Emel Öğretmenime İthafen…

İnsan önce kendine öğretmenlik yaparmış, sonra başkasına.

Öğretmenlik, öğretmekten gelen türetilmiş bir kavramdır. Hemen hemen dünyanın her yerinde en kutsal kelimelerden biridir. Bu kavram üzerine bir çok düşünür bir şeyler söylemiştir. Bunlardan bazıları;

  • “Dünyada her şeye değer biçilebilir ama öğretmenin eserine değer biçilemez çünkü onun eseri hem her şeydir ve hem de hiçbir şeydir.” – Socrates
  • “Yeryüzünde öğretmenlikten daha onurlu bir şey tanımıyorum.” – Diyojen
  • “Heykeltıraş mermere ne ise öğretmen de çocuğa odur.” – Addison

Bu yazım en başta kıymetli öğretmenime, sonra bütün öğretmenlerime ve meslektaşlarıma ithafendir. O yüzden bu satırlar benim için çok ama çok kıymetlidir.

Okul yollarına düşerken o küçücük yaşlarda hangimizin yüreğine dokunmadı ki bir şeyler.  Bazen en siyahından, bazen de kar beyazından olan türden şeyler… Benimki kar beyazındandı daha çok. Yüreği güzel bir öğretmene denk gelmiştim.

Bulunduğumuz coğrafya ve dönem içerisinde kendi imkanları dahilinde en güzel şekilde eğitti bizi. Hem de her anlamda, hatta yeri geldi okulun bahçesinde edep adap anlattı.

Yeri geldi sınıfa tencere tabak getirip, hayatımızın en güzel makarnasını yaptık beraber. (O esnada ben acı deyince önüme salatalık doğramıştı acısını alsın diye). Bir çocuk nasıl bu şartlar altında özel ve güzel hissetmesin ki? Fen bilgisi kitabında kaç tane deney varsa yaptı. Hiç bir etkinlik onun için önemsiz değildi. Bize katabileceği ne kadar şey varsa, kendi çabaları doğrultusunda katmaya çalıştı.

Öğretmenliğin en güzelini ben Emel öğretmende gördüm. Evet, sonrasında hep öğretmenlerim, hocalarım oldu ama en çok onun emeği üstümde kaldı. Bir şeyler değişti çocuk saflığıyla öğrendiklerim hariç, onlar hep kalbimin üstünde bir yerde kaldı. Tortu tutmadı bu öğrendiklerim.

Bu mesleğin güzelliğini ve yüceliğini tanımadığı bir coğrafyada, bütün özverisiyle, kendini öğrencilerine adamış bir öğretmenden öğrendim.

Yıllar geçse dahi bende bıraktığı etki ilk günkü gibi kaldı, hayırla yad ediyorum kendisini.

Şu an fiziken ne kadar sarılmak mümkün olmasa da, bütün ruhumla kucaklıyorum Emel Öğretmenim. eğitim ve öğretim hayatımın en naif kahramanı kendisi benim için.

Son olarak meslektaşlarıma diyeceğim o ki: Bizler sadece kırk dakikalığına bir sınıfa girmiyoruz. Bir ömür, bir çocuğun kalbinde beyninde yer ediniyoruz. Yaptığımız her şeyle. Gerek iyi gerek kötü.

Bütün çocuklar birer minik fidan, her anları bize emanet. En güzel şekilde onları yetiştirmek bizim asli görevimiz. Kendi özlerinde taşıdıkları yetenekleri kendimize göre değil de, kendi doğalarında, kendileri olarak yetiştirmek bize asıl düşendir.

Son olarak bir hocamın bana emanet ettiği bir cümle ile bitirmek isterim yazımı: “İnsan önce kendine öğretmenlik yapar sonra başkasına.”

Başta Emel Öğretmenimin ve diğer bütün öğretmen arkadaşlarımın öğretmenler gününü kutlarım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here