Bethesda’nın Elder Scrolls Serisi’nin beşinci oyunu olan Skyrim’in 2011 yılında Kasım ayında yayınlanması ile RPG türünde bir devrim oldu desem yeridir. Evet bu serinin diğer dört oyunu da muhteşemdi lakin heyecanlı konusugeniş dünya haritasıgüzel grafikleribinlerce interaktif karakteri ve milyonlarca görevi ile oyuncuyu bu diyardan alıp kendi evrenine götüren Skyrim, bence tarihe adını farklı bir şekilde yazdırmayı başardı. Şahsımın da bayılarak gecesini gündüzünü harcadığı bu oyun neden bu kadar seviliyor sizlere bunu anlatmak istiyorum. Böylece belki sizde oturduğunuz koltuktan kalkar ve kendinize bir iyilik yapıp Skyrim’i oynamaya karar verirsiniz.

Elder Scrolls serisi aslında her zaman RPG fanları arasında sevilip sayılan bir seriydi ve bunun nedeni hikayesinden ziyade dünyasının genişliği ve hayal bile edilemeyecek bir içeriğe sahip olmasıydı. Skyrim de tıpkı serisinin kendinden önceki oyunları gibi bu özelliklere sahip bir oyun ama bunlara ek olarak, kendisi muhteşem bir hikayeye sahip. Gerek hikayesi, gerek oynanışı gerekse sahip olduğu içerik Skyrim’i kesinlikle ziyarete değer bir evren ve ömür boyu hatırlanacak bir anı yapıyor.

Skyrim RPG türü oyunlar arasında tıpkı gökteki bir ejderha gibi göze çarpıyor. Bu oyunda zırh kuşanıp ejderhalarla yumruk yumruğa savaşabileceğiniz gibi maceranın sizi götürdüğü yönde de yelken açıp unutulmaz bir deneyime kapı aralayabilirsiniz. Önemsiz bir yan görev gibi gözüken anlık bir seçimle başlayan yollar, oyuncuya saatlerini harcatacak muhteşem hikayelere sahip görevlere dönüşüyor. Oyunun tüm sırlarını çözmek için gerçekten gecenizi gündüzünüze katmanız gerekiyor ve ben şahsi olarak size bunu derhal yapmanızı öneriyorum.

Öncelikle genel olarak biraz oyundan bahsetmek istiyorum.

Skyrim’in topraklarını keşfederken geçirdiğiniz akşamlardan asla pişman olmazsınız. Bunun garantisini veriyorum. Oyun bizi Tamriel’e geri döndürüyor ama bu sefer kuzey toprakları ve Nord ırkının ülkesi olan Skyrim’e götürüyor. Bu kuzey topraklarında, kar tanelerinden buz sarkıtlarına ve kuzey ışıklarına kadar kuzey bölgelerinde bulabileceğiniz her şeyi bulabiliyorsunuz. Ve bu muhteşem bir görsel şölen ama buna aşağıda değineceğim.

Oyunda seçebileceğiniz toplamda on ırk bulunmakta. Bu on ırka kısaca değinmek gerekirse;

– Skyrim’in yerel halkı olan Nord’lar,

– Cyrodiil’den gelen Imperial’lar,

– Hammerfell’in çöllerinde yaşayan Redguard’lar,

– High Rock’lı Breton’lar,

– Elsweyr’de yaşayan, gece görüşü olan, favori kedilerimiz Khajit’ler,

– Black Marsh’ın bataklıklarında su altında nefes alabilen Argonian’lar,

– High Rock ve Orsinium’da yaşayan sert mizaçlı Orsimer’ler (Orklar),

– Morrowind’de yaşayan, Skyrim’de dışlanan Dark Elf’ler (Dunmer),

– Valenwood’lu Wood Elf’leri (Bosmer) ve son olarak,

– Sumerset Adaları’nda huzur içinde yaşayan High Elf’ler (Altmer)

Lakin ırkların sayılı olmasına aldanmayın zira bu ırkları dilediğiniz gibi modifiye edebiliyorsunuz. Vücut şeklinden tutun da gözleri arasındaki boşluğa kadar. Bu da karakterimizi içselleştirmemize büyük olanak veriyor. Kendi istediğimiz ırktan, dilediğimiz dış görünüşe sahip karakteri yaratabiliyoruz.

Şahsen ben Skyrim’de Nord ırkına sahip çıkanlardanım. Zira oyunun geçtiği bölgenin ırkını oynamak bana daha çok zevk veriyor. Ama seçeceğiniz silah türüne veyahut oyun tarzına göre ırkınızı seçmeniz sizin için daha avantajlı olabilir. Zira ırkınızın türüne göre karakterinizin özellikleri de değişiyor. Örneğin sihirle daha içli dışlı olacaksanız size Altmer ırkını almanızı öneririm, yahut hırsızlık bazlı bir karakter istiyorsanız Khajit ırkını seçebilirsiniz.

Skyrim, açık dünya haritasına sahip demiştik. Bu oyunda toplamda Windhelm, Riften, Solitude, Winterhold, Falkreath, Markarth, Dawnstar, Whiterun ve Morthal olmak üzere dokuz ana şehir bulunmakta. Lakin bu şehirlerin sınırlarının içinde binler kasaba, tonlarca bina bulunmakta. Ve her birinde yaşayan milyonlarca interaktif karakter var. Bu da oyunun gerçekçiliğini büyük ölçüde arttırıyor.

Oynanışından bahsetmek gerekirse (ben bilgisayarda oynadım) gayet kolay ve hızlı öğrenilebilir olduğunu söyleyebilirim. Belki de sekiz tuşla tüm oyunu geçirebilirsiniz. Haritada yol bulmak için tek yapmanız gereken tepedeki oku takip etmek. O oku takip ettiğiniz takdirde varmak istediğiniz yere rahatlıkla varabiliyorsunuz. Ayrıca bir yeri keşfettikten sonra, o yere artık fast travel seçeneği ile de anında gidebiliyorsunuz ki bu da büyük bir kolaylık sağlıyor.

Neredeyse her oyunda olduğu gibi bu oyunda da hileler mevcut, kullanıp kullanmamak size kalmış. Kendinize güvenmiyorsanız veya oyun hızlı bitsin istiyorsanız, kullanabilirsiniz. Şahsen ben bunu pek önermiyorum zira oyunun tadı biraz da çabalamaktan çıkıyor.

Şimdi size biraz hikayeden bahsetmek istiyorum, uyarıyorum SPOILER vermek zorundayım, o yüzden tekrar söylüyorum oyunu oynamadıysanız kalkıp oynayın.

Hikaye klasik bir ‘seçilmiş kişi’nin yolunda biz oyuncuyu yürütüyor gibi gözüküyor ama aslında Skyrim’i ve onun içinde bulunduğu problemleri anlatan bir öyküye sahip. Oyunun ilk sahnesinden Skyrim’de bir iç savaş olduğunu hemen anlayabiliyoruz. Bir tarafta isyankar Stormclock’lar var, bunlar Skyrim’in Nord’lara ait olduğunu savunuyor ve bu nedenle İmparatorluğu devirmek istiyorlar. Diğer tarafta ise uzun yıllardır Skyrim’i yöneten Imperial’ler var ve bunlarda topraklarını ve mevkilerini korumak istiyorlar. Dolayısıyla ülke ikiye bölük bir halde. Bu iç savaşın içinde de bir anda uzun yıllardan sonra Skyrim’e geri dönen ejderhaların gizemi var. İşte biz oyuncu olarak burada devreye giriyoruz. Oyundaki ana amacımız bu ejderhaların gizemini çözmek. Dragonborn olarak adlandırılan kişinin kaderinde, ki oyundaki karakterimiz olur kendisi, ejderhaları yenmek var ama bu öyle kolay bir şey değil.

Ejderhaların ve iç savaşın yanında, sizleri farklı yollara götürebilecek guild’ler (loncalar) bulunuyor ve her bir loncanın kendine özgü bir görev örgüsü var. Örneğin Dark Brotherhood’a (Karanlık Kardeşlik) katılıp, sözleşmeler ile para karşılığı insanları öldürebilirsiniz ve bu yolda yükselerek kendinizi İmparator’u öldürürken de bulabilirsiniz. Yahut Companion’lara (Yoldaşlar) katılıp bir kurt adama dönüşüp insanlara terör saçabilirsiniz. Bunlar gibi daha onlarca görev örgüsü hiç bitmeyen ve her biri farklı bir kapıya açılan guild’lar mevcut.

Ayrıca, belki on dakikada bitirilebilecek ama size farklı bir özellik katacak görevler de mevcut. Bunlar ilk bakışta belki zamanınızı ayırmaya değmeyecek gibi gözükebilir lakin oyunda vakit kaybı olarak benim gördüğüm hiçbir şey yok! Kesinlikle önünüze çıkan her görevi değerlendirmenizi öneririm.

Oyunu oynarken bir Lara Croft olup bilmeceleri çözebileceğiniz gibi korkusuz bir savaşçı da olup ejderhalarla savaşıp, masumları da kurtarabilirsiniz. Görev skalası gerçekten çok geniş. Keza düşman türleri öyle. Ejderhalar, troller, mamutlar, vampirler, iskeletler, deadra olarak adlandırılan varlıkların takipçileri gibi fazlaca sayıda düşman bulunmakta oyunda.

Ayrıca oyunda üç adet DLC (eklenti paketi) mevcut. Dragonborn, Dawnguard ve Hearthfire. Bu eklentilerle hikayeyi genişletebilir, yeni görevler edinebilirsiniz. Örneğin Dawnguard ile oyuna vampirler ve onlarla ilgili yeni görevler ekleniyor, Hearthfire ile kendi evinizi inşa edip bu evrenin içinde daha da kaybolabiliyorsunuz, Dragonborn ile karakteriniz hakkında yeni bir hikayeye başlayabiliyorsunuz.

Silah olaraksa gerçekten herkese hitap edebilecek seçenekler mevcut. İki elinizle kullanabileceğiniz kılıçlar (great sword), hançerler, kalkanlar, ok ve yay seçenekleri, asalar ile büyüler… Bunlardan ok/yay ve great sword hariç hepsini istediğiniz gibi kombine edebilirsiniz. Örneğin sağ elinizle ateş büyüsünü kullanıp, sol elinizle hançer kuşanabilirsiniz. Gerçekten çok çeşitli malzemeden silahlar var ve her birinin damage vurma oranı diğerlerinden farklı. Yani sadece göze güzel geldiği için değil bu çeşitlilik, oyuna etki eden bir mantığı da var.

Zırh ve giysi olarak da aynı çeşitliliğe sahip Skyrim. Heavy Armor denen ağır zırhlardan tutun da deriden yapılan hafif zırhlara kadar bir sürü seçenek mevut. Zırh kuşanmak istemiyorsanız büyücü cübbelerini deneyebilirsiniz. Ya da hiç bunları düşünmeden bir köylü gibi de giyinebilirsiniz. Silahlarda olduğu gibi, giydiğiniz kıyafet sadece dış görünüşe etki etmiyor. Her birinin farklı özellikleri var. Örneğin sessiz hareket etmek istiyorsanız deriden yapılma bir kıyafet giymeniz sizin yararınıza olacaktır. Oyunda bazı zırhları sadece belirli görevleri bitirince elde edebiliyorsunuz. Buna örnek olaraksa guild’ların kullandığı takım zırhlarını verebilirim. Guild’lara katılmanız için bile yeterli bir sebep bu bence.

Ayrıca silahlarınızın ve kıyafetlerinizin dayanıklılığını geliştirebilmenize olanak sağlıyor Skyrim. Demir ocaklarında, topladığınız madenler ile zırhlarınızı dövebilir, onları upgrade’leyebilirsiniz. Aynı şekilde silahlarınızı da geliştirebilirsiniz. Buna ek olarak yine kıyafetlerinizle silahlarınızı büyüleyebilirsiniz. Çok çeşitli büyülerin var olduğunu size söyleyebilirim. Örneğin silahınızı zehirleyebilirsiniz, böylece düşmanınızdan daha çok can götürebilirsiniz veyahut eldiveninizi büyüleyip hırsızlık yapmanızı kolaylaştırabilirsiniz.

Anlayacağınız karakterinizi çok farklı kombinasyonlarda yaratabilir, oynayabilirsiniz. İşte Skyrim’i müthiş yapan da budur! Hikayesine ek olarak, biz oyuncuya hayalimizdeki kişi olma imkanını büyük bir çerçeve ile veriyor Skyrim.

Gelelim grafiklere. Oyunda gerçekten bir çiçeğin yapraklarına kadar en ufak detaylar bile görülebilir. Oyunda bazen sadece yüksek bir dağa çıkıp saatlerce Skyrim’in manzarasına bakmak isterken bulabilirsiniz kendinizi. Zaten müthiş olan grafikleri daha da gerçekçi yapmak için size modları indirmenizi öneririm. Gerçekten oyunu daha da muhteşem hale getiren modlar mevcut (örneğin kan efektini geliştiren bir mod var). Bunları size ayrı bir içerikle vereceğim. Böylece siz de oyunun grafiklerini büyük ölçü de geliştirip, oyuna çok daha gerçekçi bir hal verebilirsiniz. Her halükarda, Skyrim sizi içine çekecektir, bunun garantisini veririm.

Toplamak gerekirse, Skyrim benim için gelmiş geçmiş en iyi RPG’lerden biridir. Bunun nedenini sizlere uzunca anlatmaya çalıştım. Tekrar özetlemem gerekirse; öyle bir dünya düşünün ki, kendinizi oraya ait hissettiriyor, gerçekten de, sanki o dünyanın topraklarında yürüyor hissini veriyor. Tıpkı Yüzüklerin Efendisi gibi. Bu arada yeri gelmişken şuna da hızlıca değinmek isterim ki, tıpkı Yüzüklerin Efendisi gibi Skyrim’inde oyun içinde fazlaca duyabildiğimiz kendine özgü bir lisanı var.

Umarım birkaçınız Skyrim’e bir şans verir. Pişman olmayacağınızın garantisini veriyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here