Takımyıldızı (constellation), Latince constellatio (yıldızlar takımı) kelimesinden gelmektedir. Takımyıldızları gökyüzünü kaplayan ve birtakım mitolojik karakterlerle, yaratıklarla ve belli karakteristiklerle özdeştirilmiş yıldız kümesi görünümleridir. Asteroidlerin ve takımyıldızlarının gözlemlendiğine ve kaydedildiğine dair ilk kanıtlar M.Ö. 3000 yılında Mezopotamya’da bulunan bazı kil tabletlerdir.

Yaşadıkları çağdan, bölgeden, kültürden bağımsız olarak insanlarda iki ortak özellik bulunur. Bunlardan birincisi belirsizi belirsiz bırakmamaya yönelik merak duygusu, ikincisi ise başlarımızı yukarıya kaldırdığımızda gökyüzünü görüyor olmamızdır. İnsanlar, aynı gündüzleri gördükleri bulutları şekillere benzettikleri gibi, gece de gökyüzünde gördükleri yıldızları birleştirerek takımyıldızı dediğimiz soyut çizgisel şekilleri hayal etmişlerdir.

Takımyıldızları, uzayda 3 boyutlu düzlemde, yeryüzünden gördüğümüz gibi şekiller oluşturacak şekilde yan yana gelmemişlerdir. Aslında birbirlerinden oldukça uzaktırlar. Biz onları Dünya üzerinden tesadüfen bir şekil oluşturacak şekilde görerek isimler takarız. Uluslararası Astronomi Birliği’ne göre Kuzey ve Güney yarımkürede gözlenebilen toplam 88 takımyıldızı bulunmaktadır. Bu takımyıldızlarının bazılarını günümüzde çıplak gözle bile gökyüzüne baktığımızda görebiliriz. Neredeyse hepimiz birkaç takımyıldızı ismi sayabiliriz. Fakat onların hikayelerini, isimlerinin nereden geldiğini pek azımız biliriz. Onları kimler bulup neye göre isim vermiş olabilir?

Örneğin iki yarımküreden de görülebilen ve ülkemizde ışık kirliliğinin çok olduğu yerlerde bile kışın en parlak takımyıldızı olarak gözlenen Avcı (Orion) takımyıldızının ismi Yunan Mitolojisi’ndeki dev avcı Orion’dan gelmektedir. Orion takımyıldızının yanında ise Akrep takımyıldızı bulunmaktadır, fakat bu ikisi farklı mevsimlerde gözlenebilmektedir. Bunun nedenini Antik Yunanlar Orion ve dev akrebin savaşı yüzünden olduğu efsanesini öne sürmüştür. Hikayeye göre Orion, kimsenin öldüremediği ve yanına yaklaşmaktan korktuğu akrebi yenmeye gitmiş ve akrebe zarar verince akrep de ona iğnesini saplamış. Bu yüzden asla gökyüzünde birlikte olmaz, hep birbirlerini kovalarlarmış.

Kuzey yarımkürede yıl boyu gözlenebilen Büyük Ayı ve Küçük Ayı takımyıldızlarının hikayesi ise şöyledir: Yunan mitolojisine göre Kallisto isminde, herkes tarafından sevilen, çok güzel bir kadın yaşamaktadır. Kallisto avcılığa ve doğaya çok meraklı olmasından dolayı ay ve av tanrıçası Artemis’in avcılık takımına alınmıştır. Tanrıların tanrısı Zeus, Kallisto’yu çok beğenmekte ve arzulamaktadır. Bu durum Zeus’un eşi tanrıça Hera’yı kıskandırmakta ve Kallisto’ya haset beslemesine sebep olmaktadır. Bir gün Kallisto, ormanda neşe içinde dans eder ve avlanırken Hera kendisini görüp sinirlenir ve Kallisto’yu büyük, çirkin bir ayıya dönüştürür. Kallisto bu durumdan çok etkilenerek doğaya karşı sevgisini yititir ve kendini sevmemeye başlar. Aylar sonra Kallisto’nun arkadaşları onun ayıya dönüştürüldüğü ormana avlanmaya gelirler. Bu grup içinde Kallisto’nun oğlu Arkas da bulunmaktadır ve Kallisto oğlunu görünce hemen tanıyarak yanına gider, fakat Arkas annesini tanıyamaz ve gördüğü kocaman ayıyı vurmak üzere okunu ve yayını çıkarır. Tam o sırada Tanrıların Tanrısı Zeus gelerek ok ve yayı Arkas’ın elinden alır. Çünkü Zeus Kallisto’yu çok sevmektedir ve Hera’nın yaptığı bu zalimliği asla onaylamamaktadır.

Zeus oku ve yayı Arkas’ın elinden aldıktan sonra anne ve oğlunu gökyüzünde iki yıldıza çevirip bugün gördüğümüz Büyük Ayı ve Küçük Ayı yapmıştır. Onları yıldızların olduğu bir gecede görebiliriz.

Hera onları gökyüzünde görünce çok sinirlenmiştir. Hera Kallisto’yu insandan daha aşağılık bir varlığa çevirmesine rağmen Zeus, Kallisto’yu ve oğlunu insandan daha üstün ve unutulmayacak bir forma çevirmesine haset duyar.

Hera, deniz tanrısı Poseidon’a giderek ondan Kallisto ve oğlu Arkas’ı Okyanus Sarayı’na hiçbir zaman alınmamasını ister. İşte bu yüzden gökyüzüne baktığımızda Büyük Ayı ve Küçük Ayı’nın gecenin ilerleyen saatlerinde yavaş yavaş aşağıya doğru indiğini ve en sonunda okyanusların, denizlerin seviyesine geldiğinde birden kaybolduğunu görürüz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here