2018 senesinde çektiği ilk uzun metraj filmi olan Hereditary (Ayin) ile birlikte korku sineması alanında iddialı bir çıkış yapan Ari Aster, bu senenin haziran ayında Midsommar (Ritüel) filmi ile boy gösterdi. İki filminde zeminini oluşturan insan ve aile ilişkilerinin kolay bozulabilmesi konusu, yönetmenin bu filmlerden önce çektiği kısa filmlerden tanıdık geliyor. Midsommar, yönetmenin bir önceki filmi olan Hereditary’nin gösterdiği rotanın pek çok açıdan genişletilmiş ve daha şahane bir halini andırıyor. Film İskandinav Folklorü’nün ve antropolojisinin anlatımı konusunda ve yer yer komün, pagan geleneklere sahip toplumların anlatımı konusunda dökümantal bilgi niteliğinde bir sinema zevki veriyor. Ön bilgilendirmeden sonra film hakkında konuşmaya başlayabiliriz. İzlemeyenler için SPOILER uyarısını yapıyoruz.

Film, genç bir kadın olan Dani, sevgilisi Christian ve onun arkadaşlarının İsveç’te her doksan yılda bir düzenlenen Midsommar yani Yazdönümü festivaline gittikten sonraki süreç içerisinde orada yaşayan Pagan kültürünün pençesine düşmesini anlatıyor.

Yönetmen filmin açılış sekansında ikili ilişkilerdeki gerilimin, aile içi iletişim bozukluğunun ve psikolojik rahatsızlıkları olan biri ile yaşamanın zorluğunu dram – gerilim ağırlıklı bir şekilde anlatıyor. İlk gerilim ipleri de Dani’nin yaşadığı trajedi ile kopuyor ve travma yaşayan Dani, sevgilisi ile de ayrılma noktasına gelmesine rağmen ilaçlar ile ayakta duruyor. Christian ise, bu olaylar yaşanmadan önce ayrılmak istediği sevgilisinden vicdanı yüzünden ayrılamıyor ve hatta onu festival planına dahil ediyor! Böylece filmin başından sonuna kadar göstereceği ikircikli ve dolambaçlı karakterinin ilk izlerini görmüş oluyoruz. Buraya kadar olan kısma filmin ilk bölümü denebilir. İlk bölümde yaygın korku filmi tekniği olarak, sahneler iç mekanlarda çekiliyor ve basık, gerilimli renkler kullanılıyor.

İsveç’e varmalarından itibaren filmin ikinci yarısı başlıyor ve pek çok şey de değişmeye başlıyor. Henüz kasabaya yeni girmişlerken halüsinasyon gördüren ikram edilen otlardan tüketiyorlar. Komündeki herkesin bembeyaz ve çiçekli kıyafetler giyip çok mesut gözükmeleri bile tuhaf bir gerilim katmaya yetiyor. Festivalde günler geçtikçe ritüeller daha sert ve kanlı bir hal alıyor ancak karakterlerimiz her daim uyuşmuş halde olduğundan fazla tepki veremiyorlar. Kurban ayinleri, ateş etrafında yapılan danslı ritüeller ve intihar ritüelleri Pagan kültürünü net şekilde gösteriyor.  Burada yaşayan bu ufak komün, kötülüğe uymuş insanlar gibi dursalar da aslında binlerce yıllık geleneklerini yerine getiren sıradan insanlar topluluğundan başka bir şey değiller. Filmin sonlarına doğru karakterlerimizden kimi bu durumu kabulleniyor, kimisi ise direniyor ancak çoğu zaman tepkisizler ve seyircinin gözü yerine geçiyorlar. Dani ise, filmin sonundaki ayinden sonra filmin başından beri yaşadığı aidiyet ve aile eksikliğini, “toplum içinde yalnız olma” duygusunu komünü sahiplenerek kapatıyor.

Filmin ikinci yarısında kamera ve estetik konusunda yönetmen korku filmleri kategorisine yeni bir bakış getiriyor. İkinci yarıda beklenmedik bir şekilde kurguyu güçlendiren bir tezatlık yaratarak sahneleri tamamen açık mekanda ve açık renklerde çekerek “insan bilmediği şeyden korkar” düşüncesinin aksine korku ve gerilim unsurlarını hiç gizlemeden veriyor.

Hereditary sevdiyseniz ve Pagan kültürü korku ile nasıl harmanlanır merak ediyorsanız işte sizin filminiz: Midsommar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here