Bu içeriğimde sizlere kafa karıştırıcı senaryosu nedeniyle sadece belirli bir kesime hitap eden kültleşmiş bir film önereceğim. Bunun için 2009 senesine gittim ve bana göre muhteşem bir filmi karşınıza getirdim. 12 yıllık bir aradan sonra tekrar yönetmen koltuğuna oturan Jaco Van Dormael’in en yüksek maliyetli filmlerinden biri olan, sicim teorisine göz kırpan, alternatif hayatların geçişleri başarı ile kurgulanmış, çekim tekniği, 70’li yıllar havası ve müzikleri ile son dakikasına kadar izleyiciyi kendine bağlayan ,filmin sizlere önerim olacak. Eğer film hakkında SPOILER öğrenmek istemiyorsanız her zaman ki gibi bu paragraftan sonrasını okumayınız. Filmi merak eden arkadaşlarımız için de hemen şuraya filmin fragmanını bırakıyorum.

Öncelikle sizlere birkaç uyarıda bulunmak istiyorum çünkü Mr. Nobody alıştığımız filmler gibi değil. Onu izlerken ilk başta sıkılabilirsiniz yahut film bitince “Ben ne izledim ya?” diyebilirsiniz. Zira filmin senaryosu biraz karışık ve ilk izleyişte anlaması zor. Lakin bu karışıklık aslında o kadar özenle yapılmış ve filmin konusu ile o kadar güzel bir sekans içinde ki, başka türlü olsa bu kadar sever miydik bu filmi bilemiyorum çünkü film kendi içinde dans ediyor. Lakin dediğim gibi herkese hitap etmiyor bu film, bir nevi kültleşmiş yani. Ayrıca filmin 2 saat 37 dakika olduğunu da dile getirmeliyim. O yüzden filmi izleyecekseniz bunun bilinci ile izlemenizi tavsiye ederim.

Filmin konusuna kısaca değinmek gerekirse, Nemo (Jared Leto’nun karekteri) isimli 9 yaşındaki bir çocuğun annesi ile babasının ayrılma anında, tren istasyonunda hangisi ile gitmek istediği ve yapacağı bu seçim sonucunda karşılaşabileceği alternatif yaşamları konu edinen bir film diyebilirim. Tren kalkmak üzeredir. Nemo, annesiyle birlikte mi gitmeli, yoksa babasıyla mı kalmalıdır? Bu karar, sonsuz sayıda olasılığı doğuracaktır ve beraberinde birçok gezegen, bazı ölümler ve sevilecek kadınlar olacaktır. Bu nedenle de sanki tek bir film değil de 3 veya 4 filmi bir arada izliyormuş hissi uyandırıyor insanda. Yani anlayacağınız tek bir filmde birden çok çeşitli konu bir arada işlenmiş.

Jared Leto’nun her zamanki gibi çok başarılı bir oyunculuk çıkardığını belirterek, hikayenin ana karakterlerinin 14 yaşındaki hallerini canlandıran Toby Regbo (Nemo) ve Juno Temple’ın (Anna) da oyunculuğuna değinmek istiyorum çünkü gerçekten muhteşem bir performans sergilemişler. Filmin müziklerine gelecek olursak, bence filmi başarılı kılan en önemli ayrıntılardan birisi kesinlikle müzikleri. Bu filmi yalnızca, sahnelerinin müzikleriyle olan müthiş uyumuna tanıklık etmenizi istediğim için bile sizlere önerebilirim. Film için özel olarak bestelenmiş birbirinden güzel parçanın yanı sıra, “efsane” diyebileceğimiz birkaç şarkıya da yer verilmiş.

Film pek çok açıdan insana yaşadığı hayatı ve yaptığı her seçimin ve eylemin sonucunu düşündürtüyor. Etki ve tepki. Vereceğimiz her kararın hayatımızda ne kadar büyük bir etki yaratabileceğini filmi izlerken bir kez daha anlıyoruz. O yüzden film bittiğinde insan, bugüne kadar yapmış olduğu en basit bir seçimin bile hayatının o andan sonraki kısmını nasıl geri dönüşü olmayan bir şekilde değiştirmiş olabileceğini düşünmeden edemiyor. Filmde dendiği gibi “Eğer patates püresi ile sosu karıştırırsan daha sonra ayıramazsın, sonsuza dek. Babanın sigarasından çıkan duman bir daha asla içine dönmez. Geri dönemeyiz. Seçmek, bu yüzden zordur. Doğru seçimi yapmanız gerekir. Hiçbir seçim yapmadığınız sürece, her şeyi mümkün kılarsınız.”

Film aslında bizlere seçim yapmanın zorluğunu da anlatıyor çünkü o seçimden bir daha asla dönmek mümkün olmayacaktır. Nemo, elindeki bozuk parayla tatlı satılan bir dükkanın vitrinine yanaşır ve iki tatlıdan hangisini alsam diye düşünmeye başlar. Elindeki parayla iki seçeneğe de hakimdir. Yapacağı seçimle sadece bir tanesine sahip olacaktır. O yüzden de, tüm o olasılıkları elinde bulundurmayı ister ve tercih yapmaz. Filmin en akılda kalan ve aslında filmi özetleyen sahnelerinden birisi de budur. “Seçmediğin sürece her şey mümkündür.” Kader anlayışı ile çatışması olanların acilen bu filmi izlemesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu filmi en ince ayrıntısına kadar inceleyen ayrı bir içeriğim olduğu için daha fazla sizlere filmden bahsetmeyeceğim, malum isterseniz diğer içeriğimden daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz. Bu nedenle yazımı noktalarken şunları da söylemek istiyorum: Filmde dram, romantizm ve bilimkurgu türleri muhteşem bir harman içinde. Duygu yüklü bir aşk sahnesinden kendinizi bir anda bilim-teknik belgeseli izlerken bulabiliyorsunuz. İşin ironik kısmı ise, Dormael; notaları o denli ahenkle dans ettirmiş ki “Ne alaka ya?” gibi bir tepki de verdirtmiyor bu film size. Donnie Darko’nun çözümleme zorluğu, Kelebek Etkisi’nin olasılık ve sonuç ilişkisi, bir de üzerine Deja Vu filminin efekt ve kurgusu eklenince ortaya bana göre muhteşem bir başyapıt çıkmış. İlk izlenişte kesinlikle anlaması, sentezlemesi zor olan film (ki o yüzden diğer içeriğime bakmalısınız), bittikten ve kendinizle baş başa kaldığınız andan sonra fark ettirmeden kendinizi sorgulamanıza  ve düşünmenize sebebiyet veriyor.

Yönetmenin kendi yorumuyla; “Herkesin karşılaşabileceği sonsuz olasılıklar hakkında, gerçekten de yüksek bütçeli deneysel bir film” dediği Mr. Nobody, yaptığımız en ufak tercihlerin bile hayatımıza nasıl yön verdiğini kapsamlı bir şekilde anlatmaya çalışırken, biraz da fantastik bir boyut katarak değişik bir açıdan bakmamızı hedeflemiş. Filmde geçen bir cümle de filme noktayı koyuyor aslında:

“Sonuç kötü de olsa, her şey olacağına varıyor.”

Eğer bu filmi izlemediyseniz, en yakın zamanda sakin kafayla izlemenizi öneririm.

Yazarın Notu: Suicide Squad filminde Jared Leto’nun Joker’inin kahkahasının asıl kaynağını merak edenler, bu filmi mutlaka izlemelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here