Lynn Okamoto tarafından oluşturulan bir Japon manga ve anime serisi olan Elfen Lied, büyük ihtimalle 2004 yılının en çok ses getiren animesiydi. 13/14 bölümden oluşan bu vahşi anime, izlediğim anda gönlüme taht kuran sayılı animelerden birisi olmayı anında başarmıştı. Peki bu animeyi bu kadar özel yapan ne? Bugün sizlerle bu sorunun cevabını arayacağım. Dikkat edin, içerik ister istemez SPOILER barındıracak! Lakin önce size kısaca bu animenin konusundan bahsetmek istiyorum.

13 bölümlük mini bir anime serisi olan Elfen Lied’da insanlığın bir üst türü, sonraki evrim hali olan Diclonius adı verilen ‘insanlar’, bilim insanları tarafından ‘insanlığın düşmanı’ olarak nitelendirilmiş ve genelde yakalanarak ya öldürülüp yok ediliyorlar ya da yine yakalanıp üzerlerinde deney yapılıyorlar. İşte bu türün güçlü bir örneği olan Lucy (Nyuu), farklı olduğu için zor bir çocukluk geçirmiş, tek arkadaşı ona ihanet etmiş ve tam insanlığa küstüğü anda Kouta (diğer ana kahramanımız) ile tanışmış ve insanlığa tekrar bir şans vermeye karar vermiştir. Lakin birkaç yanlış anlaşılma neticesinde Kouta’nında ona ihanet ettiğini düşünmüş ve hayatta kalmanın tek yolunun kendi üstünlüğünü kurmak olduğuna karar vermiştir. İşte bu anime Lucy’nin hayatının üzerinden bizlere var olma çabasının içinde kendini bulmayı, aşk arayışını ve fedakarlığı anlatıyor.

Bu animeyi farklı yapan ne peki?

İlk olarak animenin giriş ve kapanış müzikleri gerçekten bir harika. Bizlere ilahi bir durumun olduğunu, sıradan bir animeyi izlemeyeceğimizi, bu animede gülüp eğlenemeyeceğimizi daha ilk saniyelerden anlayabiliyoruz. Hatta öyle ki duygusal bir anlatımın hakim olacağı bile jenerikten anlaşılabiliyor. Lilium isimli şarkıya buradan ulaşabilirsiniz. Dinlerken hüzünleneceksiniz, kalbinizin sıkıştığını hissedeceksiniz şimdiden uyarıyorum.

Elfen Lied içerdiği vahşete ve çıplaklık öğelerine rağmen izlerken bunlardan rahatsızlık duyacağınız bir anime değil, aksine bunlara göze batmıyor bile. Zira çıplaklık unsuru cinsellikle değil masumlukla özdeşleştirilmiş ve vahşet ise bir noktaya kadar gerekli. Buradaki dozu o kadar güzel ayarlanmış ki anime gerçekten her kitleye hitap edebilir.

Lucy – Nyuu geçişleri ise bir harika. Çizen kişiyi tebrik etmek lazım. Nyuu’da gerçekten masumiyeti, çocuksuluğu, o çocukça sevgiyi ve şefkati görebilirken (yani aslında Lucy’nin küçüklüğünü), Lucy’de ise yılların dalgalarının sertleştirdiği o kabuğu, sert mizacı, yaptıklarıyla yüzleşemeyen ama hayatta kalmak için başka bir seçeneği olmayan bir kadını görebiliyorsunuz. Üstelik bu iki kişilik arasındaki saniyelik oynamalarda bile o değişimi hissedebiliyorsunuz. Lucy’nin nasıl oldu da Nyuu’dan şu anki haline evrildiğini ise flashback’ler bize oldukça net gösterebiliyor.

Bana sorarsanız tüm bölümleri art arda izlenmesi gereken bir anime bu. Lakin uyarmalıyım ki anime bitince ufak bir psikolojik duraksama yaşayabilirsiniz. İşte bunun sebebi bu animenin her ne kadar insan ırkının sonunun başlangıcını işaret eden bir zamanda geçse de, insanların hikayesini anlatmaması. Diğerlerinden farklı oldukları için dışlanan, yalnız olmaya mahkum edilen yeni bir ırkın hüzünlü hikayesini anlatması. Burada insanlar için üzülmüyorsunuz. Burada sadece dış görünüş olarak insanlardan farklı oldukları için nice eziyetlere, işkencelere maruz kalan, aslında kötü bir niyetleri olmayan, sadece var olmak ve yaşamak isteyen bir ırka hüzünleniyorsunuz. Benim için bu animenin özeti ‘yok et ya da yok ol’. Zira bu ırkın başka bir şansı yok. Ya bir deney faresi olarak “yaşayacaklar” ya görüldükleri yerde öldürülecekler ya da onlar üstünlüklerini ispat edip hayatta kalacaklar. İzlerken düşünüyorsunuz, ‘Lucy’nin yerinde ben olsam ne yapardım?’ Benden korktukları için beni öldürmelerine tamam mı derdim? Demezdim. Yaşamak hakkımsa, üzerime silahlar boşalıyorsa, kendimi savunurdum. Eğer ki herkes beni avlamaya kalkıyorsa, ve asıl avcı bensem, ben onları avlardım. Hayatta kalabilmek için. Lucy’nin de yaptığı işte tam olarak bu!

Gelelim bir diğer ve asıl hususa… Size bunca cümledir Lucy’nin aslında nasıl sert, nasıl yıpranmış bir kadın olduğunu anlatıyorum. İşte bu animeyi bu kadar güzel yapan; bu sertleşmiş, insanlığını kaybetmiş, merhametin ne olduğunu unutmuş kadının geçmişinde yaptığı tek bir yanlış hareket yüzünden yıllarca pişmanlık duyması ve o yanlışı düzeltmek için kendini feda etmesi. 12 bölüm boyunca yaşamak için her şeyi göze alan Lucy’nin, hatasını düzeltmek için canını verişini görüyoruz. Lucy, ölürken insanlığını geri kazanıyor. Lucy ölürken insanlardan hiçbir farkı kalmadan ölüyor. Derinlerine gömdüğü duyguları tekrar ortaya çıkıyor. Yaşarken kendini affedemediği için, kimsenin de onu affedemeyeceğini düşündüğü için, huzuru kendini feda etmekte ve böylece de hatasını düzeltmekte buluyor. İşte bu animeyi bu kadar güzel yapan şey Lucy’nin bu değişimi.

Yazarın Notu: Elfen Lied; dünyada olan her şeyi sırtınızdan çıkan vektörlerle durduramayacağınızı söyleyen hüzünlü bir şarkı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here