Ben bir kitabı çok sevdiğim zaman, kitap hakkında başkalarının yorumlarına bakmaya bayılırım. Yazılar, videolar, çizimler… Yeniden yaşamış gibi olurum… Kitap bittiği zaman üzerimde oluşan hüznü böyle dağıtırım. Bazen kitap hakkında fark edemediklerimi fark ederim. Bunlar zaten sevmiş olduğum bir kitabı daha çok sevmemi sağlar.

Peki çok sevdiğiniz bu kitap hakkında neredeyse hiçbir şey bulamazsanız? Yukarıda bahsettiğim güzel şeylerden mahrum kalmak bir yana, o kitabın az kişi tarafından biliniyor olması insanı daha fazla üzer.

Bir kitabın popüler olmaması o kitabı kötü yapmaz diyerek, birkaç öneri bırakıyorum şuraya! Sizler de yorumlarda tanınmasını istediğiniz kitapları yazarak listeyi uzatabilirsiniz.

Ava Dellaira – Postacı Kapıyı Çalmayacak

“Bir şeyler söyleyebiliyorsak, sözcüklerimizi kağıda geçirip nasıl hissettiğimizi anlatabiliyorsak belki o kadar da çaresiz değilizdir.”

Kısa bir süre önce ablasını kaybeden Laurel, onun nasıl öldüğünü bilen tek kişidir. Ama bunu kimseye söylememek için kendince bir nedeni vardır. Bir gün İngilizce dersinde, “ölmüş birine mektup yazma” ödevi verilmiştir. Laurel bu mektup yazma işini bir günlük haline getirmiş ve Amy Winehouse, Kurt Cobain, Amelia Earhart (Atlas Okyanusu’nu uçakla tek başına geçebilen ilk kadın pilot) gibi ünlülere yazmaya başlamıştır. Kitapta okuduklarımızda bu mektupların ta kendisi aslında.

İlk başta fark etmesem de sonlara doğru mektubu kimlere, hangi zamanlarda yazdığının bir anlamı olduğunu fark ettim. Bu kitaba, daha doğrusu yazara, olan sevgimi artırdı.

Tozlu Rüyalar Kitapçısı – Cynthia Swanson

“Renkler gözlerin kapalıyken bile anılarında parlayacak.”

Kitabı alırken kitapçıda geçen tatlı bir hikaye düşünmüştüm. Ama çok daha fazlasıymış…

Kitty Miller 38 yaşında, kedisiyle birlikte yaşamakta ve en yakın arkadaşıyla bir kitap evi işletmektedir. Bir gün uyandığında hiç bilmediği bir hayatın içinde açar gözlerini. Bu yaşamında evli ve çocuk sahibidir. Evli olduğu adamı ise diğer hayatından tanımaktadır…  İki hayatın arasında kalan Kitty, hangisinin hayal, hangisinin gerçek olduğunu bir türlü anlayamaz. İşin kötü tarafı okurken siz bile hangi hayatın gerçek olmasını istediğinize karar veremiyorsunuz… İki hayatında birçok eksisi ve artısı vardı…

(On) İçimdeki Katil + 444 Basamak – Mario Mazzanti

                           

7 yıl önce kaçırdığı iki kadını öldüren Riondino yakalandığında hiç kimsenin beklemediği şeyler ortaya çıkmıştı. Nadir görülen “çoklu kişilik bozukluğuna” sahipti. Bu nedenle herhangi bir ceza almayıp Adli Psikiyatri Kliniği’ne yerleştirilir. Son bir yılda ise transfer edildiği rehabilitasyon merkezinde iyileşmeye başladığı düşünülüyordu…

Bir gün Riondino, kanlı bir kaçış gerçekleştirir. Ama bu kaçış anında içindeki on farklı kişiliğin kendi istekleri vardır…

Aslında kitabın en güzel yanlarından biri buydu. Kişilikler birbirinden çok farklı… Bir yanda kana susamış bir katil, bir yanda küçük bir çocuk, bir yanda profesör, tiyatro meraklısı bir genç… Kitapta bu kadar farklı kişiliğin tek bir beden içinde olan çatışmasını ve işbirliğini okuyorsunuz sıkça. Hepsinin tek amacı bu beden içinde özgürce hareket edebilmek…

444 Basamak ise İçimdeki Katil romanının devamı niteliğinde. Yazar ilk kitaptaki heyecanı hiç kesmeden bu kitapta da devam ettirmiş. Özellikle kitabın sonlarına doğru yaşananlar bende kalıcı bir iz bıraktı ama herhangi bir yorumda bulunursam büyük bir SPOILER vermiş olurum…

Mario Mazzanti, benim kalemini en sevdiğim yazarlardan biri. Hatta kendisi benim kitap okumayı sevmeme vesile olmuştur. O yüzden yeri bambaşka bende. İçimdeki Katil ve 444 Basamak diğer tüm kitapları gibi fazlasıyla akıcı ve merak uyandırıcı. En çokta kitaplarında zaman zaman aynı karakterlere yer vermesini seviyorum. Eski kitaplarında tanıştığımız karakterleri bambaşka bir hikaye ile okumak kitabı daha da çok sevdiriyor insana…

Karanlık Öyküler – Stephen King

Hiç kuşkusuz Stephen King edebiyat dünyasında bir tabu. Ama diğer kitaplarına göre daha az bilinen, içinde 14 muhteşem öykünün bulunduğu Karanlık Öyküler’ i bu listeye eklemek için inanılmaz bir istek duydum. Bana göre öykü kitaplarını okumak hem çok keyifli hem de çok üzücü… Çünkü öyküler kısa olduğu için gün içinde kitaba ara vermek daha kolay oluyor. Yatmadan önce “bir sayfa daha okuyayım” diye sabahlama tehlikesi daha az 😀 Üzücü olan ise çok sevdiğiniz bir öykü olduğunda keşke devamı olsaydı demekten kendinizi alamamak…

  • İçindeki öykülerin isimleri ve bazılarına olan kısa yorumlarım:

1- Dört Numaralı Otopsi Odası

2- Siyah Giysili Adam

  • Bu öykü Stephen King’e olan hayranlığımı artırdı açıkçası. Çok basit bir konusu olmasına rağmen beni fazlasıyla germişti okurken…

3- Tüm Sevdikleriniz Yok Olup Gidecek

4- Jack Hamilton’un Ölümü

5- Ölüm Odası

6- Eluria’nın Küçük Hemşireleri

  • King’in 7 kitaptan oluşan Kara Kule serisindeki Gilead’lı Roland Deschain’in hikayelerinden biri. Kara Kule serisi, Roland isimli silahşorun siyah cübbeli bir sihirbazı takip etmesiyle başlıyor. Amacı, varlığın merkezinde olan Kara Kule’yi bulmaktır. Bu hikaye o arayışın olduğu bir dönemde geçiyor ama merak etmeyin, bu öyküyü anlamak için seriyi okumanıza gerek yok. Şahsen ben öyküyü okuduktan sonra seriyi okumaya başladım~

7- Her Şey Olacağına Varır

8- LT’nin Evcil Hayvan Teorisi

9- Kuzeye Doğru Giden Yol Virüsü

  • Bu öyküde resim tablolarına karşı paranoyak düşünceler beslemeye başlıyorsunuz. 😀

10- Gotham Cafe’de Öğle Yemeği

11- Sadece Fransızca Tarif Edebileceğiniz O His

  • Gerilimden çok kurgusuna hayran kalacağınız bir öykü.

12- 1408

  • Bunu bilmeyeniniz var mı?

13- Lunapark Treni

14- Şanslı Çeyreklik

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here