“Together we stand, divided we fall”

 – Hey You

Yazımın ikinci bölümüne hoş geldiniz. İlk bölümü okumak ve hatırlamak için buraya tıklamanız yeterli. Hazırsanız, devam edelim

Mother

Pink büyüyor, duvar büyüyor. Şarkı boyunca, Pink’in çaresizce annesine sorular sorduğunu ve ondan yardım istediğini duyuyoruz. “Anne, bombayı bırakacaklarını düşünüyor musun?” diye soruyor Pink, babası için endişelendiği için. “Anne, şarkımı beğeneceklerini düşünüyor musun?” diye soruyor, güvence alabilmek için. “Anne, cesaretimi kırmaya çalışacaklar mı?” diye soruyor çünkü henüz duvar, onu korumak için yeterince sağlam değil ve bu, Pink’i korkutuyor. Bu korkuyla soruyor Pink; “Sence duvarı örmeli miyim anne?“. Şarkı boyunca çaresizce sorular soran Pink’i, annesi, paranoya ile besliyor ve onu koruduğunu söylüyor. Annesine göre belki de korkular ve paranoya, güçlü bir savunma mekanizması. Susturuyor annesi Pink’in ağlamalarını, sarılıyor ona, bütün kokularıyla besliyor onu. Annesi, örüyor duvarı Pink’in etrafına. Artık bütün sevgililerini kontrol edecek annesi Pink’in, kirli kimsenin girmesine izin vermeyecek, nerede olduğunu her zaman bilecek, temiz ve sağlıklı olduğundan her daim emin olacak. Pink, annesinin gözünde her zaman bir bebek olacak. Pink duvara girinceye dek bekleyecek fakat bu kadar yüksek olmasına gerek var mıydı?

Goodbye Blue Sky

Bak anne, gökyüzünde bir uçak var!”. Korkmuş olanları duydun mu diye soruyor Pink, kesin olarak bir yorum yapamayacağım bir şarkı olmasıyla birlikte, şunu söyleyebilirim ki burada savaşta kaybettiği babası ve sonrasında Pink’in gökyüzünün bir daha hiç bir zaman mavi olmadığından bahsediliyor olma olasılığı büyük. Savaşlar her zaman, sanki insanlara daha iyi dünyalar sunmak için yapılıyormuşcasına propagandalarla birlikte gelir. Burada da Pink, daha iyi bir dünya gelecekse neden saklanmaları gerektiğini sorguluyor. Tabi ki savaş Pink’e daha iyi bir hayat değil, ömrü boyunca onu takip edecek karanlık bir gökyüzü bırakıyor. Düşen bombaları duydun mu diye soruyor Pink, babasını öldüren bombaları anımsarken. “Ateşler söneli çok oldu fakat acı hala devam ediyor” derken, savaş bittiği halde babasız bir hayatın vereceği acının her zaman yanında olacağından bahsediyor. Vazgeçiyor ve elveda diyor temiz ve masmavi gökyüzüne.

Empty Spaces

Duvar, neredeyse tamamlanmak üzere, Pink, duygularından tamamen arınmak üzere ve duvarı nasıl doldurması gerektiğini soruyor. Duvardaki delikleri nelerle doldurması gerektiğini sorguluyor. “Birisiyle” konuştuğu boşlukları kapatmanın bir yolunu arıyor. Hala duvarın büyük bir koruma olduğuna inandığı için tek çaresinin duvarı tamamlamak olduğuna inanıyor.

Young Lust

Bu şarkıda, Pink artık Rock’n Roll hayatının içine girmiş olduğu çağlarında, Amerika’da, karısına ulaşmaya çalıştığında telefonu bir adamı açmasıyla birlikte, karısının onu aldattığını öğrenen Pink, yeni geldiği bu şehirde duygusal bir şeyler hissetmeden sadece intikam ve kafa dağıtmak için birlikte olabileceği “kirli bir kadın” arayışına giriyor. Burada Pink, duvarı aşmadan bir ilişkiye girmeye çalışıyor aslında. Duygular olmadan, sadece bedensel bir şeyler yaşamanın belki de ona yetebileceğini düşünüyor. Böyle bir davranışı düşünüyor olması bile ona biraz daha enerji veriyor ki bunu aslında, şarkıyı David Gilmore’un söylemesinden kaynaklanan daha enerjik sese de borçluyuz.

One Of My Turns

Evet, Pink aradığı “kirli kadını” buluyor fakat hiç de beklediği gibi bir sonuç çıkmıyor ve duvarı yıkmadan bir şeyler hissedemeyeceğini fark ediyor. Fakat duvar onu güvende tutuyor, duvarı yıkamaz. Otel odasına getirdiği kadın sorular sorarken, Pink, karısının yaptığı şeyi düşünüyor ve patlama noktasına gittikçe yaklaşıyor. Gün geçtikçe, aşkın soluklaştığını, her gece, her şey düzgünmüşcesine davranmaktan bıktığını ve artık hiçbir şeyden zevk almadığını fark ediyor ve bir anda sinirine yenik düşerek, otel odasına attığı kadını karısı yerine koyarak “çantadaki balta” diye hitap ettiği gitarını çıkarıp etrafı dağıtmaya başlıyor. Düşüncelerinde boğulurken, kadının sorduğu düşüncesizce soruların her birine öfkeyle karışık, sarkastik bir tonla cevaplar vermeye başlıyor Pink. “Televizyon izlemek ister misin?” diye bağırıyor öncesinde ne izlediğini soran kadına, “ya da yatağa girmeyi?” diyor, flörtöz bir şekilde banyo yapmak isteyip istemediğini soran kadına, “sessiz duruşumu düşünmek ister misin?” diye bağırıyor ne düşündüğünü soran kadına, “bir şeyler yemek ister misin?“, “uçmak ister misin?“, “denediğimi görmek ister misin?“. Pink’in öfke nöbetinden korkup kaçan kadının arkasından ise yine her şeyi mahfettiğini anlıyor ve ona neden kaçtığını soruyor. Her şeye sahipmiş gibi gözüküyor dışarıdan bakıldığında Pink. Sonuçta o ünlü birisi ve bir çok insanın en büyük hayali budur değil mi? Fakat Pink aslında istediği tek şeye, sevgiye, sahip olmadığı için, hiçbir şeye sahip değilmiş gibi hissetmekten kendisini alıkoyamıyor.

Don’t Leave Me Now

Yalnızlığı yüzünden kendisini iyice depresyona sürüklemeye başlıyor, çaresizce karısına yalvarıyor kafasının içinde Pink. Suçlu olduğunu bildiği halde ona, onu neden terk ettiğini soruyor. Ona nasıl bu şekilde davranabildiğini soruyor. Sözlerinde açıkça gördüğümüz üzere, karısına kötü davrandığının farkında olduğu halde terk ettiği için suçlu kişi karısıymış gibi düşünüyor. Bu düşüncesi sayesinde ise karısının duvara tuğlalar eklemesine yardımcı oluyor.

Another Brick In The Wall, PT. 3

Duvar artık tamamlandı, hiçbir şeye ihtiyacı yok Pink’in. Ne onu yatıştıracak ilaçlara ne de onu sarmalayacak kollara. Ne de olsa onların hepsi sadece duvarda birer tuğlaydı. Pink’in artık tuğlalara ihtiyacı yok. Pink’in artık hiçbir şeye ihtiyacı yok. Paranoyası, aşırı korumacı annesinin beslediği korkular, öğretmenlerinin cesaret kırıcı aşağılamaları, materyal düşkünü hayranlarının hayvani çığlıkları, karısının yalan aşkı koruyor onu artık. Kendisini öylesine izole ediyor ki kurduğu bu duvara Pink, dışarıdan gelecek şeyin iyi veya kötü olduğu fark etmeksizin onu elinin tersiyle itiyor.

Goodbye Cruel World

Elveda zalim dünya” diyerek tabi ki intihardan bahsetmiyor Pink, duvarının tamamlandığını dünyaya duyuruyor. Fakat daha burada bile düşündüğümüzde Pink’in bu sözlerinin aslında bir yardım çığlığı olduğu fikrini çıkarabiliriz. Gerçekten bir şey istemiyorsa, neden dünyaya bunu duyurma ihtiyacı duyuyor ki? Daha duvar tamamlandığı andan itibaren aslında pişmanlık hissediyor gibi Pink, kimsenin onu buradan çıkaramayacağını, dışarıya bağırarak sanki onlardan bunu denemelerini istiyormuş gibi.

Hey You

Duvarın tamamlanmasının hemen ardından, beynini, içinde kurduğu bu duvara ve bedenini, otel odasına kilitli bulan Pink, yardım aramaya başlıyor. Kulağını duvara dayayıp, birilerini duymayı umuyor. Deneyen birilerinin olduğunu duymak istiyor. Yıllarca, duygulardan arınmak ve kendini korumak için kurduğu bu duvarı birisinin, ona bir şeyler hissederek yıkmasını istiyor. Hayatı boyunca sakındığı şey için yalvarıyor, duygular için. Duvarı örebilmek için ittiği insanlara dönüp, onlardan, bu yükü taşınmasında yardım etmelerini istiyor. Savaşmadan pes etmemelerini istiyor. Telefonun diğer tarafında çıplak yatan, onu aldatan, karısından yardım istiyor. Ona “kalbini aç, eve geliyorum.” diyor fakat sonradan fark ediyor ki, her şey için çok geç kaldı, duvar artık çok uzun. Ne kadar denerse denesin çıkamayacak. “Sakın bana hiç umut yok deme!” diye bağırsa da kendini korumak için kurduğu bu paranoya duvarının içinde, korunmak istediği duygularıyla birlikte hapsoldu ve ona yardım edebilecek herkesi çoktan dışarıya itti. Geç oluyor fakat fark ediyor ki, çoktan dışarıya itti. Geç oluyor fakat fark ediyor ki, onu güçlü kılabilecek şey bir duvar değil, birlikte olmaktı. Çünkü birlikteyken ayakta kalır, ayrıyken düşeriz.

5 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here