Resim sanatı insanlık tarihinin en eski sanatıdır. Henüz dil yokken ilk insanlar çizerek anlaşmış ve günümüze kadar bu alışkanlıklarını hiç kaybetmemişlerdir. Çevredeki cisimler, tıp dalında anatomiler, mühendislik planları derken çizmek sanata evrilmiştir. Rönesans öncesinden bu yana bir çok sanat eseri yapılmıştır ve belki de çok azı günümüze aktarılabilmiştir. Üstelik günümüzde bu sanat eserlerini bir sergiye/müzeye gitmedikçe veya sanat dergileri okumadıkça inceleme şansı bulamıyoruz. Bir seri olarak yapmayı hedeflediğim bu içeriklerde, sizlere eski tabloları inceleme fırsatı sunmayı hedefliyorum.

Jan van Eyck – Beşaret (1434)

Jan van Eyck’in Beşaret‘inin bir triptikin sol iç kanadı olduğu düşünülür, 1817’den beri diğer kanatları görülmemiştir. Beşaret, ikonografisi hala sanat tarihçileri tarafından tartışılan oldukça karmaşık bir eserdir.

Resim, Başmelek Cebrail‘in Meryem Ana‘ya, Tanrı’nın oğlunu taşıyacağını haber verişini tasvir eder. Resimdeki kişilerin sözleri yer alır: Cebrail, “AVE GRA. Plena”(Selam olsun, kayraya kavuşan) der. Meryem de mütevazı bir şekilde geri çekilip cevap verir: “ECCE ANCILLA DNI”(İşte Rab’bin hizmetkarı). Kelimeler baş aşağı görünü çünkü Tanrı’dan gelmektedirler ve Tanrı’nın bakış açısıyla yazılmışlardır. Kutsal Ruh’un yedi armağanı, üst pencereden sola doğru yedi ışık huzmesi olarak iner ve güvercin aynı yolu takip ederek Kutsal Ruh’u simgeler. Bu, Tanrı’nın kurtuluş planının harekete geçirildiği andır. Mesih’in insan enkarnasyonu ile eski “yasa” dönemi yeni bir “lütuf” dönemine dönüşür.

Claude Monet – Nilüfer Göleti (1899)

Monet, 1883 yılında hayatının sonuna kadar yaşadığı Giverny’e taşındı. Orada, arazisinin bahçesinde “su bitkileri yetiştirmek amacıyla” bir su bahçesi yarattı ve üzerine de Japon tarzında kemerli bir köprü inşa etti. 1899’da, bahçe olgunluğa eriştiğinde, ressam farklı ışık koşulları altında aynı motifin 17 farklı görüntüsünü resmetti. Bereketli yeşilliklerle çevrili köprü; göletin kendisinden, sazlıkların ve söğüt yapraklarının sanatsal aranjmanı arasında görülür.

Bir mektupta Monet, Nilüferleri eğlence için nasıl diktiğini anlatır; onları resmetmeyi hiç amaçlamamıştı, ancak kendi kendilerine açmaya başladıkları andan itibaren neredeyse onun tek ilham kaynağı haline geldiler. Şöyle yazar: “Aniden göletimin büyülendiğini gördüm… İşte o zamandan beri başka bir modelim yok.”

Giovanna Garzoni- Kuşlar ve Meyveler ile Ölü Doğa (17. yüzyıl)

Giovanna Garzoni 1600’lerde İtalya’da öne çıkan az sayıdaki kadın sanatçıdan biriydi. Bilimsel doğruluğu hassas sanatkarlıkla birleştirilen, parşömen üzeri doğal natürmortlarıyla ün kazandı. Burada toprak tonlu zeminde meyve dallarında üç küçük saka kuşu ve daha büyük arıkuşu görüyoruz. Saka kuşları iki erik, bir şeftali ve bir armut sallandıran dalda oturuyorlar. sol ön planda sarı bir ayva ve mor bir incir  görünüyor. Garzoni’nin doğal dünya hakkındaki kendine has saf yorumları evlerini süsleme amaçlı Medici Ailesi gibi aristokratların zevklerine uygun.

Giovanni Boldini – Karşıya Geçmek (1873-75)

Boldini’nin kalabalık cadde manzarası. Paris’in hızlı şehir hayatını yakalıyor. Tüm figürler farklı yönlerde acele ederken zarif giyinmiş -ve eşlik edilmeyen- bir kadın at arabasındaki bir adamın dikkatini çekerek parke taşlı yoldan karşıya geçiyor. Telaşı sırasında eteğini kaldırıyor ve çekiciliğini arttıran iç eteği ortaya çıkıyor. Resim iki kez tarihlendirilmiş, belki de ressamın resmi bitirdiği tarih ve bir de iki yıl sonra tekrar gözden geçirdiği tarih gösteriliyor.

Ilya Repin – Anton Rubinstein’in Portresi (1887)

Rus Sanatının bu muhteşem örneği, 9 Mart 2020’ye kadar Rus Devlet Müzesi’ndeki Ilya Repin sergisinde görülebilir. Sanatçının 175. doğum gününe özel gösterimde. Petersburg’daysanız kaçırmayın!

Repin şaheserleri içinde kompozisyonu en dinamik olanlardan bir tanesi: Amerika’da ve Batı Avrupa’da konser vermiş olan St. Petersburg Konservatuarı kurucu ve yöneticisi, üstün piyanist ve besteci Anton Rubinstein’ın portresi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here