Gears of War serisini eminim duymayanınız yoktur. Nasıl Playstation ile bütünleşmiş olan God of War veya Uncharted gibi oyunlar varsa Gears of War da Xbox’la bütünleşmiş olan exclusive oyunlardan bir tanesidir. Gel gör ki çoğu Türk oyuncu gibi ben de ülkedeki Playstation popülerliğinden dolayı yıllarca defalarca GoW veya Uncharted oynamışken konu Xbox oyunları olduğunda “Evet, güzel oyuna benziyor.” demekle yetinmiş ve hiçbir zaman oynama fırsatı bulamamıştım. Açıkçası çok da fazla merak ettiğim söylenemezdi. Bol ve saf aksiyon hoşuma gitmesine rağmen bana ulaşılması zor bir oyun gibi gözüktüğünden olsa gerek hiç kendisiyle haşır neşir olamadım şu güne dek.

Microsoft bundan birkaç yıl önce “Play Anywhere” adı altında, kendi adına çıkaracağı her oyunu hem konsollarında hem de PC üzerinde çıkarma kararı aldı. Bu karar konsol oyuncularının çok hoşuna gitmese de içlerine benim de dahil olduğum büyük bir PC oyuncu grubu bu habere çok sevindi. Çünkü artık konsol sahibi olamadıkları için oynayamadıkları o oyunları PC’lerinden oynayabileceklerdi. Bu onlar için çok güzel bir haberdi.

Gelelim bu yazımızın konusuna; geçtiğimiz günlerde çıkan Gears of War serisinin devam oyunu olan Gears 5 de aynı şekilde yayımlandı. Daha önce hep uzaktan izlediğim bu oyunu artık deneme fırsatım olacaktı. (Gears of War 4 de PC’de varmış fakat ben bunu Gears 5’i almaya çalışırken fark ettim. Şimdilik görmezden gelelim bu bilgiyi.) Hemen alıp indirdim ve büyük bir heyecanla başladım. Fakat bu başlangıç, sıradan bir oyuna başlar gibi değildi. Daha önce hiç Gears of War oynamamış birisinin gözündendi.

İlk Birkaç Saat

Oyun beni bir eğitim alanından başlatmıştı. Karakterlerin konuşmaları ve diyalogları fazlasıyla samimi gelmişti fakat daha önce hiç tanımadığım karakterler olduğu için kendimi muhabbetlerine kaptırmam biraz zaman aldı doğrusu. Sonrasında ise oyun bizi direkt bir göreve iteledi. İlk başta hikayeyi sunmadan direkt bu tarz bir girişi garip bulmuş olsam da karşımdan gelen canavarlara mermi yağdırmaya başladığım anda benim için işin rengi çok değişmişti. En son bu tarz bir FPS deneyimini BulletStorm’da hissetmiştim.

Her şey çok mükemmeldi. Silahların vuruş hissi, pompalı tüfeği kullanırken hissettiğim o ağırlık, canavarların verdiği tepkiler falan beni çok etkiledi. Artık hikaye umurumda değildi elimde olsa ilk defa GTA oynayan küçük bir çocuk gibi videoları geçmek için klavyenin her tuşuna abanacaktım. Umurumda değildi videonuz, karakterleriniz. Ben kan istiyordum, ben canavar biçmek istiyordum. Adeta kana susamış bir savaşçıydım artık.

İlk 2 Saatin Ardından

2 saat olduğunu tahmin ettiğim bir süre kadar oynadıktan sonra içimdeki çatışma hissi giderek azalmaya başlamıştı. Hikaye de bana çok bir şey sunmuyor gibiydi. Belki de sunuyordu da ben çok dikkat etmiyordum. Bu konuda oyuna suç atmıyorum tamamen benimle alakalı olsa gerek.

Gelelim hikayenin tam olarak başladığı o noktaya; amcasının yanına uğrayıp Gears’lara katılmasına ikna etmeye çalışan Kait, Amcası Oscar’ın köyüne yapılan bir saldırı sonucu Oscar’ı kaybedince kendisini bilmediği bir gizemin içinde buluverir. Artık bu savaş Gears’ların meselesinden çok Kait’in meselesi haline gelir ve oyunumuz da asıl burada başlar.

Ayrıca önceki oyunlarda olup bitenler ile ilgili olarak da hem oyunun başında ufak bir video gösteriliyor hem de oyunun ekstra kısmında bir video bulunmakta.

İlk başlarda oyunun hikayesi hakkındaki düşüncelerime bir tokat niteliğinde geldi tüm bu anlattıklarım. Birkaç dakika önce videoları hunharca geçmeye çalışan çocuk, yerini kendini pür dikkat hikayeye ve bir sonraki olacaklara veren bir insana bırakmıştı.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, daha önce hiç bu seriyi oynamamış biri olarak Gears 5’in ilk saatleri benim için bu şekilde geçti. Oyun ilerledikçe aksiyon dozajı düşecek gibi de durmuyor. Umarım öyle de olur çünkü ben çok eğleniyorum ve bu yazıyı okuyup da henüz oynamamış olan herkese de öneriyorum. Gelin beraber kafa uçuralım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here