The Witcher dizisi, Game of Thrones değil. Dizide oldukça olgunlaşmış sahneler ve halk masallarından fırlama canavarlar var, fantastik ögeler fazla sayıda. Dizi, Lord of the Rings de değil. Onun içinde fazlaca anlamsız ve derssiz ölüm var. Dizi, oyunlar ve kitaplar da değil. İkisinin arasında ince bir çizgide. Dizinin ilk sezonu Andrzej Sapkowski’nin eserinin, yüksek bütçeli kendi orijinal yorumu ve bu senenin en iyi yapımlarından biri! Lakin sizleri uyarmak istiyorum inatla oyunlarda ve kitapta gördüklerimizin birebir aynısını arıyorsanız, bu dizi size çok da hitap etmeyecektir. İncelememiz SPOILERSIZ, endişelenmeyin.

Diziye zaman zaman korkutucu, zaman zamansa oldukça sevimli bir atmosfer hakim. Hatta zaman zaman, çok iyi zamanlanmış komedi de hakim oluyor. Cinsellikse, The Witcher’dan beklendiği gibi (Özellikle Yennefer sahnelerinde). Olaylar genellikle Geralt’ın canavar avı çevresinde dönüyor. Geralt’ı kasaba kasaba, aldığı kirli işleri yaparken takip ediyoruz. Lakin dizide üç ayrı hikaye var. Üç ayrı ama bağlı hikaye.

Dizinin kötü kahramanları ise genellikle canavarlar değil, insanlar. Lakin diziyi farklı yapan şey ise detaylar. Dizide anlatılan hiakyelerdeki insanlar saf kötü değiller, en azından sadece kötü olmak için kötü değiller. Kötü olmayı seçiyorlar, nedenleri aşk ya da hayatta kalmak olsun, hepsinin bir seçimi var. Diziyi gerçekçi yapan da işte bu gri alanlara bakış açısı. İnsanların hangi seçimi neden yaptıklarını anlatması. Dizinin sonunda neredeyse her karakter için sempati besliyorsunuz, her ne kadar ilk başta affedilemez görünürlerse görünsünler…

Anlayacağınız Witcher’ın dünyası; acımasız bir sömürgecilik tarihine, sonsuz savaşlara ve sihire, tanrılara ve amaçlara saygısızlık eden ama kelimenin tam anlamıyla teslim olmaya mahkum edilmiş bir tarihe dayanan alaycı bir dünya. Ve dizi bunu tam anlamıyla ortaya koymuş.

Henry Cavill’ın rolün altından kalkıp kalmayacağı konusunda endişe duyan insanlar! Endişelenmeyin! Cavill, hızlı bir şekilde üzerindeki Superman kostümünü bir kenara bırakmış ve yorgun, acılı, hafif alaycı ve neredeyse göreceli olarak tatlı ödül avcısı karakterine bürünmüş. İlk bölümde 20 saniyede 10 adamı katleden Geralt’a neden Blaviken Kasabı dediklerini bizlere yansıtan dizi, o sahne ile bizlere de bunun harcanmayacak bir dizi olduğunu gösteriyor.

Dizide vahşetten kaçınmadıklarını söylemekte fayda var. Bir sahnede, Geralt kendisine doğru gelen oku blokluyor, adamı ağzından bıçaklıyor ve kafatasını ikiye ayırıyor. Sonra adamın kollarından birinin kolunu koparıyor, bıçakladığı bir adamın kafasını kesiyor… Tüm bunları yaparken de Cavill sanki bir kılıçla doğmuş gibi hareket ediyor, sanki doğumundan beri o kılıcı salıyormuş gibi.

Netflix’in Geralt’ı her şeye rağmen, tüm uğraşlarına rağmen doğasına karşı gelemeyen bir adam: O umursuyor. Jaskier’i, Yennefer’ı ve hatta hiç tanımadığı köylüleri bile umursuyor. Sizler izlerken Cavill’ı değil, bizim oğlanı, Geralt’ı görüyorsunuz.

Netflix’in bizlere Geralt’ı gerçekten çok iyi yansıttığına inanıyorum. Ona baktığınızda gerçekten tüm dünyanın ondan nefret edip, korkmasına rağmen hayatta kalmaya çabalayan, inatçı bir şekilde kendi ahlaki çizgisine sabit kalan ve bu nedenle de kendini tehlikenin ortasında bulan Geralt’ı görebiliyoruz. Hırçın ve alaycı, her zaman kavgaya hazır, inanılmaz şekilde çekici, çoğunlukla karşı konulamaz…

Dizi tabii ki sadece Geralt’tan ibaret değil. Tüm ekip orda. Özellikle Yennefer’ın kendi hikayesi, dizi de önemli bir rol oynuyor. Anya Chalotra iyi bir iş başarsa da, kafamdaki Yennefer’a ne yazık ki hala uymuyor. Zira Priscilla’nın şarkısında tasvir edilen, oyunlarda gördüğümüz Yennefer’ı bu dizide bulamadım. Hala karakterlerin gördüklerimize benzememesi canımı sıkıyor. Yine de Chalotra’nın, Yennefer’ın acısını ve öfkesini çok iyi yansıttığını söylemek istiyorum.

Yennefer’ın kendi hikayesinde erken safhalarda meydana gelen tepe noktalarından birinin, izlediğim en rahatsızlık verici sahnelerden biri olduğunu belirtmek isterim. Her ne kadar bir nevi o sahnenin geleceğini bilsem de, çenemin kasılmasına engel olamadım. Anlayacağınız Yennefer konusunda dizinin yaratıcıları tanıdık bir hikayeyi tamamen yenilemiş.

Ciri’nin de rolü büyük. Ancak onun rolü, birbirinden bağımsız giden karakter hikayelerini birleştirme çabasında biraz kısıtlı kalmış. Kitaplarda Ciri’nin hikayesinin başlaması daha sonra devreye girdiği için burada biraz zorlanmışlar. Yine de Freya Allan bizlere güzel bir Ciri portresi sunmuş, özellikle de sahnelerinin çoğunun korku ve panik duygularından oluştuğunu düşünürsek. Ciri’nin ilerideki inatçı, kasvetli ve soğuk karakterini nasıl oynayacağı ise kafamda bir soru işareti.

Joey Batey tarafından canlandırılan Jaskier ise Geralt’ı umduğum gibi güzel dengelemiş. Anna Shaffer’ın Triss karakteri ise… Biraz hayal kırıklığı sebebiydi. İki nedenden. Birincisi Triss’in Triss’ benzememesi. İkincisi ise oyunculuk. Lakin bunun rolünün kısıtlılığından olduğuna inanmak istiyorum. Kral Foltest’in büyücüsü olarak, Geralt ile olan ilişkisiyle kısıtlı olan rolü nedeni ile böyle bir durumla karşı karşıya olduğumuz umudundayım.

Genel olarak bakıldığında dizinin Sapkowski’nin eserlerini yansıtabildiğini lakin bunu kendi yöntemi ile yaptığına inanıyorum. Korktuğum gibi bir dizi ile de karşılaşmadığım için memnunum. Şans verin derim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here