Freud, zihinsel çalışmayı daha iyi anlayabilmek amacıyla zihni, bilinç ve bilinçdışı olarak iki bölmede incelemeye çalışmış ancak bu ayrım yetersiz kalınca yapısal bir ayrıştırma biçimini ileri sürmüştür. Freud’a göre insan kişiliği karmaşık ve birden fazla parçadan oluşmaktadır. Freud’un ‘Yapısal Kişilik Kuramı’na göre, kişilik 3 katmandan oluşmaktadır. Bu katmanlar ego (benlik), id (alt-benlik) ve süperegodur (üst-benlik). Kişiliği oluşturan bu katmanlar hep birlikte çalışarak insanın karmaşık davranışlarını oluştururlar ve her biri insanın hayatı boyunca farklı durumlarda ortaya çıkar. Peki, bu benlikler nelerdir?

1) İd – Alt Benlik

Latince bir kelime olan id teriminin etimolojisi, erken psikosomatik tıbbın öncülerinden Georg Groddeck tarafından yazılan “Das Buch vom Es” adlı esere dayanmaktadır. Latince de id kelimesi, nötr üçüncü tekil şahıs zamiri olarak kullanılmaktadır.

İd, doğum anımızdan itibaren var olan, benliğimizin en eski ve en ilkel parçası olarak kabul edilen katmandır. İçgüdülerimizi ve doğuştan var olan her şeyimizi içerir. Kişiliğin bu katmanı tamamen bilinçaltındadır ve dürtüseldir. Bundandır ki ilkel, bazen mantıksız ve hayal odaklı davranışlardan oluşmaktadır. Yani bilinçdışı kuralları (kuralsızlık) işler.

Freud’a göre id, bütün ruhsal enerjinin kaynağıdır ve bu da onu kişiliğin en temel bileşeni yapar. İd, haz ile yönetilir. Bazı dürtülerin, isteklerin ve ihtiyaçların tatmin edilmesi ile uğraşır ve bunlar tatmin edilmezse gerilim ve endişe gibi hisleri ortaya çıkarır. Bu nedenle id, hayatın ilk dönemlerinde çok önemlidir çünkü bebeğin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlar. Hatta Freud’a göre, yeni doğmuş bir bebek sadece saf id’den oluşmaktadır. Bu nedenledir ki, bebek acıktığı zaman ağlar ve bu ihtiyacı karşılanana kadar da ağlamaya devam eder. Çünkü bebekler tamamen haz ilkesinin kurallarına göre davranırlar. Örneğin, bir bebeği yemek yemesi için öğlen yemeği vaktini beklemesi için ikna edemezsiniz. Çünkü id, anında bu ihtiyacın giderilmesini ister ve kişiliğin diğer parçaları olan ego ve süper ego henüz gelişmediği için idin bu dürtüsünü bastıramazlar.

Yani burada asıl olan, dürtülerin tatmine ulaşmasıdır. İd, bu dürtülerinin tatmin edilmesinde egoyu kullanmaktadır, egoya baskı yapmaktadır. İnsanlar ego ve süper egonun gelişmesiyle birlikte id’i kontrol etmeyi öğrenirler ve bu süreçte de ego, id ve süperegodan gelen dürtüleri hem gerçekçi, hem de sosyal olarak kabul edilebilir bir şekilde tatmin etmeye çalışır.

İnsan psikolojisinde oluşan cinsellik ve saldırganlık hususları id etrafında şekillenir; açlık, cinsellik, boşaltım gibi isteklerimizin temeli budur. Freud’un kuramına göre, yetişkin psikolojik sorunlarının temeli çocukluk çağında ortaya çıkan bu dürtüler yerine getirilmemesi veya yanlış şekilde getirilmesidir.

2) Ego – Benlik

Ego Latince de ‘ben’ anlamına gelmektedir. Ego, insanoğlunun dış dünya ile uyum içerisinde yaşamasını sağlayan zihinsel işlevler bütünüdür. Kişiliğin düzenleyici, denge ve uyum sağlayıcı bileşenidir. Ego, kişiliğin gerçekle ilgilenen kısmıdır, gerçeklik ilkesini temel alarak çalışır.

Saf id ile doğan bir insan, büyüyüp dış dünya ile tanıştıkça id’in sağladığı dürtülerin toplumun dayatmalarına bağlı olarak doyurulması gerektiğini öğrenir. Bu durumda da, alt benliğin bir kısmı evrimleşerek egoyu (benliği) oluşturur. Ego, id tarafından gönderilen ilkel güdüleri, gerçekçilik ilkesi ile çevresinde bekletebilir, erteleyebilir, değiştirebilir veya bastırabilir. Ego, id’den gelen çoğu isteği toplumsal olarak kabul edilebilir bir kılıfa sokmakla yükümlüdür. Bu nedenle de, bir davranışın veya dürtünün olumlu ve olumsuz sonuçlarından hangisinin ağır bastığı tartılır ve sonuca göre ego, o davranışı yapıp yapmayacağına karar verir. Fakat çoğu olayda ego, id’den gelen dürtülerin uygun zaman ve yerde tatmin edilmesine izin verir. Aksi durumlarda ise ego, idin bu yersiz dürtülerinden kurtulmak için; bastırma, reaksiyon oluşumu, yansıtma, gerileme ve inkar gibi savunma mekanizmalarını kullanır.

“Ego şahlanmış bir at üzerindeki şövalye gibidir. İd ile süperegonun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir.”

Dediğimiz gibi ego tamamen akıllı ve rasyoneldir. Ancak ahlaksızdır. Örneğin id kapkaç yapmanızı ister, ancak ego gerçekçiliği olaya katarak sizin kapkaçı tenha bir yerde yapmanızı söyler. Yani ego, id’i bir kalıba oturtur. Bu nedenle Freud, id’i bir ata ve egoyu da atın sürücüsüne benzetir. At, gerekli gücü ve hareketi sağlarken, sürücü atı yönlendirir ve ona rehberlik eder. Bu tanımda id bütün enerjiyi sağladığı için daha güçlü gözükmektedir ve her ne kadar ego, id’in üzerinde kontrol sağlamaya çalışsa da, id bazen nereye gitmek istiyorsa oraya gidebilir.

3) Süperego – Üst Benlik

Kişiliğin son katmanı süperegodur. Zaman içerisinde egonun bir parçası toplumsallaşma ve değerlerle ilgili olarak evrimleşir. Bu evrimin sonucunda olarak da ortaya çıkan parçaya süperego (üst-benlik) adı verilir. Süperego, davranışlarımızı mükemmelleştirmeye ve uygarlaştırmaya, id’den gelen kabul edilemez dürtüleri bastırmaya ve egonun gerçeklik ilkesi yerine, ideal standartlara göre hareket etmemizi sağlamaya çalışır. Aynı zamanda süperego, bilinçte, bilinç öncesinde ve bilinçaltında bulunur. Yani süperego, bilinçdışı ve bilinç süreçlerini beraberce barındırır. Vicdansa, süperegonun bilinçli kısmında yer alır.

Süperego, insanın ebeveynlerinden ve toplumdan öğrendiği ahlaki standart ve düşüncelerini kişiliğinde içselleştirdiği kısımdır. Freud’a göre, 5 yaşlarında belirmeye başlar. Zira yeni doğan bir bebek günah, ayıp, yasak, haksızlık gibi kavramları bilmez, yalnızca id ile hareket eder. Yeni doğan bu bebek zaman içerisinde ailesinin ve toplumun uygunsuz olarak gördüğü sosyal davranışlar karşısında cezalandırılır ve münasebetsiz olarak gördüğü bu normları içselleştirerek süperego katmanını oluşturur. Çocukluk döneminde görülen korku ve utanç duyguları ise süperego gelişiminin belirtilerindendir. Bu nedenledir ki herkesin süperegosu birbirinden farklıdır. Zira süperegonun gücü biyolojik ihtiyaçlarda değil, bireysel deneyimlerdeki sosyal baskılarda yatmaktadır.

Süper ego iki kısımdan oluşur: Ego ideali ve vicdan. Bunlar artı ve eksi kutuplar, pozitif ve negatif taraflar gibi işlevlerini yerine getirirler. Ego ideali, iyi ve güzel davranışlar için konulan kural ve standartları içerir. Bu davranışlar ebeveynler ve otorite figürleri tarafından onaylanmış davranışlar ve kurallardır. Bu davranış ve kurallara uymak gurur, başarı ve değer gibi hisleri beraberinde getirir. Vicdan ise, toplum ve ebeveynler tarafından kötü görülen davranışları içerir. Bu davranışlar genellikle yasaklanmış ve kötü sonuçlara, cezalara ve pişmanlık gibi duygular hissetmeye neden olan davranışlardır.

“Süperegonun (frenleyici, yasaklayıcı) ve idin (haz ilkesi) baskıları altında ego uygun çözüm yolları arar.”

Freud’a göre sağlıklı bir kişiliğin anahtarı id, ego ve süper ego arasındaki dengedir. Eğer ego gerçeklik, id ve süper ego arasındaki dengeyi yeterli derecede sağlayabiliyorsa, sağlıklı ve uyumlu bir kişilik ortaya çıkar. Bu bileşenler arası dengesizlik ise uyumsuz bir kişiliğin oluşmasına neden olur. Çocuğun kişiliğin oluşumunda id, ego veya süperego katmanlarından birisinin diğerlerinden daha kuvvetli veya kuvvetsiz olduğu süreçlerde farklı kişilik türleri ortaya çıkar. Örneğin id katmanı gelişmiş olan bir kimse bencil ve ben merkez kişilikte birisi olabilmekte iken, süperego katmanı gelişmiş bir kimse daha rasyonel, mükemmeliyetçi ve içine kapanık birisi olabilmektedir. Yahut bir başka örnek vermek gerekirse, id’in çok baskın olduğu bir kişi, dürtüsel, kontrolsüz hatta suç içerikli davranışlarda bulunabilir. Bu kişi, en temel dürtülerini, bu dürtüyü yerine getirmek uygunsuz, kabul edilemez yahut illegal olsa da yerine getirmeye çalışır ve davranışın ahlaki yönünü ve uygunluğunu sorgulayamaz, başkalarının haklarını düşünemez ve sadece kendi isteklerini yerine getirmeyi amaçlarlar.

Diğer bir yandan ise, süperegosu çok baskın olan biri de aşırı derecede ahlaki ve çok katı yargılayan bir insan olabilir. Genellikle mükemmeliyetçi olup, başarısızlık durumunu kabullenmeyebilir. Aynı zamanda bu kişi, başkaları tarafından kabul edilebilir bazı şeyleri, kendisine kötü veya ahlak dışı geldiğinden dolayı asla kabul etmez. Çok katı kurallara sahiptirler ve baskıcıdırlar. Egonun çok baskın olduğu kişiler ise gerçekçidir ve kendi arzularını topluma uygun bir biçimde gerçekleştirmeyi hedeflerler. İdeale yakın ve dengeli bir insan modelidir.

Özetle, kişiliğin bu elementleri birbirleriyle etkileşim içerisinde çalışır ve bu etkileşimin dereceleri ortaya farklı bireyler çıkmasına yol açar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here