Öncelikle şunu söylemeliyim ki Pyre, daha önce oynadığınız hiçbir oyuna benzemeyen bir yapıya sahip. Bu da oyun adına inceleme yaparken veya birisine anlatırken zorlanmanıza sebep oluyor. Eğer olur da denerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Pyre, daha önce Transistor, Bastion ve Hades gibi oyunların geliştiriciliğini yapmış Supergiant Games tarafından geliştirilmiş bir oyun. İçinde rol yapma oyunu elementleri barındıran bir spor oyunu aslında kendisi. Spor deyince aklınıza Fifa, Nba veya Rocket Leauge gibi oyunlar geldiğinin farkındayım, fakat Pyre daha farklı bir yapıya sahip. Bunu anlatabilmek için önce oyunun hikayesinden biraz bahsedelim.

Okuyucu musun Doğru Söyle!?

Pyre hikaye anlatımında biraz kısır bir oyun. Hemen öyle her şeyi vermiyor oyuncunun eline. Yarattığı evrenin büyüsüne daha ilk başladığınızda kapılıyorsunuz, fakat neyin ne olduğunu anlamakta biraz güçlük çekiyorsunuz. Aklınıza Dark Souls gibisinden bir şey de gelmesin tabii. O kadar da değil.

Sürgüne gönderilmiş olan birisi olarak kendimizi bir yolun ortasında buluveriyoruz. Yanımıza yanaşan vagondan üç adet maskeli kişi iniyor. Birisi kalıplı bir kadın, diğeri genç bir erkek ve bir adet de köpek olmak üzere üç kişi. Onlarla biraz konuştuktan sonra anlıyoruz ki, sürgüne gönderilen insanların olduğu bir yerdeyiz. Ve insanlar bu sürgünden kurtulmak için yol arıyorlar. Bu arayış sırasında ise önlerine çıkan düşmanları alt etmek adına Rite adlı bir müsabaka yapıyorlar ki, bahsettiğim spor konusu da burada dahil oluyor.

Bizi bulan bu üçlü bir okuyucu olup olmadığımızı soruyorlar ve karakterimizin bir okuyucu olduğunu öğreniyoruz. Okuyucular kitapları çözümlemek ve Rite’ı yönlendirmekle görevli kişiler oluyor. Biz de bu grubun okuyucusu, yön göstericisi oluveriyoruz.

Adamın Gol Diyor!

Az önce bahsettiğim üzere hikaye sırasında bizim gibi sürgünde takılan diğer topluluklarla karşılaşıyoruz. Karşılaştığımız düşman toplulukla Rite yapıyoruz ve ona göre karakterlerimiz seviye atlıyor. Peki gelelim şu meseleye, nedir bu Rite?

İki takımla oynanan bu oyunda her takım 3 kişi oluyor. Amaç oyunun başlamasıyla sahanın ortasına düşen topu diğer takımın ateşine sokmak. Bir nevi amerikan futbolu gibi diyebiliriz. Oyundaki en stratejik durumlardan birisi de sadece topu elinde tutan karakterin hareket edebiliyor olması. Tek bir karakterle rakip takım ateşine ulaşmak çoğu zaman imkansız olduğundan maç boyunca karakterleriniz arasında paslaşarak pozisyon ayarı yapmanız gerekiyor.

Maçtaki her karakterin kendi aurası var. Aura, karakterlerin etrafında oluşan çizgiyle belli oluyor. Eğer topu tutan karakterin aurasına rakip takımdan herhangi birisi girerse, topu tutan karakter ölüyor ve top da yere düşüyor. Peki bir karakter oyun içinde ölünce ne oluyor? Aynı oyunlarda bir skill’i kullandıktan sonra bekleme süresine girdiği gibi, ölen karakterler de belli bir süre yok oluyorlar ve bekleme süresi sona erdiğinde geri geliyorlar.

Bir süre sonra vagona daha fazla yoldaş katılabiliyor. Bazen vagondan ayrılanlar da oluyor. Ve bu gibi durumlara siz karar veriyorsunuz. Bir yoldaşı vagondan kovup, sürgün bölgesinde yalnız başına bırakmak çok büyük sorumluluk istiyor doğrusu. Vagonda üçten fazla yoldaş katıldıktan sonra ise her Rite başında hangi karakterlerle Rite’a girmek istediğinizi seçiyorsunuz. Bazı karakterler daha büyük aura sahibi olup daha yavaş hareket ediyor. Bazıları ufak aurasıyla daha hızlı koşabiliyor. Oyun tarzınızı nasıl oynamak istediğinize göre karakter seçiyorsunuz. Ben genelde hızlı olanlarla oynamayı tercih edenlerdenim mesela.

Rite sonunda ise karakterleriniz seviye atlıyor buna bağlı olarak bazı özellikler kazanabiliyorlar. Mesela bir karakter özellik olarak hızlı koşarken harcadığı stamina’sını daha hızlı yenileyebiliyor, bir karakter zıpladıktan kısa bir süre geçmeden tekrar basarsa yeniden zıplayabiliyor gibi yükseltmeler oluyor.

İlk başta hikaye odaklı gözüken oyun sizi bu tarz bir maçın içine sokunca afallıyorsunuz fakat oynadıkça takımınızı geliştirdikçe bir sonraki Rite’ı iple çekiyor oluyorsunuz. Bunu söylüyorum çünkü oyunun hikaye anlatmaya çalıştığı yerler zaman zaman çok sıkıcı olabiliyor. Oyundaki karakterler konuşurken herhangi bir seslendirme yapmamışlar. Bundan dolayı da bir süre sonra arkada çalan sürekli müzik eşliğinde konuşma okurken bulabiliyorsunuz kendinizi. Benim gibi “kitap okuyacak olsak açar okurduk, şurada oyun oynamak istiyoruz.” kafasında bir insansanız, sıkılmanız daha bir olası.

Kıssadan Hisse

Özetlemek gerekirse Pyre, şimdiye kadar hiç deneyimlemediğiniz bir oynanış sunuyor ve bunu çok güzel bir şekilde yapıyor. Oynanış anlamında ise Rite’lar çok eğlenceli fakat RPG ögeleri biraz daha fazla olabilirmiş. Şu günlerde çıkan ve kendisine RPG demeyen birçok oyunda bunda olduğundan daha fazla RPG elementi bulabilirsiniz öyle söyleyeyim. Fakat gel gelelim oynanış sizi kendisine o kadar çekiyor ki rpg ögesi azmış çokmuş umurunuzda olmuyor. Keşke seslendirme de yapsalarmış, tadından yenmezmiş işte o zaman.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here