun, Tanrı’nın oğlu olduğuna inanılmaktadır. Bu nedenle firavunluk babadan oğula geçen bir kavramdır ve bir tanrısallığı vardır. Firavun, dini ve siyasi gücü elinde bulundurmaktadır. Bu nedenle ülke monarşi ve teokrasiyle yönetilmiştir. Firavunun ağzından çıkan her şey kanun sayılırdı. Bunun yanı sıra, Sümerlerde de görüldüğü gibi firavunlara da katip adı verilen devlet adamları yardım ederdi, bu görevliler bizzat firavun tarafından seçilirdi. Sınıf farkının da görüldüğü bir medeniyettir. Toplum başta kral olmak üzere soylular, tüccarlar, sanatkarlar ve kölelerden oluşmaktadır. Halk, toprakları firavun adına işlemektedir ancak bunun yanında halkında toprakları vardır, yani özel mülkiyet kavramı gözükmektedir. Ayrıca erkek egemen bir toplum olan Mısır’da kadının konumu, erkeğine mutlak bağlılık değildi. Mısır yasaları boşanma hakkını kadına da tanımıştı. Özellikle ölü gömme kültüründe kadının erkeğe eşit olması kadının toplumdaki yerini göstermektedir.

Hint Uygarlığı M.Ö. 4000 yılında İndus ırmağı boyunca gelişmiştir. Ancak güçlü bir devlet olarak ortaya çıkmamış, racalık adı verilen küçük prenslikler tarafından yönetilmiştir. Bununla birlikte ülkeye şekil veren racalık değil, Ariler tarafından kurulan kast sistemi olmuştur. Kast; meslekleri babadan oğula geçen, aynı geleneklere bağlı bulunan gruplar topluluğudur. Kast sistemi beş önemli tabakadan oluşmuştur. İlk ve en üst düzey olan tabaka Brahmanlar, yani din adamlarıdır. İkinci tabaka, askerler ve soylulardan bir diğer adıyla Ksatriyalardan oluşmuştur. Üçüncü tabaka Vaysiyalardır. Vaysiyaları sanatkarlar, tüccarlar ve köylüler meydana getirmektedir. Dördüncü tabaka Südralar, yani işçilerdir. Beşinci tabaka ise paryalardan meydana gelmiştir. Kast sisteminin çok katı kuralları vardır. Örneğin, tabakalar arası dikey geçiş bulunmaz, sadece yatay geçiş mevcuttur. Yani vaysiya tabakasına ait biri çok çalışıp bir ksatriya olamaz ancak kendi tabakası içerisin de yer değiştirebilir.

İlk çağlardan beri Anadolu’ya “Güneşin doğduğu yer” anlamına gelen Anotolia adı verilmiştir. Kültür ve medeniyetin buluşma noktası olarak görülmüştür. Anadolu Uygarlıkları; Hattiler, Hititler, Frigler, Lidyalılar, Likyalılar, İyonlar ve son olarak Urartulardan oluşmuştur. Bu devletler arasında Hititlerin ve İyonların egemenlik anlayışları dikkat çekmiştir.

Hitit devleti; M.Ö 1800-700 yılları arasında Anadolu’da yaşamıştır. İlk başlarda feodal beyliklerden oluşan bir devlettir. Yani siyasal ve askeri gücü elinde bulunduran, toprağın mülkiyetine veya imtiyazına sahip olan derebey sınıfı ve bu sınıfa bağımlı köleler sınıfının oluşturduğu bir idari düzenle yönetilmekteydi. Ancak zamanla merkezi yönetim gelişmiş ve daha sonra da bir imparatorluk olmuştur. Hititlerde kral aynı zamanda başkomutan, baş yargıç ve baş rahipti. Krallık ise babadan oğula geçmekteydi. Tüm topraklar kralın malıydı. Kraldan sonra yönetimde en yetkili kişi ise kraliçeydi. Yönetimde, kral ve kraliçenin yanı sıra bir de meclis bulunmaktaydı. Bu meclise ise Pankuş denmekteydi. Herhangi bir politik sorun olduğunda kralın emriyle meclis toplanmaktaydı. Pankuş meclisi, kralı bile denetleme yetkisine sahipti; yani Pankuş, kralın kararları hakkında söz sahibi bir kurul ve böylelikle de onun mutlak hakimiyetinin tek denetleyicisiydi. Bu meclisin varlığıyla ülkenin yönetim şekli meşrutiyete benzemekteydi. Toplum da ise egemen kişi soylulardı, ondan sonra ise hürler ve köleler gelmekteydi.

İyonya, M.Ö 1200-676 yılları arasında Yunanistan’dan Batı Anadolu’ya göçmüş olan bir uygarlıktır. Şehir devletleri halinde bir uygarlıktır fakat bu şehir devletleri arasında siyasi bir birlik sağlanamamıştır. İyonların şehir devletleri, önceleri krallar daha sonra asillerin kurduğu oligarşik ve son olarak da demokratik hükümetler tarafından idare edilmiştir. Yani monarşiden oligarşiye geçmiş oradan da demokrasinin ilk temelini atmışlardır. Kentlerini tiran adı verilen kişiler yönetmekteydi. Bazen soyluların arasından, bazen de halkın içinden çıkan tiranlar, kenti tek başına yöneten kişilerdi. Tiranların krallardan farkı; yasalara ya da geleneklere uygun olmayan biçimde yönetime el koymalarıydı.

Yunan Uygarlığı; M.Ö. 1200’lerde Yunanistan’a gelen Dorlar tarafından kurulmuştur. Polis adı verilen şehir devletleri halinde yaşamışlardır. Başlarda, şehir devletlerinin yönetimi krallarda bulunurdu. Zamanla aristokrat sınıf, kralı devirerek yönetimi ele geçirmişlerdi. Ancak, orta sınıf yönetimden mutlu değildi. Böylece birleşerek aristokratlar da idareyi aldılar. Bunun sonucunda ise tiranlar ortaya çıktı. Zaman içerisinde tiranlar da diktatörleşmiş, bunun sonucunda ise halk ve asiller isyan etmiştir. Bu iki sınıfın birleşmesiyle tiranlık yıkılmıştır ve yerine halkında katıldığı demokratik meclisler kurulmuştur. Böylece ilk çağın en demokratik devleti olmuştur. Sınıflı bir toplum yapısı vardır. Başta soylular sonra tüccarlar, köylüler ve köleler olmak üzere toplam dört sınıf vardır.

İskender İmparatorluğu; M.Ö 359-323 yılları arasında var olmuştur. Makedonya kralı II. Philip Yunan şehir devletlerini birleştirerek Helen birliğini sağlamıştır. II. Philip’in ölümünün ardından yerine oğlu Büyük İskender Helen birliğinin başına geçmiştir. İskender döneminde ülkenin sınırları genişlemiştir. İskender ülkeyi satraplıklar olarak bölmüştür. Ancak askeri ve sivil yönetimi ayırmıştır. Ölümünden sonra ülke 3 parçaya bölünmüştür. Her üç parçada birer krallık olarak ortaya çıkmıştır. Bu krallıkları ve onların yönetim biçimini bir sonraki içeriğimde ele alacağım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here