3. ile 7. yüzyıl arasında yaşanan Bizans – Pers Savaşları, her iki ülkeyi de problemli bir yola sürüklemiştir. Bu problemleri en çok hisseden ve tehlikede bulunanlar ise, iki ülke arasında tampon bölge olarak görülen Gassaniler ve Lahmiler‘di. İslam’ın yayılışından önce Bizans, pek çok Arap kabilesi ile iyi bir diplomatik ilişkiye sahipti. Gassaniler ve Bizans kurdukları ittifak ile, Pers – Lahmi güçlerine karşı pek çok savaşa girdi. Coğrafi konumundan dolayı Gassaniler’in rolü, bu savaşlarda büyük bir rol oynamıştı.

Gassaniler, çoğu İslam Öncesi Arap kabileleri gibi pagan değillerdi. Monofizitizm Hristiyanlık kurallarına göre yaşayan bu devlet, Levant denilen ve bugünkü Suriye, Lübnan ve İsrail topraklarını kapsayan bir bölgede yer almaktadır. 527 yılında yaşanan savaşta, Bizans İmparatoru I. Justinianus, Levant bölgesinde güçlü bir müttefiğe ihtiyacı olduğunu düşündü ve Pers’lere karşı olan savaşa katılmaları için Gassaniler ile anlaşma yaptı.

Savaşın sonunda Gassaniler’in lideri al-Harith, I. Justinianus tarafından en yüksek imparatorluk unvanı olan ‘Vir Gloriosissimus’ ile ödüllendirildi. Gassani şefleri normalde unvan kullanan bir devlet değildi ancak I. Justinianus hizmetlerinden dolayı al-Harith’i kral ilan etti. Bizans’ın Gassaniler ile ilişkileri sıkılaşırken, karşı tarafta Sasani İmparatorluğu, Lahmiler’e kendilerini korumaları için finansal destek sağlıyordu. Karşılıklı satranç hamlelerinden sonra Gassaniler, Bizans topraklarına yağma yapan Lahmiler ile karşı karşıya geldi. 554 yılında yaşanan ve Yawm Halima ismindeki savaşı, Lahmi şefi al-Mundhir’in ölmesiyle Gassaniler büyük bir üstünlükle kazandı.

Gassaniler her ne kadar Bizans İmparatorluğu altındaki bir vasal devleti olsa da, al-Harith ve İmparator Justinianus’un Konstantinopolis’de yaptıkları görüşmelerde, Gassaniler’in kendi iç işlerindeki bağımsızlığına saygı duyuldu. İki devlet adamı bu görüşmeleri birbirlerine denk bir şekilde gerçekleştirdi.

al-Harith’in ölümünden sonra tahta geçen oğlu al-Mundhir, iki devlet arasındaki ilişkileri büyük bir sıkıntıya soktu. Babasının aksine, Lahmiler’e karşı kazandığı her zafer için Bizans’tan altın talep eden al-Mundhir, II. Justinus’u iyice sinirlendirdi. Bizans’lı devlet adamları, al-Mundhir’i ortadan kaldırmak için bir suikast planlasa da, al-Mundhir bu planı öğrendi ve Bizans’a verdiği tüm hizmetleri 3 yıl boyunca geri çekti. İki devlet arasında yaşanan gerginlikler II. Tiberus’un Bizans tahtına çıkmasıyla biraz daha iyileşmiş olsa da, oluşan güvensizlikten dolayı al-Mundhir, 580 yılının başlarında tutuklandı ve sürgün edildi.

İki devlet arasındaki bir diğer sıkıntı ise dindi. O dönemde Kalsedon Hristiyanlığı’nı benimseyen Bizans,  Monofizitizm Hristiyanlığı’na bağlı Gassaniler’le büyük bir kültürel çelişki yaşıyordu. Justinianus, bu durumu devleti için büyük bir sorun olarak görmüştü ancak devlet işlerinde önemli bir yeri olan eşi Theodora, bu durumun bir sorun olmayacağının garantisini verdi.

Tiberus’un döneminde düzelen ilişkiler neticesinde al-Mundhir, 580 yılında Konstantinopolis’e bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu görüşmenin sonunda Tiberus, al-Mundhir’i “Arap’ların Kralı” ilan etti. Ülkesine geri dönen al-Mundhir, Lahmiler’e karşı yeni zafer elde etti ve başkentleri olan Hire şehrini yerle bir etti. Bu başarısına rağmen Mundhir, Bizans askeri birliklerinin en yetkili kişisi olan Maurice tarafından ihanetle suçlandı. Bu suçlamanın dayanağı ise, Bizans’lı askerlerin Fırat Nehri’ni geçmek için kullanacakları köprünün yıkılmasıydı. Maurice, Mundhir’in askeri planları Pers’lere verdiğini iddia etti. Komutan Magnus tarafından tutuklanan Mundhir, esir olarak Konstantinopolis’e götürüldü. Mundhir’in oğulları ise Bizans’a karşı yağma yapmaya başladı. Bu yağmalardan büyük zarar gören yerlerin Anadolu toprakları olması, Bizans İmparatoru’nu iyice sinirlendirdi ve Mundhir’in oğlu Numan’ın tutuklanmasını emretti. Bu durum Gassani Devleti’nde büyük bir siyasi boşluğa sebep oldu. Devlet’in içindeki her kabile farklı bir siyasi yapı oluşturmaya başladı. İyice güçsüzleşen Gassaniler, Bizans’ın güney sınırını savunmasız bıraktı. Bu durumdan faydalanmak isteyen Sassani İmparatorluğu, Gassaniler’e savaş açtı. Büyük bir orduyla atağa geçen Persler 613 yılında Şam ve Kudüs’ü kuşattı. Bu sırada Bizans tahtına geçen I. Herakleios, Kudüs ve Şam’ı yeniden topraklarına kattı ve sınırlarını güçlendirdi. 636 yılında yaşanan Yermük Muharebesi ile, Gassaniler’in siyasi varlığı sona erdi. Bu muharebe Halid bin Velid komutasındaki İslam ordusuyla, Bizans İmparatorluğu’nun Yermük’te yaptığı, Arap – Bizans savaşlarının en büyük muharebesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here