Evet, Halloween filminden bahsediyorum. Evet evet, geçen sene çıkan Halloween filmi, hani şu Haluk Bilginer’in oynadığı. Micheal Myers’lı olan falan. Öncelikle, günümüz dünyasında bir çok medya eserinde feminizm yapma çabasıyla girilen sahnelerde düşülen komik durumların artık rahatsız edici bir hale geldiğini düşünüyordum. Kadın – erkek eşitliğinin de ötesinde, bütün canlıların eşit imkanlara sahip olması gerektiğini düşündüğüm halde, bazı eserlerdeki zoraki feminizm dayatması, etimi çekiyor, beni içten içten geriyordu. Yapılan bu zoraki feminizm sahneleri sayesinde ise, insanlar artık nerede güçlü bir kadın karakter görse, bunun feminizm propagandası olduğunu düşünmeye başlamıştı. Dolayısıyla bir çok eserdeki bu gibi sahne ve sahneler, insanların, kadınların özgürlüğünü sıradan bir şey olarak görmesini sağlamak yerine, bunu ütopik bir düşünceymiş havasına sokuyordu.

Yeni eserler ortaya koyup, bunların içerisine güçlü kadın karakterler koymak yerine, eskiden var olan eserleri tekrar yaparak, bilinen ve sevilen bir karakteri, kadın yapıp, olumlu bir tepki bekleniyordu. İnsanlar bundan rahatsız olduğunda ise, bu insanların kadın düşmanı oldukları iddia edilerek, üstlerine bir linç girişiminde bulunuyordu. Halbuki bu insanların asıl rahatsız oldukları şey, güçlü bir kadın görmek değil, sevdikleri bir karakterin bir anda, renk, cins, hede veya hödö değiştirmiş olmasıydı. Her neyse, konumuz tam olarak bu değil şu anda.

Halloween filmi, günümüzde, benim yakın zamanda en çok beğendiğim, feminizm propagandasını yapmış ve bunu çok başarılı ve kült bir filmin yeni halini çekerken, eski izleyicilerin sevdikleri ve tanıdıkları karakterlerin, ırkını, cinsini veya rengini değiştirmeden yaparak, inanılmaz derecede taktirimi kazanmış oldu. Film bizlere hiçbir şekilde; “bakın, bu karakter güçlü çünkü o bir kadın” demiyor, aksine, “bu kadın güçlü bir karakter çünkü o güçlü bir birey” mesajını veriyor. Bu mesajı vererek aslında başardığı şey, kadınların güçlü olmasının ütopik bir anlatıya dayatılmasına gerek olmadığı, kadınların zaten normal olarak, güçlü kişiler olduklarını ve olabileceklerini fark etmemizi sağlaması. Filmin başından sonuna kadar, güçlü kadınlar da görüyoruz, güçsüz kadınlar da, güçlü erkekler de, güçsüz erkekler de. Film bizlere, güçlü olmanın cinsiyete bağlı bir şey olmadığını, bireyin kendi iradesiyle ve kişiliğiyle alakalı olduğunu çok güzel bir şekilde veriyor. Üstelik bunu yaparken hiçbir şekilde, izleyiciye fark ettirmiyor.

Tabii ki filmin tek güzel yanı burası değil, film, senaryosu ve oyunculuğuyla da yeterince başarılı fakat bu yazının amacı, bu bahsettiğim konu olduğu için özellikle sadece bu konu üzerinde durmaya çalışıyorum. Dediğim gibi, son zamanlarda, Avenger: End Game filmindeki (SPOILER) saçma sapan, hadi o halde koskoca savaş alanında bir çoğu birbirini tanımayan karakterler olarak, kadın dayanışması adı altında aynı karede poz verelim (SPOILER SONU) saçmalığı gibi bir şey yapmadığı için doğal olarak film internet üzerinde kullandığı mükemmel feminist yaklaşımıyla konuşulmadı fakat ben inanıyorum ki, bir çok feminizm karşıtı insanın aklına; “kadınlar da güçlü kişilerdir kardeşim, ayağını denk al!” mesajını kazımayı başardı.

Umuyorum gelecekten ki, bir çok film, dizi, çizgi roman ve kitap bu filmin yaptığı gibi; feminist düşünceyi, ütopik bir şeyin gerçekleşmesi olarak değil de, olması gereken şeyin gerçekleşmesi olarak gösterir ve bir çok kişinin beynine, iradenin, özgürlüğün, düşüncenin, hakların, gücün, cinsiyetle değil, karakterle ilgili olduğunu kazır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here