Fransız Devlet Bakanı Talleyrand, “Şeytan kadar kara, cehennem kadar sıcak, melek kadar saf, aşk kadar da tatlı.” diye tanımlar kahveyi. Günümüzde ise her köşe başında açılan, her kesimden insanın takıldığı mekanlarda en çok tüketilen içeceklerin başını kahve çekmektedir. Bu kadar popüler hale gelen kahvenin gelin hep beraber tarihçesini yakından inceleyelim.

Kahvenin Keşfi – Kaldi Efsanesi

Kaldi adlı çobanın efsanesi, 575-850 seneleri arasında bir zamanda geçmiş olması gerekiyor.

Rivayete göre Kaldi fark eder ki; keçileri bir ağacın meyvesini yedikten sonra neşeli ve zıpır olurlar, geceleri de pek uyumak istemezler. Kaldi, bu ağacın meyvelerinden toplayıp, buluşunu paylaşmak için yakında kalan Sufi dervişlere gider. Çekirdeklerin marifetini dinleyen Sufi derviş, ilk başta fikri onaylamaz ve çekirdekleri ateşe atar. Ateşe düşen çekirdekler kavrulmaya başlar ve ortalığa bildiğimiz o kahve aroması yayılır.

Yayılan aroma Kaldi’ye ve dervişe ilham verir ve çekirdeklerden güzel bir içecek hazırlamak için işe koyulurlar. Kavrulmuş çekirdekler öğütülür ve özlerini bırakmaları için suda kaynatılır. Bizim bildiğimiz haliyle kahve böyle doğar.

Sufi, kahvenin uzun gece ayinlerinde onu uyanık ve zinde tuttuğunu fark eder. Tekke’deki diğer dervişler de bu yeni içeceği sever ve çok geçmeden kahve Yemen ve Arabistan’a yayılır. Daha sonra kahve kendini Istanbul’a da sevdirir ve Avrupa’ya oradan da tüm Dünya’ya yol alır.

Kahve Arap Yarımadasında

Araplar kahveyi yetiştirmekle kalmamış, aynı zamanda dünyada kahve ticaretini başlatmışlardır. Kahve, 15. yüzyılda Arabistan’ın Yemen bölgesinde, 16. yüzyıla gelindiğinde ise İran, Mısır, Suriye ve Türkiye’de yetiştirilmeye başlanmıştı.

Kahve insanların sadece evlerinde değil, orta doğu şehirlerinde ortaya çıkan, kahve hanelerde de yaygınlaşmıştı. Kahvehaneler, insanların her türlü sosyal aktiviteleri için sıklıkla toplandıkları yerler haline dönüştü ve popülerlikleri hızla arttı.

Sadece kahve içmek ve sohbet etmek için değil; müzik dinlemek, sanatçıları izlemek, satranç oynamak ve günün haberlerinin paylaşmak için toplanılan yerler haline geldi. Hatta kahvehaneler hızla, “Bilgelik Okulları” olarak anılarak, bilgi paylaşılan önemli merkezler haline gelmişlerdi.

Arabistan’ın şarabı diye tanımlanmaya başlanmış kahve, bir dönem hatta insanı zinde tutması, gece geç vakitlere kadar gibi etkenlerden dolayı bir dönem Osmanlı’da yasaklandığı bile söylenir.

Kahve Avrupa’ya Gelir

Doğuya seyahat eden Avrupalı gezginler, alışılmadık koyu siyah renkli içecek hakkında hikayelerle geri gelmişlerdir. 17. yüzyıla gelindiğinde, kahve Avrupa’ya ulaşmış ve kıtada popüler olmaya başlamıştı. 1615 yılında bu yeni içeceğin Venedik’e gelmesiyle birlikte, yerel din adamları kahveyi kınamış, muhalifler aşırı temkinli davranarak kahveye “şeytanın acı buluşu” adını verdiler. Tartışma o kadar büyümüştür ki, Papa VIII. Clement’ten müdahale etmesi istenmiştir. Ancak Papa bir karar vermeden önce içeceği kendisi tatmak istemiş ve öyle tatmin edici bulmuştur ki, Kahve, Papa’nın onayını almıştır.

Böyle tartışmalara rağmen, İngiltere, Avusturya, Fransa, Almanya ve Hollanda’nın büyük şehirlerinde, kahvehaneler hızla sosyal aktivite ve iletişim merkezleri haline gelmiştir. Bir peniye bir fincan kahve satın alarak tahrik edici söyleşiler yapan tartışmacılar sayesinde Penny Üniversiteleri tüm İngiltere’ye yayılmıştır. 17.yüzyılın ortalarında İngiltere’de, tüccarlar, nakliyatçılar, brokerlar gibi ortak ilgi alanlarına sahip patronlar ve sanatçıları çeken, çoğu Londra’da 300’den fazla kahve evi açılmıştır.

Birçok yeni ticaret ve işletmeler bu özel kahvehaneler ile büyümüştür. Örneğin: Lloyd’s Londra, Edward Lloyd Kahve Evi’nde meydana geldi.

Kahve Yeni Dünyada

Kahve 1600’lü yılların ortalarında New Amsterdam’a getirilmiştir. Buraya daha sonra İngilizler tarafından New York adı verilmiştir.

Burada kahvehaneler hızla büyümeye başlasa da; 1773 yılında Kral George tarafından çaya dayatılan ağır vergilere karşı halkın ayaklanmasına kadar, Yeni Dünya’da tercih edilen asıl içecek olmaya devam etmiştir. Boston Çay Partisi olarak bilinen isyan, Amerikan kahve içme tercihini sonsuza kadar değiştirmiştir.

Dünyada Kahve Tarlaları

İçecek talebi yayılmaya devam ederken, Arabistan dışında da kahve yetiştirmek için sıkı rekabet oluşmuştur. Araplar kendi kahve tekellerini korumak için ağır çalışmalarına rağmen, nihayet bazı Hollandalılar 17. yüzyılın ikinci yarısında fidan elde etmeyi başarmıştır. Hindistan’daki ilk yetiştirme girişimi başarısız olmuş ama Java adasındaki Batavia’da, yani bugünki Endonezya’da başarılı olmuştur.

Kahve ağaçları büyümüş ve Hollandalılar kahve üretim ve ticaretini arttırarak devam ettirmiştir. Kahve yetiştiriciliğini, Celebes ve Sumatra adalarına da taşıyarak genişletmişlerdir.

Hollandalı Amsterdam Belediye Başkanı 1714 yılında genç bir kahve bitkisini Fransa Kralı XIV Louis’e hediye olarak sunmuştur. Kral, kahve fidanının Paris’te Kraliyet Botanik Bahçesi’nde dikilmesini emretmiştir. 1723 yılında Fransız deniz subayı Gabriel de Clieu, kralın kahve ağacından aldığı tohumları zorlu bir yolculukla, kötü hava şartları, korsan saldırısı ve kahve tohumlarını yok etmeye çalışan bir grup sabotajcıyı da aşarak, Martinique adasına güvenle ulaştırmayı başarmıştır. Ekilen kahve tohumları orada büyümüş ve kahve fidanlarına dönüşmüştür. Böylece 50 yıl içinde 18 milyondan fazla kahve ağacı adayı sarmıştır. Kahve fideleri buradan yayılarak Karayip adaları, Güney ve Orta Amerikadaki kahve ağaçlarının atası olmuştur.

Kahvenin Brezilya’ya gelişi, imparatorun emriyle kahve tohumu almak için Fransız Guyanasına gönderilen, Francisco de Mello Palheta ile olduğu anlatılmaktadır. Fakat Fransızlar kahveyi paylaşmak istememişler ve Palheta’nın girişimi başarısız olmuştur. Lakin Palheta öyle yakışıklıymış ki, Fransız Valisi’nin eşini etkilemeyi başarmış ve kendisine uğurlama hediyesi olarak büyük bir çiçek buketi sunulmuştur. Palheta, milyar dolarlık endüstriyi başlatmaya yetecek kadar kahve tohumunu, bu buketin içine saklı olarak bulmuştur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here