Sanat, Kültür, Politika… Birçok alanda etkin olan Türkiye’nin ender insanlarından biri: Ömer Zülfü Livaneli… Müzik endüstrisinin yanı sıra, edebiyatta da adını sıklıkla duyduğumuz Livaneli’yi bugün “Huzursuzluk” yapıtıyla ele almak istedim.
Beni kahreden, içime gam dolduran, okudukça afallaştıran, hüzne boğan ve gerçeklerle yüzleşmeme sebep olan bu roman, Livaneli’nin son eseridir. Az ve özlü sözlerle yüreğinize işleyen bu roman; Ortadoğu Kültürlerine değindiği acımasızca noktalarıyla bizi gerçeklere götürdüğü eşsiz bir romandır. Yüreğinizi parçalayacak vurucu cümlelerle, şiirsel ve akıcı anlatımıyla okuyucuyla hemen bütünleşebilecek bir eser.
“Ben bir İnsandım.”
“Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın artık anne!”

Peki Livaneli, ölümsüz eserinden bizlere nasıl bahsediyor? Bir de onun satırlarından okuyalım…

“Merhamet zulmün merhemi olamaz!

İstanbul’un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin’e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece adeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.
Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun adeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.
Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor…

Terör zulmü, meczup bir aşk ve inanç meselesini derlediği bu romanı okumanıza vesile olacak alıntıları şuraya bırakarak yavaş yavaş çekiliyorum. Bu roman benim hayatımı değiştirmişti, sizlerde de güzel şeylere vesile olması dileğiyle…

1. “Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o  aralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel  olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu’nun adeti budur oğlum, boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

2. “Babaannemin göğsünde de ceylan dövmeleri vardı; bir keresinde sormuştum niye yaptın bunu babaanne, diye, içim sıkılıdığında göğsümde gazeller uçuşsun istedim, cevabını vermişti.”

3. “Hele namus meselesi olunca, kimsenin aklına silahtan başka bir şey gelmiyor.”

4. “Asil insanların en neşeli zamanında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir.”

5. “Her insanın içinde iyi ve kötü, yan yana durur. Hangisini beslersen o galip gelir.”

6. “Biz bu ülkenin okuryazarları, boşluğa düşen bir trapezci gibiydik. Doğu askısını bırakmış, Batı askısını da yakalayamadan düşmüştük.”

7. “Bazı şeyleri boş inanç diye küçümsemeyin, onlarsız insan kültürü olmazdı.”

8. “İnsanlar bunca acı çekerken, İstanbul’da en iyi suşinin nerede yenilebileceğini konuşanlara dayanamıyordum.”

9. “Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. Sanki içimde derin bir hiçlik var.”

10. “”Bu dünya bir penceredir. Her gelen baktı geçti.” diye tekrarlıyorum durmadan. Felsefe bundan başka nedir ki diyorum; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri, sözüm ona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi?”

11. “Ne kadar yukarı tırmanırsak tırmanalım, ne kadar aşağı inersek inelim asla duygularımızın dışına çıkamayız.”

12. “Ezidiler, İnsanlık ağacının kırılmış dallarıdır.”

13. “Kardeşini öldürmek günah değil, yüzünü Kabe’ye dönmüş adamı öldürmek günah.”

14. “Bir resimde ne kadar kan varsa, gazetecilik dilinde o kadar şahane oluyordu resim.”

15. “Sana anlattığım o adam var ya, karısını döverken çırılçıplak soyunur kadını da soyarmış. Neden, biliyor musun? Hemen akla gelebileceği gibi sapıklıktan değil. Kadının feryatlarını duyan kimse içeri girip onu dövmesine engel olmasın diye. Erkekler içeri adımını atamazmış, kadın çıplak diye. Kadınlar da erkek çıplak diye giremezmiş. Şu şeytani aklı görüyor musun?”

16. “Bizim burada şairler büyücü sınıfına girerler. İnsanları güzel sözlerle büyüledikleri için.”

17. “”Bana inanmayanın boğazından aşağı erimiş kurşun dökerim” diyen bir Tanrı, sadece iyi olabilir mi evladım?”

18. “Ben sadece kendimi tedavi edebilmek için yazıyorum. İnsan denilen yaratıkların arasında yaşama gücünü bulabilmek için.”

19. “Merhamet istemiyorum. Hiç kimsenin acımasına ihtiyacım yok, merhamet de zulmün bir parçası; ne bana acıyın ne de çocuğuma. Merhamet zulmün merhemi olamaz!”

20. “Bir yer var
İyiliğin ve kötülüğün ötesinde
Seninle orada buluşacağız…”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here