Yazının önceki bölümlerinde ilk çağ uygarlıklarında ve Osmanlı Devleti’nde egemenlik anlayışının nasıl olduğunu ve ne şekilde değiştiğini anlatmaya çalışmıştım. Bu yazımda ise Sanayi Devrimi ile günümüz arasındaki egemenlik anlayışını ele alacağım.

18. ve 19. yüzyıllarda makineleşmenin artmasıyla Sanayi Devrimi ortaya çıkmıştır. Birçok ülke bu devrimden etkilenmiştir. Ancak Osmanlı Devleti, Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirememiş ve bir tarım toplumu olarak kalmıştır. Bu devrimin gerçekleşememesi ülkeyi birçok açıdan olumsuz yönde etkilemiştir. Örneğin dış ticarette dengeler bozulmuş ve ülke fakirleşmeye başlamıştır. 19. yüzyılın ortalarından itibaren de Osmanlı pazarları Avrupa mallarının işgaline uğramış ve yerlinin karı azalmıştır. Bunun nedeni ise Osmanlı’nın dışarıya ham madde satan ve dışarıdan ürün alan bir ülke haline gelmesidir. Ekonomide başlayan bu gerilemeler siyasi çöküşe neden olan faktörlerdendir.

Millet tarafından seçilen parlamentoya dayanan ve başında bir cumhurbaşkanı olan siyasi rejime cumhuriyet denmektedir. Kurtuluş Savaşı yıllarında, değişik yer ve zamanlarda alınan birçok kararla ileride açıkça saltanatın kaldırılıp yerine ulusal egemenliğe dayalı bir cumhuriyet rejimin kurulacağı işareti verilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, 1921 Anayasası’nın ilk maddelerinde yer alan “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ve “Milli iradeyi millet namına temsil eden tek yetkili organ TBMM’dir” ifadeleri cumhuriyeti simgelemektedir. 1921 Anayasası’nda kurulmuş olan siyasi rejim geniş anlamı ile cumhuriyettir. Ancak resmen ilanı 29 Ekim 1923’tür.

Cumhuriyet yönetimi halka dayalıdır. Çoğunluk olan egemendir. Ayrıca bir hukuk devleti modeli gerektirmektedir çünkü cumhuriyetin temel ilkelerinden biri de devletin yasama, yürütme ve yargı gücünün ayrı olmasıdır.

Cumhuriyet; milli egemenliği ve yönetimde kadın -erkek, dil, din ve ırk ayrımı olmaksızın herkesin söz sahibi olmasını gerektirmektedir. Bu da ancak Atatürk Milliyetçiliğinin, eşitliğin ve halkçılığın uygulanmasıyla mümkün olabilir. Zaten, milli birlik ve eşitlik cumhuriyetçi bir toplumun temelidir.

Atatürk’e göre, “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.” Buna göre devlet başkanı, kanun yapanlar ve yöneticiler seçimle iş başına gelirler. Bir toplumda demokrasinin kurulması ancak bu yolla sağlanabilir. Demokrasi olmazsa, cumhuriyet olmaz.

Arap Baharı; Tunus, Mısır, Libya Cezayir, Ürdün, Yemen ve Suriye’de büyük çapta; Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas’ta ise küçük çapta olmak üzere Arap Dünyasında baş gösteren ayaklanmaların genel ismidir. Totaliter Arap liderlerinin güçlerini kaybettikleri ve halkın reform denemelerinin bir harmanıdır. Amerika’nın “kukla” gibi oynattığı yöneticilerin devrilmeleri amaçlanmıştır. Kuklalardan biri olan ve uzun bir zaman Mısır’da hükümdar olan Hüsnü Mübarek bu isyanlar sayesinde tahttan indirilmiştir. Tabii bu baharı yaşayan her ülke Mısır kadar şanslı değildir. Örneğin bu durumun en somut örneklerinden birisi Suriye’dir. İsyanları bastırmak ve iktidarda kalmak için Beşşar Esad muhaliflerini kanlı bir biçimde püskürtme çabası içindedir. Libya ise “özgürlüğüne” kavuşan bir başka ülkedir. Kukla Kaddafi, muhaliflerin Trablus’u ele geçirmesiyle, tahttan indirilmiş ve zafer muhaliflerin olmuştur. Ancak Arap Baharı zamanla Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da mazlum halkların diktatörlerin uyguladığı baskı ve zulümlerine karşı oluşan bir isyan olmaktan çıkmış ve büyük devletlerin çıkar savaşına dönüşmüştür. Örneğin Libya’daki isyanlar sonunda Fransa Libya’da bulunan petrollerin bir bölümünü kendine aktarmayı planlamıştır. Yani bir nevi Ortadoğu’yu kana bulayan bir emperyalist oyunudur. Onca canın üzerine kurulmuş sahte özgürlüktür!

Sonuç olarak, egemenlik anlayışı tarih süreci boyunca değişip, gelişmiştir. Bu bir süreçtir ve değişip, “gelişmeye” de devam edecektir. Ancak bunca devrimden, harekattan ve benzeri olaylardan sonra bu değişimi geçiren ülkelerin gerçek anlamda gelişip gelişmediği sorgulanmalıdır. Yani, egemenlik kimin elindedir? Güç delisi narsist insanların mı yoksa Atamız gibi bu gücü kullanmayı bilenlerin mi? Asıl cevaplanması gereken soru budur!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here