“Birçok insan, zamanın, bir nehir gibi tek doğrultuda aktığını düşünür. Sana söyleyebilirim ki, yanılıyorlar. Ben zamanın yüzünü gördüm. Zaman, fırtınalı bir okyanus gibidir.

Gel, otur ve sana daha önce hiç duymadığın türde bir hikaye anlatayım…”

Prens, Farah’ın odasına girdiğinde ona belki ilk defa, belki de son defa söyledi bu sözleri. Farah belki bu hikayeyi hiç duymadı, belki bu hikayeyi çok kez yaşadı. Hangisinin geçerli olduğunu asla bilemeyeceğiz çünkü zaman, fırtınalı bir okyanus gibidir. En azından Prince of Persia evreninde bu durum böyle işliyor. Şimdi gelin, oturun ve size belki sayısız kez duyduğunuz belki de ilk kez duyacağınız ama kesinlikle duyduğunuz diğer hikayelerden farklı olan bir hikaye anlatayım.

Her şey çok sıradan ve klişe bir binbir gece masalı gibi başlıyor aslında prensimizin hikayesinde. İyi kalpli bir kralın başarıları, kendisini babasına kanıtlamaya çalışan, cesur ve iyi kalpli bir prens ve kötü kalpli bir vezir.

Vezir, Hint şehrinin güvenliğini etkisiz hale getirip, kalenin kapılarını açması karşılığında, savaş ganimetleri arasından istediğini seçeceği bir anlaşmadan dolayı, Pers ordusuna, şehre girmelerinde ve şehri ele geçirmelerinde yardımcı oluyor. Vezirin de yardımıyla, Pers ordusu rahatlıkla Hint şehrini ele geçirdikten sonra, Pers Kralı, Vezir’e, ele geçirilen hazinelerden sadece komşu krallığa hediye edilmek için Pers Kralı tarafından seçilmiş, devasa kum saati, Zamanın Kumları ve oğlu Pers Prensi tarafından bizzat elde edilmiş ve onun sahip olmasını istediği hançer, Zamanın Hançeri hariç, hazineden istediği ganimeti alabileceğini söylüyor. Fakat Vezir bu durumdan memnun kalmıyor çünkü başından beri planladığı şey aslında Zamanın Kumları’nı serbest bırakmak ve sonsuz güce sahip olmak.

Buraya kadar ki bu kısım oyunun sadece başlangıcından ve birkaç ara sahneden ibaret, hikaye oldukça sıradan bir binbir gece masalı gibi ilerlese de, planında başarılı olamayan Vezir’in bir sonraki hamlesi bu hikayeyi karmaşık zaman paradokslarına, eşi zor bulunan bir aşk hikayesine, gerçek bir kahramanlık öyküsüne ve mükemmel bir oyun serisine çeviriyor.

Vezir, istediğine ulaşamayınca, hainliklerinden vazgeçmiyor ve Pers Kralı ve Prens’le birlikte, komşu bir krallığa Zamanın Kumları’nı hediye etmeye gidiyor. Komşu krallığın taht odasında, Pers Kralı, hediyesi olan Zamanın Kumları’nı takdim ettiği sırada Vezir lafa atlıyor ve kum saatinin sıradan bir kum saati olmadığını, aslında içinde mükemmel bir güç barındırdığını ve sadece Zamanın Hançeri ile açılabileceğini ve ne mutlu ki Prens’imizin bu hançere sahip olduğunu açıklıyor. Daha sonrasında ise Prens’e hançeri, kum saatindeki hazneye saplamasını söylüyor. Prens, kendinden emin bir şekilde kum saatine yaklaşıyor, hançerini kaldırıyor ve hazneye yerleştiriyor… Prens, hançeri hazneye yerleştirdiği anda gerçekten de mükemmel bir güç serbest kalıyor fakat bu güç önüne gelen her insanı kumdan yaratıklara dönüştürerek yavaş yavaş kaleyi etkisi altına alıyor. Kumlar serbest kaldığında, Vezir, Prens’in üstüne yürüyüp, hançeri ona verirse, (prensin) yaptığı hatayı düzelteceğini söylüyor fakat prens, hançerle birlikte yıkılmakta olan taht odasından kaçıyor.

Hikayenin buradan sonrasında, prensimiz, oyunun başında ele geçirdikleri hint kalesinin prensesiyle (kendisi bir köle olarak alınmış fakat kumların serbest kalmasıyla ortaya çıkan karmaşada özgürlüğüne kavuşmuştur) birlikte, iki, kanatlı kum yaratık tarafından Şafak Kulesi’nin tepesine götürülen Zamanın Kumları’nın peşine düşer. Günümüzde bir çok kişinin ilk defa Bioshock Infinite veya Last of Us oyununda yapıldığını düşündüğü; ana karakterin yanına oyun boyunca onunla beraber gelecek birini verip, bunu bir işkenceye çevirmeyip üstüne bir de bu kişiyle olan ilişkinin her sahnede daha da güçlenmesi durumunu 2003 yılında Ubisoft, Prince of Persia: Sands of Time ile yapmıştı.

Yolculuk boyunca Prens ve Farah, önceleri hayatta kalmak için birbirlerine güvenirken, yolculuk ilerledikçe aralarında güven bir zorunluluktan çıkmaya ve daha duygusal bir hal almaya başlıyor. Zamanın Kumları’nın eski sahibi olan Hint şehrinin prensesi Farah, Prens’e dünyaya saçılan kötülüğü tekrar hapsetmenin ve her şeyi eski haline döndürmenin bir yolu olduğunu ve ona yardım edeceğini söylüyor ve ikili, Şafak Kulesi’nin tepesine kadar, aralarındaki ilişki giderek güçlenerek ilerliyorlar.

Fakat kulenin tepesine ulaştıklarında ve her şeyi düzeltmeye ramak kalmışken, Prens’in tek yapması gereken şey hançeri kum saatinin üstünde bulunan hazneye sokmakken, bir anlığına Prens bir paranoyaya kapılır ve; “Bana neden yardım ediyorsun? Babanı öldürdük, şehrini yerle bir ettik ve seni bir köle olarak aldık. Sana neden güveneyim?” diye sorar Farah’a. Bu bir anlık tereddüt, Vezir’in kahramanlarımıza yetişmesi için yeterli olmuştur. Güçlü büyüleriyle Farah ve Prens’i kuleden aşağıya atar Vezir.

Farah ve Prens, bu düşüşün ardından kendilerini karanlık bir çemberde bulurlar ve Prens klostrofobisi yüzünden bu durumdan çok fazla gerilmeye başlar. Prens’i sakinleştirmek isteyen Farah ona, annesinin küçükken ne zaman gidecek bir yer bulamazsa söyleyeceği ve söylediği zaman bir kapı açacağı bir kelime öğrettiğinden bahseder. Bu hikayeyi çocukça bulsa da kelimenin ne olduğunu sorar Prens; “Kakolukiam!” Farah büyülü kelimeyi söyler ve ardından karanlık çemberde bir ışık yayılır. Farah çoktan gitmiştir bile bulduğu kapıdan. Prens, Farah’ın peşinden gider ve büyülü koridorlardan geçtikten sonra kendisini bir havuzun önünde bulur, havuzun içindeki Farah, onu havuza çağırır. Kılıcını ve hançerini bir taşın üstüne bırakan Prens, Farah’ın yanına girer ve birbirlerine olan hislerini çok daha iyi anlayacağımız bir sahne yaşanır. Sonrasında ise Prens bir anda kendisini düştükleri çemberde, bir mezar taşının üstünde yatarken bulur. Yaşananlar rüya mıydı, gerçek mi bilemez fakat birbirlerine olan hislerinin gerçekliğinden emindir. Fakat Farah, Prens uyurken, hançeri alıp kuleye tek başına çıkmaya başlamış ve Prens’i silahsız bir şekilde orada bırakmıştır. Prens kuleye farklı bir yoldan çıkarken, çok güçlü bir kılıç olan ‘aydınlanmış savaşçının kılıcını’ bulur.

Bu kılıçla birlikte, Zamanın Hançeri’ne ihtiyaç duymadan kumlara karşı koyabilmiş ve tekrar kulenin tepesine çıkmayı başarmıştır fakat kulenin tepesine çıktığında Farah çoktan kum askerler tarafından köşeye sıkıştırılmıştır. Askerlerden birisinin saldırısıyla bir uçuruma doğru savrulan Farah hançeri yere saplayarak uçurumun kenarında asılı kalır, Prens aceleyle askerleri öldürdükten sonra Farah’a koşsa da hançer çoktan gevşemiş ve yerinden çıkmıştır. Son bir hamle olarak, düşmekte olan hançerin bıçağından tutan Prens, hançerin diğer ucunda sallanan Farah’la göz göze gelir. Eli kesilen Prens’in kanı hançere bulandığı sırada Farah, büyülü kelimeyi tekrar edip, kabzayı bırakır ve uçurumdan aşağı düşer.

Prens, Farah’ın ölümüyle birlikte büyük bir yıkım yaşarken, içeriye Vezir girer ve tekrar Prens’in üstüne yürümeye başlar fakat bu sefer onu tehdit etmek yerine ona vaadlerde bulunmaktadır. “Hançeri bana ver ve sana sonsuz gücü bahşedeyim! Seni ölümsüz yapayım!” diye bağırır Vezir, Prens’e. Prens üzüntüsünü nefrete çevirir; “Bütün sevdiklerimin ölü olduğu bir dünyada ölümsüz olmaktansa, ölümü tercih ederim!” der ve aşırı çevik hareketlerle Vezir’i atlatarak, kum saatinin tepesine atlar ve hiç tereddüt etmeden hançeri hazneye saplar…

Kumlar tekrar hapsolmuştur, zaman geriye akmıştır ve Prens savaş alanındaki çadırında uyanır. Elinde hala hançer olduğunu fark eden Prens, Vezir’in hain planını aşık olduğu kadına, Farah’a, anlatmak için gecenin karanlığında atına atlar ve Hint şehrinin kalesine tırmanır. Prens, Farah’ın odasına ulaştır ve yavaşça onun omzuna dokunur. Fakat Farah korkarak geri çekilir, Prens, zaman geriye döndüğü için şu anda aslında Farah ile asla tanışmamış olduklarını anlar. Farah muhafızları çağırmadan, Prens onu durdurur ve sakince ona ; “Birçok insan, zamanın, bir nehir gibi tek doğrultuda aktığını düşünür. Sana söyleyebilirim ki, yanılıyorlar. Ben zamanın yüzünü gördüm. Zaman, fırtınalı bir okyanus gibidir.” der ve hikayeyi anlatmaya başlar. Güneş doğmaya yakınken biter Prens’in hikayesi ve bu sırada içeriye kötü kalpli Vezir girer. Prens orada Vezir’le karşılaşır ve onu öldürür. Farah; “Vezir’in zaten kötü birisi olduğunu tahmin ediyordum fakat buna inanmam için neden bu kadar fantastik bir hikaye uydurdun ki?” diye sorar. “Doğru söylüyorsun, bu sadece fantastik bir hikayeydi.” der Prens ve oradan kaçmak için balkonun karşısındaki ağaca atlar. Bu sırada Farah ona doğru koşar ve “Dur, bana adını söylemedin!” der. Prens suratında bilmiş bir gülümsemeyle “Adım… Kakilukiam!” der ve ağaçtan aşağı kayar…

Böylece ilk oyun bitmiş olur. Neden bu kadar uzun bir şekilde oyunun hikayesini anlattığımı soracak olursanız. Oyunun bir altyazı sistemi olmadığı için, ya dilimize çeviremediğimizden ya da bazı insanların sadece dinleyerek anlayamadığından, ülkemizde bu oyunu çok fazla sevip de hala bu masalsı senaryosunu bilmeyen çok fazla insan var. Oyun günümüz ekonomisine göre bile hala çok ucuz bir ücretteyken bir de hikayesini bilerek oynamanızı ve Farah ile Prens arasındaki git gelli ilişkiyi dikkatle takip etmenizi öneririm.

Oyunun senaryosu her ne kadar basit de olsa, bu senaryoyu anlayış tarzı gerçekten dinlediğiniz bir çok hikayeden farklı kılan yanı aslında bu hikayeyi. Oyunda her kayıt alanından sonra Prens o tatlı sesiyle “Pekala bir dahaki sefere buradan anlatmaya devam edeceğim.” diye bildiriyor. Oyundan çıkmak istediğinizde, “henüz anlatmayı bitirmemiştim.” gibi şeyler söylüyor ve bu aslında demek oluyor ki. Biz bu olayları Farah’ın kulaklarından dinliyoruz. Bizler Prens’in oyunun sonunda Farah’a anlattığı hikayeyi dinliyoruz aslında.

Hikayesinin dışında ise yaptığı çok farklı bir mekanik var PoP serisinin. O da zamanı manipüle etme yeteneğimiz. Daha önceki yazım olan “Yokluktan doğan başyapıt: Max Payne” yazısında, Max Payne oyununda zamanı yavaşlatma mekaniğinden biraz bahsetmiştim. Bu sefer ise zamanı yavaşlatmakla kalmıyor, aynı zamanda onu geriye sarabiliyoruz. Prens’imizin Hint şehrinin hazinesinden aldığı ganimeti, Zamanın Hançeri ile Prens zamanı manipüle etme yeteneğine kavuşuyor.

Bu platform öğeleri, aksiyon dolu dövüş mekanikleri, zamanı manipüle etme yetenekleri ile hikayesini bilmeden oynamış olanlara birkez de hikayesini bilerek oynamalarını, oynamamış olanlara kesinlikle oynamalarını ve hikayesini dahil bilerek oynamış olanlara ise nostalji hayrına tekrar oynamalarını öneriyorum Prince of Persia: Sands of Time oyununu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here