Başlangıçta Ginnungagap adı verilen bir boşluk vardı. Bu boşluğun kuzey tarafında karanlık, gölge, buz ve ölümün diyarı; içinde 11 nehri bulunduran Niflheim oluştu ilk olarak. Svöl, Gunnthra, Fjörm, Fimbulthul, Slid, Hrid, Sylgr, Ylgr, Vid, Leiptr ve Gjöll isimlerine sahip ve topluca Elivagar olarak isimlendirilen donmuş nehirlerdi bunlar. Niflheim’in güneyinde ise ölümsüz ateşin diyarı, -bazı hikayelerde ilk canlı varlık olarak geçen- ateş devi Surtr’ın muhafızlığını yaptığı Muspell (Muspelheim) oluştu sonra… Tanrıları ortadan kaldıracağı günü bekleyen Surtr, sabır ile alevli kılıcını bir o yana, bir bu yana sallayıp durdu.

Muspelheim’dan çıkan kıvılcımlar, Niflheim’ın Ginnungagap’a doğru uzanan nehirlerinin üzerine düşerek onları eritti. Oluşan sihirli sudan bir yaratık meydana geldi: Dev Ymir. Ymir, ne erkek, ne de dişiydi fakat diğer devleri terleyerek yarattığı için buz devleri sülalesinin atası olmuştu. Dev Ymir, en başından beri kötüydü. Bir süre sonra çiftleşmeyi öğrenen bu devlerin çocukları oldu. Bu çiftleşmelerden en önemlisi Bor ile Bestla’nın çiftleşmesiydi çünkü bu çiftleşmeden Odin, Vili ve Ve doğmuştu. İlk Tanrılar…

Yaratılış efsanesinin bir başka versiyonuna göre ise; Ymir, Ginnungagap’ın sonsuz boşluğunda kendine yiyecek bir şey ararken, sütünden beslenebileceği Audumbla adında dev bir inek bulmuştur. Fakat kısa bir süre sonra Audumbla da acıkmıştı ve etrafta yiyebileceği tek şey olan Ginnungagap’ın tuzlu taşlarını yalamaya başlamıştı. Bu taşlar her geçen gün yavaş yavaş şekillendi ve sonunda şekil taştan kurtularak ilk Tanrı’nın doğuşu oldu: Buri. Adı buydu.

Ymir ve Buri’nin yaratma güçleri vardı. Yalnız kalmamak için kendilerine eşler ve bu eşlerden de çocuklar yarattılar. Buri’nin bir devin kızı olan Bestla ile evli olan, Bor isminde bir oğlu vardı. Bu iki ırkın birleşiminden üç büyük Tanrı doğdu; Odin, Vili ve Ve.

Bilinene göre, Odin, Vili ve Ve, bir dünya yaratmak istediklerinde devlerin saldırısına uğradılar ve bu yüzden öncelikle Ymir’i öldürdüler. Ymir’in vücudu dünyanın topraklarına; vücudundaki su denizlere ve vücudundaki kan ise kaynayan lavlara dönüştü. Midgard ismi verdikleri dünya oluşmuş, artık onu sabitleyecek ve koruyacak varlıklara ihtiyaç duyulmuştu. Bu yüzden Odin cüceleri yarattı. Dört cüce, dünyanın dört yönünü korumak için ant içtiler: Austri (doğu), Nordri (kuzey), Vestri (batı), Sudri (güney).

Odin ve kardeşleri, Midgard üzerinde dolaşmaya çıktıklarında yan yana duran iki ağaç gördüler ve bu ağaçları ilk insanlara dönüştürmeye karar verdiler. Güzellik, yetenek ve duygular bahşedilen bu iki ağaçtan erkek olanına Askr (kül ağacı), dişiye de Embla (sarmaşık) dediler. Sonunda Askr ve Embla birleşerek insan ırkını oluşturdular.

Bütün bu yaratılan canlılar ve hatta Tanrılar arasındaki en mistik ırk, şüphesiz ki Alflar (beyaz elfler) idi. Alflar görünmezdi; ne kokuları, ne sesleri, ne belirli şekilleri vardı. Bu yüzden insanlar onları, ışığın cinleri olarak biliyordu. Devler, insanlar ve cücelerin aksine, Alflar savaşçı değildi fakat mutlak bir güçleri vardı. Beyaz Alflar, doğanın anlaşılamaz gücünü simgeliyorlardı. Onlar Tanrıların istekleri dışında doğmuşlardı.

Bir diğer Alf ırkı olan Siyah Alflar ise, Svartalfaheim isimli alemde yaşarlardı ve Dev Ymir’in ölü cesedinden beslenmişlerdi. Bu yüzden içleri ölüm ve karanlıkla dolmuştu. Tanrılardan ve devlerden korktukları için taşların içine saklanmış ve bu taşların kara renklerini almışlardı.

Yaratılıştan bahsederken sanırım Yggdrasil‘den bahsetmemek olmazdı. Yggdrasil, yani kutsal ağaç, İskandinav mitolojisinin ana çizgisi hatta bu mitolojide hayatı ve yaşamı temsil eden yegane semboldür. Yaprakları ve dalları görünmez bir biçimde tüm gökyüzünü ve evreni sarar, kökleri de dünyanın her yerine ve en derinlere sıkı sıkıya tutunmuştur. En büyük kök Tanrıların konakladığı Asaheim alemindedir. Kutsal ağaç Yggdrasil, Hvergelmir, Mimir ve Urdar adlı üç kaynaktan beslenmiş, bu kaynaklar ağacın hayatta kalmasını sağlamış ve de onların varlığı sadece ağaçla mantık bulmuştur.

Urdar`ın etrafında üç kadın oturur. Urd geçmiş, Vervandi şimdiki zaman ve son olarak Skuld gelecek’tir. Bu üç kadın, zamanın gerçek hakimleri ve burada İskandinav mitolojisinin panteist kısmı ön plana çıkar, bu üç kadın Tanrı değillerdir sadece doğa tarafından yaratılmış üç nesnedir, ancak Tanrıların Tanrısı bilge Odin’den daha bilgedirler! Onlar kaderleri bilenlerdir, Tanrıların kaderlerini bile bilirler.

Kader ve zaman kavramları İskandinavların en önem verdikleri iki kavramdır. İskandinav halkı (prehistorik çağlardan Viking dönemine kadar) kaderci bir halktır, yani kadere inanırlar ölüm zamanları daha önceden yazılmıştır ve bundan kaçmak imkansızdır, ancak buna rağmen kaderlerini yenmek için ölümüne savaşırlar. Bir şeye karşı savaşmak ve kazanmak; İskandinav mitolojisinin en önemli olgularındandır. Kutsal ağaç Yggdrasil bile her gün hayatta kalmak ve evrenin düzenini korumak için savaş vermektedir. Onlar için hayattan kalan, savaştır…


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here