Geçen yazımda egemenlik kavramının ilk toplumlardaki farklılığını ve gelişimini sizlere anlatmıştım. Bu içerik ise geçen yazının devamı olacak. Tarihin ilerleyişi boyunca diğer uygarlıkların egemenlik kavramına bakışını ele alacağım.

Roma İmparatorluğu; M.Ö -. 753’te Romulus tarafından kurulmuştur. Bu imparatorluğun krallık, cumhuriyet ve imparatorluk olmak üzere üç dönemi vardır. Kuruluşundan M.Ö. 510 yılına kadar Roma, krallık dönemi yaşamıştır. Bu dönemde, kral ihtiyarlar meclisi tarafından teklif edilmiştir ve Kuria adı verilen halk meclisi tarafından seçilmiştir. Kralın senatoya karşı bir takım sorumlulukları bulunmaktadır. Örneğin yapacağı işleri yapmadan önce senatoya danışmak, onayını almak zorundadır. M.Ö. 510 yılında ise krallık yönetimine son verilerek Cumhuriyet Dönemine geçilmiştir. Bu dönemde ise devlet Konsül adı verilen iki yüksek memur tarafından yönetilmiştir. Konsüller bir yıllık süreyle görevlendirilmişlerdir. Bu Konsüller birbirlerine ve senatoya karşı sorumlulardır. İmparatorluk döneminde ise, seferler azalmıştır ve bunalımlı zamanlar başlamıştır. Bu dönemde ülkenin başında altı aylık sürelerle diktatör denilen kişiler bulunmuştur. Ülke, katıldığı savaşların uzun sürmesi, merkezi otoritenin zayıflaması, iç karışıklıklar ve kavimler göçü gibi sebepler nedeniyle ikiye bölünmüştür. Roma’nın geniş bir coğrafyaya hakim olması sosyal yapının ve düzenin bozulmasına neden olmuştur. Bu nedenle Roma toplumu patriciler, plepler ve köleler olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştır.

Roma İmparatorluğu ikiye bölündükten sonra Batı Roma yıkılmıştır. Geriye Doğu Roma kalmıştır. Zamanla Doğu Roma, Bizans adını almıştır. Bizans İmparatorluğu 395-1453 yılları arasında var olmuştur. Ülke Thema adı verilen eyaletlere bölünmüştür. Bu Themalar dük adı verilen askeri valiler tarafından yönetilmektedir. Düzenli bir veraset sistemi yoktur. Kuvvetli olan herkes kral olabilmektedir. Bu nedenle çok sık taht kavgaları görülmüştür. Din işlerini patrikler yönetmekteydi. Ancak partiklerin göreve atanması ya da görevden alınması krala bağlıydı.

Orta Asya’da kurulan ilk Türk devleti Büyük Hun Devleti’dir, M.Ö 220 yılında kurulmuştur. Hun Devleti veraset sistemi ile yönetilmektedir. Devlet, hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Ülke, hükümdarın sağlığında oğulları arasında paylaştırılırdı ve her prensin hükümdar olma hakkı eşitti. Bu yüzden sık sık taht kavgaları yaşanmış, bu kavgalar da devletin parçalanmasına neden olmuştur. Hun Devleti’nin başında bulunan kişiye Tanhu denmektedir. Hükümdarlıkta Kut anlayışı yani devleti yönetme yetkisinin Tanrı’nın verdiğine inanılmaktadır. Bunun yanı sıra ülkede üç meclis bulunmaktadır ve her birinin görevi ayrıdır. Birinci mecliste din tartışılırken, ikinci mecliste devlet işleri görüşülmekte üçüncü mecliste ise askeri işler görüşülmektedir.

Hun devletinin parçalanmasının ardından Batı Hunlar Avrupa’ya doğru ilerlemeye başlamışlardır. Bu ilerleme sonucu Kavimler Göçü denen yer değiştirme hareketi başlamıştır. Bu göç birçok Avrupa devletinin temelini oluşturup feodalite rejiminin ortaya çıkmasına yol açmışken, Avrupa Hun Devleti’nin de kurulmasına yardımcı olmuştur. Bunun dışında yönetim sistemi Asya Hun Devletiyle aynıdır.

Kök Türk Devleti; 552’de kurulmuş olup, ilk defa Türk adını taşıyan devlettir. Orhun Anıtlarını dikerek, Türk tarihinin ilk yazılı kaynağını oluşturmuşlardır. Başkentleri Ötüken kentidir. Milliyetçilik duygusunun ön planda olduğu bir devlettir ve bu yıkılmalarının sebeplerinden birini oluşturmuştur. Devlet başkanına Kağan derlerdi ve bu soydan olanlar da Tigin olarak adlandırılırdı. Devlet kurma, kanun düzenlemek gibi işleri Kağan yapardı. Tiginler ise valilik ya da başkomutanlık gibi mevkilerde görev yapardı.

Uygur Devleti ise 744-840 seneleri arasında var olmuştur. Bu devletle birlikte Türkler ilk defa egemen olan dinde kitlesel bir değişim yapmışlardır ve Manihaizm dini ülkeye hakim olmuştur. Bu dinin etkisiyle Uygurlar göçebe hayatı bırakıp, yerleşik hayata geçmişlerdir. Yönetim biçimlerinde ise Kök Türk Devletinden yararlanmışlardır.

Emeviler Devleti; 661-750 yılları arasında dört halife devrinden sonra İslam Devletinin başına halife olarak Muaviye’nin seçilmesiyle kurulmuştur. Bu dönemdeki devlet yönetimi sonraki islam devletlerinin temelini oluşturmuştur. Ömer döneminde ortaya çıkan divan kurumu Emeviler tarafından devam ettirilmiş ve geliştirilmiştir. Halifeler, devlet işlerini vezirler ile idare etmişlerdir. Eyaletler halinde yürütülmüştür.

Abbasi Devleti; 750 yılında Muhammed Peygamber’in amcası Hazreti Abbas soyundan gelen Ebu’l Abbas Abdullah’ın halifeliği ele geçirmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Yine Emeviler Devletinde olduğu gibi Abbasilerde de devletin örgütlenmesi divanlarla sağlanmıştır.

Selçuklu Devleti; 1037-1157 yılları arasında hüküm sürmüştür. Selçuk Bey tarafından kurulmuştur. Hükümdara sultan denmekte ve saltanat ile yönetilmektedirler. Bu sebeple herkes sultana aittir, sultanın emrettikleri yapılmak zorundadır, kararlar sultana aittir ve ona karşı çıkan herkes ölüm cezasına çarptırılmaktadır. Sultanlık, babadan oğula geçmektedir. Dini güç ise halife adı verilen kişilerin elindedir ve bu halife sultandır. Yani sultan hem dini, gücü hem de yönetim gücünü elinde bulundurmaktadır. Bu sistem de Emevilerle başlamıştır.

Osmanlı Devleti; 1299-1923 yılları arasında Osman Bey tarafından kurulmuş bir imparatorluktur. Osmanlı Beyliği, ilk hükümdarlarından başlayarak hem Selçuklu Devleti’nin, hem de Bizans İmparatorluğu’nun etkisi altında kalmıştır. Divan örgütü, toprak sistemleri gibi işleri kısa sürede tamamlamış ve bunları geliştirerek kendine özgü bir sistem yaratmıştır.

Osmanlılar, daha önceki Türk topluluklarının aksine güçlü bir merkezi yönetim oluşturmuşlardır. Önceki Türk devletlerinde görülen ülke hanedan üyelerinin ortak malıdır anlayışı bırakılmıştır. Böylece ülkenin paylaşılmasından yola çıkarak devletin parçalanması durumu engellenmiş ve bunun sonucu olarak da devletin yaşam süresi uzamıştır.

Bunun yanı sıra Avrupa’da görülen feodalitenin kralların yetkilerini sınırladığı, doğuda ise Türk Devletlerinin topraklarını hanedanları arasında paylaştırdığı dönemde, Osmanlı Devleti mutlak monarşiyi benimsemiştir. I. Murat’tan itibaren de devlet, hükümdarın malı sayılmıştır. Fatih zamanın da ise Osmanlı, merkeziyetçi mutlak imparatorluk haline gelmiştir.

Osmanlı Devleti, mutlak monarşi ile yönetilmektedir. Devletin başında Osmanlı soyundan gelen bir padişah bulunmaktadır. Bu padişahlık ise kan yoluyla yani babadan oğula geçmektedir. Yavuz Sultan Selim’in halifeliği Osmanlı’ya kazandırmasıyla, padişahlar halifelik unvanını da kullanmaya başlamıştır. Padişahın oğullarına ise şehzade denmiştir.

Padişahın yanı sıra ülkede yönetime yardımcı olan bir de divan bulunurdu. Bu divan Orhan Bey döneminde kurulmuştur ve II. Mahmut Döneminde kaldırılmıştır. Divan sistemi ise Emevi Devletinden alınmıştır. Bu divanda devletin önemli işleri görüşülüp kesin bir karara bağlanırdı. Ancak söz, mutlak monarşiden kaynaklı olarak padişaha aittir. Doğal olarak divanın başkanı da padişahtı. Divan aslında sadece fikir danışmak adına kullanılırdı. Ancak Fatih Sultan Mehmet dönemiyle birlikte divana sadrazamlar başkanlık etmiştir. Sadrazamlar ise padişahtan sonra ülkede en yetkili devlet adamıdır, padişahın vekilidir.

1789 tarihinde Fransız ihtilali ile milliyetçi düşünce yayılmaya başlamıştır. Başlangıçta, Osmanlı Devleti, Fransız İhtilalini Avrupa’nın iç meselesi olarak görmüştür. Ancak bu devrim, her devleti etkilediği gibi, Osmanlı’yı da etkisi altına almıştır. Bu akım Osmanlı’yı olumsuz yönde etkilemiştir. Bunun sebebi ise, Osmanlı Devleti’nin içinde birçok farklı millet barındırmasıdır. Bu milletler içerisinde özellikle Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar ve Romenler, milliyetçilik akımından yoğun olarak etkilenmiştir. Milliyetçilik akımından etkilenen gruplar kısa süre sonra isyan etmeye başlamışlardır. Çıkan isyanlar, Osmanlı Devleti’ni 19.yy boyunca uğraştırmıştır. Zaman içinde, balkan milletleri Osmanlı’dan ayrılarak kendi bağımsız devletlerini kurmuşlardır.

Fransız İhtilali’nin getirdiği düşünceler ve prensipler sadece azınlıkları değil, aynı zamanda Osmanlı’nın devlet adamlarını ve düşünürlerini de etkilemiştir. Bu etki ile Tanzimat Fermanı ve Meşrutiyet’in ilanı ve Jön Türkler’in ortaya çıkışı meydana gelmiştir. Bunun sebebi ise Fransız İhtilali’nin mutlak krallıkların devrilebileceğini göstermiş olmasıdır.

Tanzimat Fermanı ile padişah resmen kendi yetkilerini sınırlandırmıştır. Her gücün üzerinde bir kanun gücü olduğu ortaya konmuştur ve bu da Osmanlı anayasacılığının temelini oluşturmuştur. Ayrıca, Avrupai hukuk kurallarına geçiş başlamıştır.

Meşrutiyet, hükümdarın yetkilerinin bir anayasa ve halkoyu ile seçilen bir meclis tarafından sınırlandırıldığı bir yönetim biçimidir. Yani, bir hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükümet biçimidir. İlk olarak, 1215’te İngiltere’de Magna Carta ile kurulmuştur. Osmanlı’da ise 1876’da ilan edilmiştir. Meşrutiyet’in ortaya çıkmasıyla Osmanlı’da mutlak monarşi yıkılmıştır ve ilk kez bir rejim değişikliği olmuştur. Ayrıca Osmanlı’daki ilk anayasal düzendir.

Yazının devamında ise Sanayi Devrimi ile egemenlik anlayışının nasıl değiştiğini ele alacağım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here