Hepimizin aylardır beklediği Todd Phillips‘in yönettiği, Joaquin Phoenix‘i yeni Joker olarak görebileceğimiz film “Joker” sonunda vizyona girdi. Bizler de sizler için bu filmi inceleyip, ufak bir yazı yazalım istedik. Şimdiden sizleri uyarmayı bir borç biliriz: SPOILER geliyor! Hazırsak, başlayalım.

Hikayesi

Film bizlere Joker’in Joker olmadan önceki dönemine bir kapı aralıyor. Gotham’ın bir kesmine bir kaos, bir kara bulut hakim. Kahramanımız Arthur Fleck’in hayatında, Gotham’da yaşayan çoğu insanın olduğu gibi, hiçbir şey yolunda gitmiyor. Arthur’un da filmde psikiyatristine söylediği gibi “bütün düşünceleri negatif”. Arthur annesi ile yaşıyor, hatta annesi ona bağımlı. Arthur da onu mutlu edebilmek için elinden geleni yapıyor. Annesinin ona taktığı lakap ise “Mutlu” (!) Oysa Arthur’un mutlu olabilmek için hiçbir nedeni yok. Zira herkes onu eziyor, kimse onun ne düşündüğünü umursamıyor, sokaktakilerin saldırısına uğruyor, patronunun istismarına maruz kalıyor ve iş arkadaşlarının alay konusu oluyor… Bunlara katlanan Arthur’unsa tek bir amacı var: Bir baba figürü olarak gördüğü, televizyon yıldızı Murray Franklin (Robert De Niro’nun karakteri) gibi iyi bir komedyen olabilmek. Bunun “kendisi olmanın” yolu olduğunu sanıyor Arthur. Lakin tüm bu olay örgüsünün içinde Arthur şiddete olan meyilli yanını keşfediyor ve işlerin rengi değişerek Arthur, Joker’leşiyor. Böylece kendini bulup, özgürleşiyor. Filmin sonunda ise Joker, toplumun kaynadığı, zenginlerin rahatını kaçıran sokak olaylarının başladığı bir Gotham bırakıyor bizlere. İşlediği cinayetlerle ünlenen Joker de, bu toplumsal patlamanın hem sonucu, hem de bir sembolüne dönüşüyor.

Genel Bir Bakış

Joker, bir karakter filmi. Phoenix, oynadığı karakteri adeta ete kemiğe büründürüyor, hatta bazı yerlerde o kadar çabalıyor ki, karakter eti kemiği de yırtıyor ve Joker’e biçilen elbisenin üzerine çıkıyor. Takdire şayan bir performans. Özellikle karakterin geçirdiği fiziksel değişime diyecek söz yok. Zira karşımıza bambaşka bir karakter çıkıyor. Fiziksel değişim bir yana, karakterin değişimi de apayrı bir konu. Zira Arthur karakteri ilk başta empati yapılması kolay bir karakter olarak karşımıza çıkıyor, bir nevi mazlum yani. Lakin trajik anlarda kahkahasını durduramamak gibi nörolojik rahatsızlıklara sahip olan Arthur, bu anlarda izleyiciyi geriyor ve empatiyi bir anda kesiyor. Phoenix’in karakteri ele alışı sayesinde, bu çatışma filmin son anına kadar devam ediyor. Film bize Arthur’un bu dönüşümünü birtakım travmalarla, yaşanmışlıklarla anlatmaya çalışırken; Pheonix bu dönüşümün açıklamaya muhtaç olmadığını, tıpkı geri vitesi olmayan bir araba gibi ilerlemek zorunda olduğunu bizlere gösteriyor. Pheonix, metot oyunculuğu sergileyen az sayıdaki aktörlerden olarak, Joker’in anarşist ruhunu bu filmde adeta serbest bırakıyor. İpini koparmış durumda; her karede tüylerinizi diken diken ediyor. Pheonix’in oyunculuğundan ve beden dilinden karakterin tüm duygularını anlamak mümkün oluyor. Muazzam bir performans bize göre.

Gelelim filmin The Killing Joke çizgiromanına bir göz kırptığı yere. Filmin ilham kaynaklarından birinin Alan Moore imzalı serbest Batman çizgiromanı The Killing Joke olduğu hissedilebilir bir durum. Film karakteri derinleştirmek için, karakterin geçmişi ile ilgili birçok açıklama yapıyor. Bilmeyenler için; The Killing Joke çizgiromanı Joker’in geçmişine dair bilgiler veriyor ve akıllar şu replik ile kazınıyor: “Eğer bir geçmişim olacaksa, bunun çoktan seçmeli olmasını isterim.” İşte filmde genel olarak Moore’un Joker’i, Phillips’in Joker’ine geçmişten bir eleştiride bulunmuş gibi görünüyor.

Filmde ana kahramanımız Arthur’un palyaço görüntüsüyle ilgili olarak Amerika’nın en ünlü seri katillerinden biri olan John Wayne Gacy’den ilham aldığını da söylemeden geçemeyeceğiz. 33 kişinin katili olan Gacy, hayır işleri için palyaçoluk yapmasıyla biliniyor. Buradan da küçük bir göz kırpması var filmin ve böylece aslında kendisini de özetliyor.

Joker bir süper kahraman filmi mi peki? Bizce değil. Popüler çizgiroman uyarlamalarından ve süper kahraman filmlerinden oldukça farklı. Lakin yine de film, DC’nin ve genel olarak tüm Batman külliyatının bir o kadar dışında olup, bir o kadar içinde. Zaten film serbest bir uyarlama. Tüm öykünmelerine ve etkilenmelere rağmen kendine özgü bir film Joker. Ki bizce bunu da Nolan’ın Kara Şövalye – The Dark Knight’ında yer alan ve 11 yıldır etkisini yitirmeyen Heath Ledger’ın Joker performansına borçlu. Öyle bir film dünyadan geçmemiş olsa, böyle bir Joker filmi izlememize de imkan olmazdı. Buradan kaybettiğimiz Heath Ledger’ı saygıyla anıyoruz.

Bu açıdan bizlere bir çizgiroman uyarlaması olan V for Vandetta gibi filmleri anımsatıyor desek yanlış olmaz.

Genel olarak filmin teknik hususlarda ve senaryo anlamında kusurları yok değil lakin sadece tüyleri diken diken eden Joaquin Phoenix performansı ve onun rahatsız edici kahkahası için bile bu filmi izlemelisiniz. O yüzden şimdi kalkın ve en yakın sinema salonuna gidin. Fakat uyarmalıyız, filmden çıktıktan sonra bir süre boyunca o rahatsız edici kahkahaları uzun zaman duyacaksınız…

Yazarın Notu: Heath Ledger’ın performansının bir fanı olarak, Joaquin Pheonix’in beni bambaşka bir diyara götürdüğünü söylemek isterim. Farklı kulvarlarda iki Joker var ve asla pişman olmazsınız. O yüzden tabunuzu yıkın ve Pheonix’e bir şans verin, pişman olmazsınız.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here