“Hayatını adalete adamak şahsi bir mesele değil, Şahsiyet meselesidir.”

Türk dizi tarihinin belki de gelmiş geçmiş en başarılı dizisi olan, başrolünde Haluk Bilginer ve Cansu Dere‘nin yer aldığı, senaryosunu Kinyas ve Kayra’nın yazarı Hakan Günday‘ın kaleme aldığı ve Onur Saylak tarafından yönetilen Şahsiyet’i izlemeyen herkesin izlemesini şiddetle öneriyorum. Zira Şahsiyet, unutulmaz bir başyapıt. Haluk Bilginer’in de bu dizideki rolü ile Uluslararası Emmy Ödülü’nü aldığını da hatırlatmak istiyoruz. Bu içeriğimizle sizlere “Şahsiyeti Hatırla”talım istedik.

1. ”Dokuz yaşındayım, yıl 1961…Annem benim doğum günüm için pasta yapmış. İlk defa o zaman mum üfleyip bir dilek tuttum. Dileğim de şu; o sıralar Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan olacak. Ben de dedim ki, ne olur beni de yanına alsın… O kadar inandım ki dileğimin gerçekleşeceğine, ben bir çanta yapıp beklemeye başladım. Güya Sovyet elçiliğinden gelip alacaklar beni. Ama sağdan soldan duyuyorum onlar komünist diye. Diyorlar ki aman komünist onlar. Olsun diyorum, ben de komünist olurum. O sıralarda, bizim giriş katında üniversite öğrencileri oturuyor. Annem onlara da komünist diyor. Biliyorum onlar bizim kömürlükte kitap saklıyor. Ben gittim, yürüttüm bir tane. Nazım Hikmet’in şiirleri… En kısasını buldum ezberledim. Dedim ki şimdi Ruslar gelirse, ben bu şiiri okurum onlara. Onlar da der ki tamam bu da bizden, götürürler beni. Neyse… Tarih 12 Nisan. Uzak mekiği fırlatılacak, Vostok 1… Ama hala gelen giden yok. Ben diyorum unuttular herhalde beni. Mekik fırlatıldı, herkes dua ediyor; mekik atmosferi geçsin, uzaya çıksın diye. Bir ben diyorum ki yarı yolda dursun dönsün beni alsın. Belki bir de  Amerikalılar, Vostok’un uzaya çıkmaması için dua ediyordu. Neyse… Bütün gün radyonun başında içimden o şiiri okudum: Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda, budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. Ne zaman bu şiiri okusam uzaya gitmiş kadar olurum.  Altmış beş yaşıma geldim. Geçen doğum günümde yine bir dilek tuttum, çocuk gibi. Yine imkansız bir dilek tabi. Ne diledim biliyor musunuz? İyi bir insan olmayı.”

2. Neden senin gibi üniversitede devrimcilik oynayıp sonrada zengin bir herif bulup hiç çalışmadan kıçımın üstüne oturmadım. Söyleyeyim, canım istemedi! Benim canım bir şeyler yapmak istedi, gerçek bir şeyler…

3. ”Ama er geç, ben de unutacağım, değil mi? Bütün hatıralarım silinip gidecek. Peki ben ne olacağım? Telefon numaraları bir şey değil de, benim şahsiyetim ne olacak, o da silinip gitmeyecek mi? Nasıl bir adam olduğumu unutacağım. Yaşıyorsun ama yoksun. İnsan nasıl dayanır buna?”

4.  “Mesele o değil ya, insanlar adam gibi dinlemiyor birbirini. Cümleyi bitirmeden otomatik cevap. Her şey otomatik zaten. Sonra anlaşamıyoruz, anlaşamazsın tabii!”

5. “-Alzheimer çok ciddi bir hastalık.

+Benim gibi ciddi bir adama da öylesi yakışır zaten.”

6.  ”Sakın bana ben de sevdim deme. Seninki sevgi değil, hınç. Hınçla sevilmez. Yok haksız tahrik, yok iyi hal… İndire indire bir madalya takmadıkları kalmış sana. Her zamanki gibi gereği düşünülmüş de gereği yapılmamış o mahkemede.

7. ”Türkiye’de insanlar seri katil olmaz, Türkiye’de insanlar cinnet geçirir.”

8. ”Merak etme, alışırsın. İnsan bir şekilde ölülere alışabiliyor çünkü. Ne de olsa kimseye bir zararları yok. Yani artık yok. Onun için mesele yaşayanlara alışmakta. Esas zor olan o.”

9. “Bu burçlar falan var ya, astroloji yani, prensip olarak çok saçma bir defa. İnsanın kişiliğini doğum tarihinden anlayamazsın, hele geleceğini tahmin etmek… Doğum tarihiyle olacak şey değil. O nasıl olur ancak biliyor musun? Doğum yeriyle. İnsanın geleceğini de, kişiliğini de doğum yeri belirler. Esasında bu burçları doğum yerine göre ayarlamaları lazım. İnsanın doğum yerine göre bir kehanette bulunsalar mesela onu anlarım. Sonuçta Trablus’da, Peşader’de ya da Angola’nın herhangi bir köyünde doğmuş bir çocuğun hayatının neye benzeyeceğini tahmin etmek zor değil. Eh, Toronto’da, Oslo’da, Tokyo’da doğmuşun da az buçuk ne olacağı belli. Bizim Anadolu insanı bunu bilir mesela. Onun için de yeni tanıştığı kişiye “Burcun ne?” diye sormaz, “Memleket nere?” diye sorar. A, bir de yükselen burç meselesi var, o da vatandaşlık oluyor, yani hangi ülkenin vatandaşı olduğu. O da önemli. Suriye’de doğmuş bir Suriyeliyle, Suriye’de doğmuş bir Fransızın kaderi aynı olmuyor tabii… Coğrafya insanın kaderidir.”

10.  ”Ben ölmekten çok korkuyorum Münir Bey. Hatta sana bir sır vereyim; bu dünyada herkes ölse, bir tek ben kalsam ona bile razıyım. Düşün, o yalnızlığa bile razıyım. Ya öteki tarafta hatırlarsam her şeyi? Mahvolurum ben, mahvolurum…”

11. Vicdan denen şey bağırsak gibidir. Sen uyurken de çalışır. Köreltsen de insaniyetini; işlediğin o korkunç cinayet, çıktığın idam sehpasıdır. Sımsıkı düğüm olur boynunda, kurbanının yağlı urgan gibi elleri. Kimse katil olduğunu bilmese de, her gece kendin asarsın kabuslarında kendini. Bağırsak vicdan gibidir. Derdin boşaltmaksa içini, kendin çekersin ipini. İnsan dener ve yanılır.

12. “- Bence insanın adının bir anlamının olmasının hiçbir önemi yok.”

+ Neden?

– Kimse kendi adını kendi koymuyor da ondan.”

13.Buradaki bütün arkadaşlar ve bu yayını izleyen milyonlarca insan şunu biliyor ki; eğer bir devlet görevlisi gereken neyse yapılıyor diyorsa hiçbir şey yapılmıyordur.

14. Bomba patlıyor elli kişi ölüyor panik olmuyorsunuz, teker teker ölünce mi panik oluyorsunuz?

15. Bir romanda okumuştum, diyordu ki; insan yoksullaştıkça daha az yer kaplar, yani insan yoksullaştıkça sıkışabilme yeteneği de artar.”

16.  -Sen hiç birini tek soru sormayacak tek soru sormayacak kadar sevdin mi Nesrin? Ya da hiç herhangi bir şeye körü körüne inandın mı?

+Tabii ki hayır, asla.

-Desene senin hiç ailen olmamış Nesrin.

17. “- Zaten ne demiş şair: “Hayat hatıradır, unutursan ölürsün. ”

+ Ne güzel söylemiş. Kim bu?

– Unuttum.”

18. “Ama nasıl hissediyorum biliyor musun? Şimdi böyle insanın hayatta güvendiği bazı şeyler vardır ya hani, haşı sıkışınca falan… Ne bileyim. Mesela 155. Bir şey olursa polis gelir. Nedir, işte itfaiye. Yangın çıkınca ararsın. Bilirsin ki gelecek. Asansörde kaldın diyafon var. Basarsın birisiyle konuşursun. Ne bileyim. O seni rahatlatır. Panik butonları vardır. Bir yerde kaldığın zaman basarsın. Polis gelir ya da birisi seninle konuşur. Ne bileyim, rahatlatır en azından seni.
Şimdi Nevra, bunların hiç birinin çalışmadığını düşünsene. Bir şey geliyor başına 155’i arıyorsun bakan yok. Yangın çıkmış itfaiyeyi arıyorsun, gelen yok. Asansörde diyafona bakıyorsun birisi seni duysun diye. Panik butonu mesela orada duruyor öyle. basıyorsun “Kimse yok mu kimse yok mu? duyuyor musunuz beni?” diye bağırıyorsun ama hiç çıt yok.
Ya diyorsun ki arkadaş buna bir şey mi oldu ya, böyle bakıyorsun… Açıyorsun duvardan bir ayırıyorsun onu. Aaa, ananı avradını! Bağlantısı yok Nevra. Kablo yok. O duvarda öyle duran bir şeymiş. Senin hayatın ona güvenmekle, inanmakla geçmiş. Halbuki seni kazıklamak için koymuşlar onu oraya. Sen ona güven diye. Sen ona güven, başını kaldırmadan, soru sormadan, işine gücüne bak diye koymuşlar. Sen de ona öyle salak gibi güvenmişsin. Aslında güveneceğin hiç bir şey yokmuş. İşte kendimi şimdi öyle hissediyorum. bir şeylere öyle haybeye inanmışım. O da çok boktan bir durum. O yüzden şimdi ne yapacağımı hiç bilmiyorum.”

19. “Sen zannediyor musun ki bir tek alzheimer olan sensin? Herkes hasta. Hepsi hasta. Yarın bugün bir milli maç olur, herkes her şeyi unutur. Bu millet neleri unuttu, seni mi unutmayacak? Sen kimsin ki lan? Alt tarafı bir katil. Alt tarafı bir cinayet haberi.”

20. “Senin söylediğin hukuken olması gereken şey. O da hukuk varsa. Ama adalet başka bir şey. Adalet bu. Zaten adalet dediğin ne ki? Nefsi müdafaa. İntikam. Geç kalmış bir nefsi müdafaa.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here