Başrollerinde Brad Pitt, Morgan Freeman, Kevin Spacey ve Gwyneth Paltrow’un yer aldığı 1995 yapımı David Fincher yönetmenliğindeki Se7en filmi, gerek soru işaretleriyle dolu bir sona sahip olmasıyla, gerekse izleyiciyi içine alarak gergin, karanlık ve kasvetli atmosferini iliklere kadar yaşatarak sinema tarihinin unutulmaz filmleri arasında yerini almış bir yapımdır. Filmin konusu ise kısaca, iki detektifin bir seri katilin yedi ölümcül günahı baz alarak işlediği cinayetleri çözme ve onu yakalama koşuşturmacası ile bu uğurda yaşanılanlar olarak özetlenebilir. Peki, nedir bu yedi ölümcül günah ve filmde nasıl işlenmiştir? İşte bu içeriğimizin konusunu bu iki sorunun cevabı oluşturacaktır. Tabi bu amaçla ister istemez filmden SPOILER’lara yer vermek durumunda kalacağımızdan, filmi izlemeyen takipçilerimizi şimdiden uyarmayı bir borç biliriz.

Yedi Ölümcül Günah (Yedi Büyük Günah, Temel Günahlar, Kardinal Günahlar olarak da bilinirler. Ayrıca günahların Latince adlarının ilk harflerinden oluşan SALIGIA kelimesi de, Yedi Ölümcül Günah’ın bir diğer adıdır.), Hristiyanlık dininin inançlarına göre, Roma Katolik Kilisesi’nin görüşleri çerçevesinde, Papa I. Gregorius tarafından düzenlenen, insanın hayatı boyunca sakınması gereken yedi adet günahtır. Peki bu 7 günah hangileridir?

  • Superbia yani Kibir, Gurur,
  • Avaritia yani Açgözlülük,
  • Luxuria yani Şehvet,
  • Invidia yani Kıskançlık, Hasetlik,
  • Gula yani Oburluk,
  • Ira yani Öfke, Gazap ve son olaraksa,
  • Acedia yani Tembellik.

Se7en filminde ise yukarıda belirttiğimiz gibi Kevin Spacey’nin canlandırdığı seri katil, bu yedi ölümcül günahı temsil ettiğine inandığı insanları, bu günahları kullanarak öldürmekte yani bir nevi onları cezalandırmaktadır.

Filmin açılışında bizi karşılayan ilk ölümcül günah Oburluk’tur. Oldukça etkileyici bir sahne olduğunu da söylemeden geçemeyeceğiz. Bir sandalyeye bağlanmış aşırı obez bir adamın, çatlayana kadar yediği yemeğin içinde, son nefesini vermiş cansız bedenini görmek, kolay kolay unutulacak bir sahne değil. Katil bu adamı, oburluk günahını en iyi yansıtacak şekilde, durmaksızın yedirerek öldürmüştür. Gerçi dedektif Somerset’e göre bu adamın asıl ölme sebebi ölene kadar yedirildikten sonra, karnına atılan bir tekmedir. Ki aslında bu tekme ile maktulün karnı patladığından, oburluk günahını gösterecek yemek artıkları da adamın midesinden fışkırmıştır. Yani baktığınızda gerek cesedin durumu, gerekse öldürülüş biçimi oburluk günahını olabildiğince çıplak bir şekilde vermektedir. Üstüne üstlük cesedin çıplak olmasının da bizce asıl nedeni budur. Katil, ardında bıraktığı sahnenin her karesinden günahın tam olarak anlaşılacağından emin olmuştur.

Karşımıza çıkan ikinci ölümcül günah ise Tembellik’tir. Filmde insanı yerinden sıçratan belki de tek sahne olma özelliği ile, tembellik günahı da kolay kolay unutulmayacak bir sahneye sahiptir. Bu günahı temsilen öldürülen insan ise, katil tarafından hareketsiz olarak bir yıl boyunca bir yatağa bağlı yatırılmıştır. Bu sürede de kendi dilini bile yemiştir… Ölüm sebebi ise, bir yıllık bu süre boyunca hareketsiz yattıktan sonra bir anda bilincinin açılması nedeni ile girdiği şoktur. Katil ise aynı oburlukta olduğu gibi, yine sahneyi dedektifler için düzenlemiştir. Katil, bir yıllık bu süre boyunca maktulünün fotoğraflarını çekerek, adeta onun tembellikten çürümesini belgelemiş ve onu bulacaklara sunmuştur.

Gördüğümüz üçüncü günah ise Açgözlülük’tür. Katil bu günah için bir avukatı öldürmüştür. Burada her ne kadar maktulün cesedini göremesek de, anlatılana göre oldukça vahşi şekilde işlenmiş bir cinayet söz konusudur. Katil, maktulün eline bir bıçak vererek, kendinden tam olarak bir kiloluk kemiksiz et kestirmiştir. Zira cesedin yanında bir teraziye konulu bir kiloluk et bulunmuştur. Avukat ise, kendinden bu kadar et kestikten sonra kan kaybından ölmüştür. Aslında burada da sahne günaha uygundur. Açgözlü bir avukatın damarlarındaki tüm kan boşalmış… Sahip olduğu her şey kaybolup gitmişçesine, hoş bir ironi söz konusu. Ayrıca katil, dedektiflere “Bir kilo et, daha az ya da daha fazla değil, kıkırdak yok, kemik yok, sadece et.” şeklinde not bırakmıştır. Bu not ise Sheakspear’in meşhur oyunu Venedik Taciri’ne bir göndermedir. Bu oyunda borcunu ödemeyen bir kişiye, para yerine bir kiloluk etini vermesi söylenmiştir. Yani aslında burada katil, maktulün para vermektense kendi etini kesip vermeyi tercih edeceğini göstererek, onun açgözlülüğünü de bir kez daha insanların önüne koymuştur.

Dördüncü günah olarak ise karşımıza Kibir çıkmaktadır. Belki de işlenen cinayetler arasında kendini en fazla belli eden de bu günahtır. Bunun nedeni ise katilin, genç ve güzel bir modelin burnunu kestikten sonra kadının eline iki şeyi yapıştırmasıdır. Bunlardan biri telefonken diğeri uyku ilaçlarının olduğu bir şişedir. Yani katil, kadına iki tane seçenek sunmuştur: Ya deforme bir şekilde ömür boyu yaşayacaktır ya da uyku ilaçlarını içerek ölecektir. Kadının kibri, kendini beğenmişliği ise o şekilde yaşamasına izin vermemiş ve kadın uyku ilaçlarını içerek intihar etmiştir. Kadın, güzelliğini kaybetmiş bir halde yaşamak yerine, ölmeyi yeğlemiştir.

Ölümcül günahları temsil eden bizzat katil tarafından işlenmiş son cinayette ise Şehvet ortaya çıkmıştır. Burada ise katil, bir adama (öldürülen hayat kadının müşterisi), özel olarak yaptırdığı ve cinayet aleti olarak kullandırdığı ucunda bıçak olan straponu giydirerek zorla bir hayat kadını ile bir genelevde cinsel ilişkiye sokturmuştur. Bunun neticesinde ise hayat kadını, paramparça olarak hayatını kaybetmiş, müşterisi ise yaptığı olay nedeni ile şoke girmiştir. Gerek öldürülme yönetimi, gerekse öldürüldüğü mekan değerlendirildiğinde bu cinayetin her detayı şehveti a’dan z’ye anlatmaktadır.

Filmde bu aşamaya kadar olan tüm cinayetler bizzat Kevin Spacey’nin canlandırdığı katil tarafından işlenmiştir. Bu aşamadan sonra ise film renk değiştirmiştir. Katil teslim olmadan önce, dedektif Mills’in evine gitmiş ve onun hamile eşi Tracy’e tecavüz edip, onun kafasını kesmiş ve bu kafayı da dedektifleri götüreceği gözden uzak bir adrese postalamıştır…

Gelelim altıncı günah olan Kıskançlık’a. Katilin planları tıkırında işleyip, dedektif Mills ve Somerset ile birlikte, Tracy’nin cansız kafasının teslime dileceği adrese vardıktan sonra, Somerset’in bu kargoyu almak için onları (katil ile Mills’i) yalnız bırakmasından sonra filmin kreşendosu başlar. “Keşke senin gibi bir hayatım olsaydı. Beni duyuyor musun dedektif? Sana ne kadar hayran olduğumu söylüyorum. Ve güzel karına… bu sabah evini ziyaret ettim, sen gittikten sonra. Koca rolünü oynamaya çalıştım. Basit bir adamın hayatını tatmak istedim. Pek işe yaramadı. Bende bir hatıra aldım. Onun güzel kafasını. Çünkü senin normal hayatını kıskanıyorum. Galiba kıskançlık da benim günahım.” Katil, bu itirafı ile kıskançlık günahının sembolünün de kendisi olduğunu itiraf eder ve şaheserini tamamlanması için (kalan son günah olan öfkeye bürünerek kendisini öldürmesi için) Mills’in gözünün içine bakar. Zira, kıskançlık da katilin ölümcül günahıdır ve bu günahı için ölümü hak etmektedir.

Somerset, katili öldürmemesi için her ne kadar Mills’i durdurmaya çalışsa da, gözü dönen Mills ilk önce katilin kafasına bir kurşun sıkar. Daha sonra ise öfkeyle beş kurşunu daha katilin cansız bedenine boşaltır. Her günah için bir kurşun! Böylece katilinde en başından beri planladığı gibi, dedektif Mills de kalan son günah olan öfkenin bir sembolü haline gelir. Böylece de katilin şaheseri tamamlanır, katil kazanır.

“İntikam ol David, öfke ol!”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here