“Hiç açılmaması gereken kapılar vardır…”

Sizlerle bir animasyon paylaşayım ve yine az bilinen bir filmi karşınıza getireyim istedim. Bu film için sizleri 2009 yılına götürme kararı aldım. Neil Gaiman’ın tarafından yazılan Coraline kitabının beyazperdeye uyarlaması olan, Henry Selick tarafından yapılan ve yönetilen Coraline (Türkçe ismi ile Koralin ve Gizli Dünya) filmini sizlere öneriyorum. Her zaman olduğu gibi film hakkında hiçbir bilgi almak istemiyorsanız yazımın bu kısmından sonrasını okumayın. Malum SPOILER. Film hakkında bilgi almak istemeyen ama filmi de merak eden takipçilerimiz içinse hemen aşağıda filmin açılışını verelim istedim. Belki bu video sayesinde Coraline’ı izlemeye karar verirsiniz.

Eğer yukarıda verdiğim jeneriği izlemişseniz zaten bu filmde bir tuhaflık olduğunu sezmişsinizdir. Jenerikteki isimler ilmek ilmek örülüyor ya da dikiliyor. Bir anda düğme gözler ortaya çıkıyor. Sonra metal eller tarafından yaratılan bebek sonsuzluğa uğurlanıyor… Anlayacağınız oldukça ilginç bir tasarıma sahip bir girişi var. Aslında bunu jenerikten de sezebilirsiniz ama ben yine de sizleri uyarmak istiyorum: Coraline klasik bir animasyon değil. Filme tüyler ürpertici karanlık bir masal atmosferi hakim desem yeridir. Çiçekler, böcekler, sevimli şeyler beklerseniz bu filmden, ne yazık ki umduğunuzu bulamazsınız. Çocuk kitabı uyarlaması olan bir animasyon filmine göre psikolojik olarak oldukça karanlık. Gerçi, kitabın kendisi de karanlık. Lakin yine de, izlerken bazı sahnelerden rahatsızlık duyabilirsiniz. Bu bilgiler ışığında izleyin yani bu filmi.

Şimdi öncelikle teknik detaylardan başlayalım sonra birazcık filmden bahsedelim. İlk olarak filmin çekim tekniğine değinmek istiyorum. Coraline, stop motion tekniği kullanılarak yapılmış bir film, yani filmde her şey, her hareket kare kare çekilerek film tamamlamış. Tam bir deli işi yani… Bu deli animasyona da böyle bir delilik yakışırdı zaten. Bu arada stop motion dedim ama filmin aynı zamanda 3D özelliği de bulunmakta.

Film için, el yapımı 150 set oluşturulmuş, 250 kukla ve oyuncak kullanılmış. Rengarenk fantastik bir bahçe için plastikler, fiberoptikler, kablolar, tüpler, kozmetik süngerler, teller, pinpon topları, bambaşka işlevlerle kullanılmış. Bu bahçedeki bahar çiçekleri için 250 bin adet patlamış mısır tanesi, içi kırmızıya dışı pembeye boyanarak 70 ağacın üzerine yapıştırılmış. Coraline’ın evi için 70 marangoz çalışmış. Coraline ve diğer karakterler için 200 bin mimik, bu mimikler için de 1000 adet farklı kalıp çalışılmış. 550 adet fare de el yapımı ve farelerin tüm detayları tam dört ay sürmüş. Filmin çekilmesi ise toplamda 18 ay sürmüş amma ve lakin bu filmin 2 yıllık da bir hazırlık süreci var. O kadar emek harcanmış ki bu filme saygı duymamak gerçekten elde değil.

Gelelim filmin konusuna… Filmde mavi saçlı ve mavi ojeli, meraklı genç kız Coraline, yeni taşındıkları evlerinde ailesinin ilgisizliği sonucu orayı burayı kurcalarken, tıpkı Narnia’daki gibi dolabın arkasında gizli bir kapı bulmasıyla başlıyor her şey. Coraline, o kapıdan geçince kendi hayatının başka bir versiyonuyla karşılaşıyor, kendi hayatındaki her karakteri bambaşka görmeye başlıyor. Yani başka bir dünya keşfediyor. Bu dünya ilk başta çok güzel ve abartılı derecede mutluluk verici gelse de, her güzelliğin bir bedeli oluyor her zaman ve ne yazık ki bu bedel de genelde hep ağır oluyor. Yönetmen de bu bedeli o kadar kasvetli ve depresif olarak veriyor ki, insan bu bir çocuk filmi mi, bir çocuk bu filmi izlese hoşlanır mı yoksa ürker mi, hayalleri bir anda kabusa dönüşür mü diye düşünmeden edemiyor ve film bir an da insanların gözlerinin düğmeden olduğu, yüzlerinin düştüğü, saykodelik, tüyler ürpertici, karanlık bir masal atmosferine dönüşüyor.

İşin aslı Coraline biraz da psikolojik bir gerilim filmi. Yani bir çocuk olarak bu filmi izleseydim büyük ihtimalle korkardım. Gerilim dolu bir hikayeye sahip olması, dehşetin evin içinde geçmesi, tehdit unsurunun anne olması ve geçişlerin gece yalnız uyurken olması gibi unsurlardan dolayı bir çocuğu geçin, bizleri bile birazcık ürkütebilir. Filmin bu açıdan Tim Burton filmlerine göz kırptığını söylemek de yanlış olmayacaktır. Zira Tim Burton bir büyücüdür ve o, çocuklara masallar anlatır gibi gözükerek yarattığı dünyada yetişkinleri bile ürkütür. Coraline filminde de Selick’in bunu yapabildiğini söyleyebilirim.

İşin açıkçası filmden daha fazla bahsetmek istemiyorum (çocukluk kabuslarımda yeri var bu filmin). O yüzden içeriğimi şu sözlerle noktalıyorum: Farklı bir animasyon izlemek ve biraz da tribe girme isteyen herkes bu filme bir göz atabilir. Kendini sevdiren ama bir o kadar da kendisini düşününce gerilmenize neden olan enteresan bir başyapıt. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here