Belki de bir başucu kitabı olan ve aşkın en saf halini anlatan, Franz Kafka’nın bütün ruhuyla kendini adadığı ölümsüz aşkı Milena’ya olan bu aşkının satırlara yansıyan ve sonsuzlaşan mektuplarından oluşan “Milena’ya Mektuplar” kesinlikle okunması gereken kitapların arasında alıyor bana göre. Her sayfasında altı çizilecek bir cümle barındıran bu bir türlü buluşamayan ve aşka dönüşemeyen yazışmaları okumanıza vesile olacağını düşündüğüm bir içerik hazırlamak istedim bugün sizlere. Kitaptan alıntılarla gününüze aşk ve renk katmadan önce, sizlere kısaca Kafka ve Milena’dan bahsetmek istiyorum.

Kafka ile Milena, Prag’da tanışır. Tanıştıkları zaman Milena evli, Kafka ise iki kere nişanlamış lakin bu ilişkilerini yürütememiş bir haldedir. Dostlukları Kafka’nın yazılarını, iyi derecede Çek diline hakim olan Milena’nın çevirmesini istemesiyle başlar. Belki de bu ikiliyi ilk başta birbirlerine çeken şey, birbirlerinin hallerinden anlamalarıdır, zira ikisi de verem hastasıdır. Önceleri bu mektuplaşmalar iş görüşmeleri üzerinden ilerlese de, zamanla her gün mektup yollayacak bambaşka bir anlayışa, adeta bir ilişkiye dönüşür. Lakin önlerinde bir engel vardır: Milena evlidir. Bu imkansız bir aşktır. Bu ikilinin mektuplarında sıkça geçen konular ise genellikle Milena’nın hastalığının seyri, yazıları, geçirdiği vakitler, güncel olaylar, savaşlar ve Kafka’nın Viyana’ya gitme hayalleri üzerinedir. Mektuplardan anlaşıldığı kadarıyla Milena, sürekli Kafka’ya Viyana’ya gelmesini söylese de, Kafka her seferinde gitme kararı alıp daha sonra bu fikirden vazgeçer.

Kitap sadece Kafka’ın mektuplarından oluştuğu için Milena’nın ona karşı olan hislerinde aşk veya merhamet olup olmadığını anlamak zor olsa da, Kafka’nın satırlarından karşılıklı sonsuz bir sevginin içinde oldukları hissine kapılıyor. Şahsi yorumumu sorarsanız, Kafka ne kadar Milena’ya aşıksa, Milena’da o kadar Kafka’ya aşıktı derim.

Okursanız görebileceğiniz üzere Kafka’dan aşk başka oluyor. Şimdi sizleri Kafka’nın aşkını daha iyi anlamanız ve belki de bu kitabı okumanıza vesile olması için Milena’ya Mektuplar’dan alıntılar ile baş başa bırakıyorum:

1. Sen benimsin, seni artık hiçbir zaman görmesem de! Korkunun o uçsuz bucaksız sahasına girmediği müddetçe biliyorum, ama senin bana olan ilgini kesinlikle bilmiyorum, senin ilgin tamamen korkuya ait. Sen de beni tanımıyorsun Milena…

2. Bu havayı solumak için göğsümün bu kadar genişleyip daralmasını anlamak imkansız, bu kadar uzakta olmanı anlamak imkansız.

3. O güzel telgrafınız geldi, gecenin, bu eski düşmanının karşısında teselli kaynağı olan mektubunuz. Eğer gecenin sonuna kadar kifayet etmezse, bu sizin değil, gecelerin suçudur.

4. Nedense artık sana hiçbir şey yazamıyorum; yalnızca bizi, kalabalık dünyanın ortasında bizi, yalnızca bizi ilgilendiren konular hariç. Yabancı olan her şey, yabancı kalıyor. Haksızlık bu! Haksızlık! Ama dilim dönmüyor ve yüzüm koynuna yaslanmış.

5. Ah Milena sanki denize düşmüş oradan oraya sürüklenip duruyoruz. Ne olursun yanlış anlama beni. Ama senden uzaktayım.

6. Biliyorum fazla güçlü ve cesur biri değilim, yazmayı da beceremiyorum üstelik. Biliyorsun ki kalbi olan insan yazı yazamaz. Benden uzaklaşırsan Milena benim de kalbim duruverir.

7. Yarım kalmış bir düş gibi. Önümden geçip gidiyorsunuz. Masalar, sandalyeler, geçtiğimiz yer, hatta elbiseniz bile gözümün önünde. Yüzünüzün, ayrıntılarını çıkaramıyorum. Kötü bir yarım düş olsa gerek bu. Çok ilginç, hem de çok.

8. Anladığım kadarı ile Milena ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz. Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. Cevaplar dersen onlar ayrı bir korku kaynağı ikimize de doğuştan gelmemiş bu özellikler ama ben de huy edinmiş artık.

9. Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.

10. Yeryüzündeki 38 yıllık yolculuğumdan sonra bir dönemeçte sana rastlıyorum ve bu geç gelen hiç beklemediğim karşılaşma sonrasında ne yapacağımı bilmez şaşırıp kalıyorum… İçimde fırtınalar kopamıyor, bağıramıyorum, çılgınlıklar yapamıyorum bu yüzden. Sadece diz çökmüş oturuyorum ve karşımda duran ayaklarınızı okşuyorum.

11. Ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor. Aslında senin anlamadığını söylediğin o mektuplar sana en yakın olduğum zamanlar yazmış olduklarım oluyor.

12. Milena, sanki bir alarm zilinin altında oturuyormuşum gibi tir tir titremeye başlıyorum, okuyamıyorum ve sonuçta yine de okuyorum bu mektupları, susuzluktan ölmek üzere olan bir hayvanın su içmesi gibi, yanı başımda korkuyla birlikte, altına girip sinebileceğim bir mobilya arıyorum, köşe bir yerde kendimden geçmiş bir vaziyette, nasıl bu mektupla gürültüyle girdiysen içeri, geldiğin gibi pencereden uçup gitmen için titreyerek dua ediyorum, kasırgayı odamda tutamam ki…

13. Bu gece de sana mutlu uykular dilerken her şeyimi sana veriyorum bir solukta! Benim mutluluğum sende erimektir.

14. Çılgınca bir korkunun tutsağıyım Milena. Anlıyor musun korkuyorum? Bu koca satranç oyununda yerim yok benim zaten. İlgimi çekmiyor, ben bütün dikkatimi kraliçeye vermişim. Gözlerim yalnız onu görüyor. Şahın yerinde olmak için bütün uğraşmalarım. Bunların gerçekten olmasını istiyorsam artık başka türlü davranmam gerektiğini de biliyorum. Bu yüzden Viyana’da kalma artık demem senden daha çok benimle ilgili hele şu an söylediklerim isteklerin en masumu en arınmışı belki de. Mutluluğun ta kendisi o..

 15. Her tarafa Milena yazdım, yazmayı bildiğim tek kelime bu ve ben büyük bir coşku ile bunu herkese göstermek istiyorum.

16. Seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki Milena. Bazen düşünüyorum da eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti. Ama ben aksine mutluluk sayesinde tekrar hayata döndüm.

17. Burada olmadığınızı söylersem aslında kendime deli demeliyim. O kadar kuvvetli bir şekilde hissediyorum ki burada olduğunuzu… Hayır hayali değil, istediğim anda size dokunabileceğim şekilde buradasınız, yanımdasınız…

18. Mektuplarınızın benim üstümdeki etkisini hiç küçümsemeyin Milena!. Bu mektupta da küçük tedirginlikler çok değil aslında. Ama mutluluk veren bir acının gerçeği gibi bir şey… Zaten senden gelip de dayanamayacağım ne olabilir? Her zaman olmasa da arada sırada ‘sen’ de bana olmaz mı?

19. Size küstüm birazcık iyi de oldu. Kalbimdeki küslük size karşı hislerimi belki dengeler.

20. Yanımda yürüyordun Milena. Düşünsene, yanımda yürümüştün. Aşık biri için ne büyük nimet değil mi? Aşık olduğu kadınla yan yana yürümek, yürüyebilmek. Ne büyük saadet, ne büyük nimet. Gözlerine bakmaya cesaret edemese de onun tüm gerçekliği ile yanında olması bir aşığı mutlu etmek için yeterli sebep.

Belki de Kafka’nın ve Milena’nın bu aşkını özetleyen bir satırla yazımı noktalamak istiyorum: “Ah! Milena, pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim…”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here