“Kanamıyor ama acıyor…”

Çöllerin Gaara’sı, Naruto manga ve anime serisindeki karakterlerden biri. Kızıl saçlı, ölü gözlü bu çocuğun hayatı, serideki çoğu kişi gibi, trajedi ile dolu. Aslında bir seri başlatmak ve sizlere Naruto’daki insanların hayat trajedisini anlatmak istiyorum. Zira çok renkli ve eğlenceli görünen bu animenin, buz dağının görünmeyen tarafı dram ile dolu. İlk yazı içinse yukarıdaki replikle benim de kalbimi kanatan Çöllerin Gaara’sının trajedisini sizlere aktaracağım.

Yazarın Notu: Yazı animeyi baz alacaktır, manga serisini değil. Eğer Naruto animesini izlemediyseniz içerik SPOILER barındıracaktır. Sizlere tavsiyem bölüm sayısı çok diye izlememezlik yapmamanız, zira Naruto efsane bir animedir ve çok keyifli bir oturuşta bitirebilirsiniz.

Gaara, Sunagakure köyünün Dördüncü Kazekage’sinin en genç oğlu; yani Temari ve Kankurō, onun büyük ablası ve abisi oluyor. Sunagakure, askeri açıdan zayıf bir köy. Bu nedenle 4. Kazekage Suna, köyü kurtarması umuduyla köyün büyüklerinden biri olan Chiyo’ya; Tek Kuyruklu mistik canavar olan Shakaku’yu, son oğlu olan Gaara’nın içine hapsettiyor. Amacı ise böyle bir hamle ile köye dışarıdan yapılabilecek saldırılara karşı oğlunu nihai bir silah olarak kulanmak. Lakin bu teknik yüzünden Gaara’nın annesi Kurara doğum sırasında ölüyor. Ölmeden hemen önce ise Sunagakure’yi, Gaara’nın kendisinin ölümünün intikamını alacağı umuduyla, lanetliyor. Gaara ise doğduğunda zapzayıf, minik bir bebek olarak hayata başlıyor.

Bu olaydan ötürü Gaara çok büyük bir güç ile hayata başlıyor. Lakin bu gücü kontrol etme yeteneğinden bir nevi aciz. Bu nedenle köydeki herkes ondan korkuyor ve onunla iletişimi kesiyor. Hiç arkadaşı olmuyor, yanaşmayı denediği herkes ondan kaçıyor. Yalnız bir çocuk olarak büyüyor. Babası bile Gaara’ya bir silah gözü ile bakıyor ve onu sevmiyor. Hatta belki de o bile ondan korkuyor. Tüm bu yalnızlığı içinde Gaara’nın tek arkadaşı dayısı Yashamaru oluyor. Bu nedenle Gaara, dayısı Yashamaru’nun kendisini seven tek kişi olduğuna inanarak büyüyor. Ona güveniyor, ona sırtını dayıyor, onu sırdaşı olarak belliyor.

Gaara’dan korkulmasının temel nedeni ise aslında Tek Kuyruklu tarafından kontrol edilmesi. Gaara, güçleri nedeni ile kumu kontrol edebiliyor (ya da belki de kum onu kontrol ediyor) Kum, onu adeta sarıp sarmalıyor, ona kalkan oluyor. Lakin bir yandan da Kuyruklu nedeni ile onu kontrol ediyor. Aslında Tek Kuyruklu ile Gaara’nın kişiliği birbirine karışmış halde desem yeridir. Gaara, öldürdüğü insanları annesi olarak gördüğü Tek Kuyrukluya ya da Kum’a (hangisi anlamayamadım) yedirdiğini düşünüyor. Yani onlara kurban ettiğini düşünüyor.

Gaara, 6 yaşına geldiğinde Yashamaru’ya kendini açıyor; kalbinin kanamasa bile acıdığını beyan ediyor. Yashamaru ise, bu acının sevgi ile geçeceğine onu inandırıyor. Gaara’da Yashamaru’nun desteği ile köydeki diğer çocuklarla iletişim kurmayı, kendini sevdirmeyi deniyor. Lakin herkes ondan korktuğu için, onu reddediyor. Anlayacağınız Gaara’nın bir tek Yashamaru’su var. Yashamaru, Gaara’yı annesinin de onu sevdiğine ve kumun onu korumasının nedeninin annesi olduğuna inandırıyor. Bu sahneler belki de Gaara’yı mutlu gördüğümüz yegane sahnelerden biri. İşte orada diyorsunuz ki; birileri bu çocuğu sevse, onu sahiplense, Gaara gerçekten bambaşka biri olabilirmiş…

Gaara 6 yaşında iken, babası Kazekage,  Yashamaru’ya, Gaara’ya karşı bir suikast düzenlemesini emrediyor. Gaara, eve dönerken maskeli bir adamın saldırısına uğruyor, lakin kumun onu koruması sebebi ile hayatta kalıp, o adamı da yaralıyor. Sonra ürkek bir halde adamın maskesini çıkartıyor ve bir de ne görsün! O adam, onu sevdiğine inandığı tek kişi olan Yashamaru’ymuş. Ona soruyor; “Bunu neden yaptın Yashamaru?” diye. Yashamaru’nun verdiği ilk cevap olan “Babanız emretti” ilk başta Gaara’yı rahatlatıp, sevindirse de, Yashamaru’nun devamında söylediği cümleler, Gaara’yı sonsuz bir yalnızlığa ve sadece kendi için yaşamaya sevk ettiriyor. Ne mi diyor Yashamaru? “Sizi sevmeye çalışsam da, sizden hep nefret ettim.” Gerçekte, Gaara’yı sevmeye çalışmasına rağmen, Yashamaru, Gaara’yı sevgili kız kardeşi Karura’nın hayatını çalmakla suçlayıp, ona karşı büyük bir kin tutmaktan kendini alamamış çıkıyor…

Yashamaru ölmeden önce, Gaara’ya isminin kaynağını da açıklıyor: 我を愛する修羅, yani ”kendisini seven katliam”. (Gözden bir damla düşüyor: pıt.) Meğerse, Gaara’nın annesi köye kendisini ve oğlunu bir silah için kurban etmelerinden dolayı kin duymuş ve Gaara’ya da kendisine bu kadar acı çektirdiği için lanet okumuş… Minicik, suçsuz bir bebeğe… İşte bunları öğrenince Gaara, kendini bu halde kabulleniyor, kendini sevdirmekten vazgeçiyor ve ben odaklı bir karaktere bürünüp, sadece kendisi için yaşama kararı alıyor. Ve hayatında kimsenin kendisini sevmediğini anladıktan sonra, kumunu kullanarak alnına “sadece kendini seven bir iblis” simgesi olarak bir dövme oyuyor: 愛 yani ”aşk”.

Sonraki altı yıl boyunca ise, Gaara, hepsi babası tarafından emredilmiş neredeyse sabitleşmiş suikast girişimlerinin hedefi oluyor. Lakin bunların babası tarafınden gönderildiğini bilmiyor. Böylece herkesin onu öldürmek istediğine inanıyor ve kendini korumak için, kendini dünyadan iyice soyutluyor ve iyi duyguların hepsinden arınıyor. Zavallı çocuk… Sonuç olarak Gaara, duygusal olarak içe kapanık, tamamen sessiz, kendisi dışındaki herkese karşı duyduğu tiksinti ve nefrete boğulur hale geliyor. En sonunda ise, kendisine gönderilen suikastçileri (ve varlığını tehdit eden kendisi dışındaki herkesi) öldümekten zevk almayı ve bunda bir yaşama sebebi bulmayı öğreniyor.

Gaara’nın bir diğer problemi ise uyuyamama hastalığı, zaten bu nedenle gözlerinin etrafı siyah (makjay değil, evet). Onun uykusuzluk hastalığı, uyuması halinde içindeki canavarın onun kişiliğini yiyip bitireceği ve yok edeceği nedeni ile ortaya çıkıyor. Ve Gaara bu nedenle uyumuyor. Uyumadığı içinde Gaara, dengesiz bir kişiliğe dönüşüyor. Ayrıca bu Tek Kuyruklu canavarın hapsedildiği vücudun asla uyumaması gerekiyor, zira eğer uyursa Tek Kuyruklu onun kişiliğini ele geçiriyor. Yani Gaara’nın bedenini ele geçirerek, kendisi ortaya çıkıyor.

Naruto’nun Daha Talihsizi

Gerçekte, Gaara’nın hayatı neredeyse Naruto’nunkiyle aynı, fakat daha da talihsizi. Zira yalnızlık, sevilme ihtiyacı ve arzusu, birey olarak sevilme ve benimsenme, diğerlerinin ön yargılarından sıyrılma istekleri her ikisinde de var. Ve bu durum her ikisini de umutsuz bir duruma sürüklüyor.

Naruto sonuç olarak eşek şakalarının ve haylazlıklarının kendisine dikkat çekeceği, daha doğrusu tanınma sağlıyacağı hatasına düşerken; Gaara ise varlığına meydan okuyan hemen herkesi öldürerek varlığını koruyup doğrulayabileceği sonucuna varıyor. Gaara, diğerlerinin kabul ve benimsemesinin yokluğunda, ancak kendisine değer verip diğerlerini dışlarayarak kendi içinde var olabiliyor. Uç bir narcissism yaşıyor.

Naruto, Gaara’ya göre bır tık daha şanslı büyüyor. Zira Naruto’nun Iruka hocası ve 7. Takımdan arkadaşları oluyor. Oysa Gaara’nın bağ kuracağı kimsesi olmuyor. Ve bu nedenle Naruto ile karşılaşana kadar, kendisinden başka bir kimse için savaşmanın gerekçesini kavrayamıyor. Gaara, bu Naruto’yu en iyi dostu olarak düşünüyor, çünkü Naruto sayesinde hayata dair bakış açısı değişiyor. Ve Naruto, içinde bir canavar taşımanın yükünü çok iyi anlıyor. Ayrıca Naruto’nun Hokage olma rüyası, Gaara’yı Kazekage olmaya sevk ettiriyor. Ve Gaara, köyüne Kazekage oluyor. Öte yandan, her ikisi de bir diğerini rakip olarak görüyor. Bunun nedeni ise, Naruto’nun Gaara’yı savaşta yenen ilk kişi olması ve Gaara’nın Kazekage olmayı başarmış olması.

Karakter Psikolojisi Hakkında

Gaara’ya empati yapmak nedense çok kolay ve çok acıklı. Doğumundan beri hiç istenmeyen, hiç sevilmeyen ve herkes tarafından yaşadığı için suçlanan bir çocuk Gaara. Oysa tek istediği, Naruto gibi, sevilmek ve kabullenilmekmiş zamanında. Lakin sırtını dayadığı insan bile onu hiç sevmemiş, onun yanında hiç olmamış. Hep kandırılmış, hep yalnız bırakılmış. Kendi öz kardeşleri, hatta babası bile ondan korkmuş, ona bir canavar gözü ile bakmış. Tüm bu insanların davranışları ve ihanetleri yüzünden, Gaara’nın çevresini psikolojik olarak da kumlar kaplamış. O kumları, psikolojik olarak da bir duvar gibi örmüş çevresine. Birini sevmek, birine değer vermek nedir hiç bilmemiş. Hep hayatta kalmak, yaşamak için mücadele etmiş. Kalbindaki o acı hiç geçmemiş, aksine derinleşmiş.

Kendini bildi bileli, hayatta kalmak için birilerini öldürmek zorunda kalan biri Gaara. Dünya ona hiç adil davranmamış, cansız bedenini bir kenara atmak için sürekli çalışmış. Gaara’da hep mücadele etmek zorunda kalmış. En yakınlarından bile kazık yediği için de kimseye güvenemez olmuş. Bu nedenle de kimseyi umursamıyor ve sadece kendisi için yaşıyor. Ta ki Naruto’ya kadar!

Naruto’nun da onunkine benzer bir hayat sürmesi, lakin Naruto’nun bundan etkilenmemesi Gaara’nın duvarlarını yıkan şey. Bir bakıyor ki, o da bir taşıyıcı, o da herkes tarafından dışlanmış, herkes ondan korkmuş lakin o hiç pes etmemiş! Naruto, Gaara’nın aksine, dünyaya hiç küsmemiş, kalbindeki o acıyı bir şekilde azaltmış. Ne şekilde mi? Sevilmese bile, sevmeyi hiç bırakmayarak ve sevilmek için her zaman uğraşarak! Sonunda da sevilerek… Gaara, onu görünce yalnızlığın çare olmadığını fark ediyor bir nevi. Onun geçmişine benzer bir geçmişe sahip olan bu çocuğun hala (zamanında onu istemeyen, ondan korkan, onu hor gören) başkaları için canını tehliye atması, Gaara’yı hayatını sorgulamaya itiyor.

Ve Gaara, Naruto ile olan bu karşılaşmasından sonra değişiyor. Evet, hala insanlara karşı soğuk davranıyor ama artık onları umursuyor. Ondan nefret eden, onu öldürmek isteyen Kum Köyüne Kazekage oluyor, ve onları korumak için yaşamaya başlıyor. Bir nevi, her şeyi ve herkesi affediyor. En başta da kendini…

Hayallerimde artık Gaara’nın kalbi acımıyor…

Gaara ile Anlatılmak İstenen Şu Olabilir mi?

Her karakter hikayeye farklı etki eder, peki Gaara’nın bu hikayeye etkisi ne? Gaara ile biz izleyiciye katılmak istenen ne olabilir? Gaara’nın karakteri incelendiğinde kendini dünyaya kapatmak zorunda kalmış, küçük yalnız bir çocuk görüyoruz. Daha sonra ise bu küçük çocuk, birinin elinden tutması ile büyüyor. Çevresine ördüğü kalın duvarlarını yıkıyor ve kesin görüşlerini değiştiriyor. Belki de Gaara ile, insanın kendisini kapatmaması gerektiği, insanın çevresine duvarlar ördükçe o duvarların arasından güneşi göremediği ve aslında kendi kendini yok ettiği anlatılmak istenmiştir. İnsanın kendini sürüklediği yalnızlığın onu içten içe kemireceği ve geriye bir gün hiçbir kalmayabileceği ihtimalini göstermektir belki de….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here