Bu zamana kadar her zaman Nazım Hikmet‘in aşklarına baktık, mektuplarını okuduk, sayfalarını çevirdik. Onun mektuplarından tanıdık kadınlarını. Piraye‘yi, Vera‘yı, Münevver‘i ve diğerlerini, neler yaşadıklarını pek düşünmedik. Belki de Nazım Hikmet “Aşka aşık” olacak kadar çok sevdiği için gölgede bırakmıştı onları. Hiç de gölgede kalacak gibi değilmiş incelediğimizde. En çok da Piraye değilmiş kanımca.

Piraye’nin Nazım’a yazdığı bir şiir var. “Ben Senden Önce Ölmek İsterim” adı. Başlığı bile oturup saatlerce düşündürecek bir şiir. Öyle naif, öyle güzel ki.

Şiir çoğu ortamda Nazım Hikmet diye alıntılandığı için Nazım’ın aşk mektubu sanılıyor fakat öyle değil. Piraye, Nazım Hikmet hapisteyken yazmış ona bu şiiri.

Ben,
Senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
Gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.

İyisi mi, beni yaktırırsın,
Odanda ocağın üstüne korsun
İçinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
Şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin…

Fedakarlığımı anlıyorsun:
Vazgeçtim toprak olmaktan,
Vazgeçtim çiçek olmaktan
Senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
Yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
Kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün,
Ta ki bir savruk gelin
Yahut vefasız bir torun
Bizi oradan atana kadar…
Ama biz
O zamana kadar

O kadar
karışacağız
ki birbirimize,
Atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
Bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
Sapında muhakkak
İki çiçek açacak:
biri sen
biri de ben.
Ben,
Daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey:
belki diyor.

18 Şubat 1945

Nazım’ın Piraye ile olan aşkını hepimiz az buçuk biliyoruzdur.

Nazım’ın bir zamanlar Piraye için “Sen benim en yakın insanımsın.” diyecek kadar çok sevdiğini de biliyoruzdur belki.

Fakat Piraye…

Çok sevmiş, çok kırılmış, çok güçlü bir kadın, sevgilisinin yanından ayrılmamak için kül olmak istemek… Bir sevda daha dokunaklı bir şekilde yazılamazdı.

Bu dizeler böyle bir şekilde çıktıysa ve biz bu dönemde bu kadar yoğun bir acı ve hayret ile onu anlayabiliyorsak kim bilir o neler yaşamıştır?

İşte tam bu yüzden şiirlerin gerçek olmasına bayılırken bir yandan da üzülüyorum.

Piraye ve Nazım uzun yıllar boyunca mektuplaşmışlar. Nazım bir mektubunda Piraye için şunları söylüyor:


Birtanem!

Son mektubunda:
‘Başım sızlıyor yüreğim sersem! ‘ diyorsun.
‘Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
‘yaşayamam! ‘
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı!
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı…”

Burada bile Piraye’nin Nazım’a olan büyük sevdasını rahatlıkla görebiliyoruz.

Ardından şu sözler geliyor zihinlerimize:

Piraye öldü aşkından ama yine de dönmedi Nazım’a

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here