Türk klasiklerini okumanın tadı ve bize kattığı deneyimler bambaşkadır.

Klasikler arasından farklı bir keyif alarak okuduğum bir roman da Yaşar Kemal’in Çakırcalı Efe romanı. Biyografik ve tarihi roman kategorisine alabileceğimiz eser 1972 yılında yayımlanmış. Yaşar Kemal, Çakırcalı Efe’nin ilginç yaşam öyküsünü Albay Rüştü Kobaş’tan ve onun yaşamına tanıklık eden diğer kişilerden dinliyor ve düzenlemeleri yaparak tüm objektifliğiyle kitabı yayımlıyor. Kitap, daha az betimleme içermesi ile Yaşar Kemal’in diğer eserlerinden ayrılıyor.

Kitabı okuduktan sonra biyografik romanlara olan ön yargım eridi bitti.

Çakırcalı Mehmed Efe’nin öyküsü babası Çakırcalı Ahmed Efe’nin Osmanlı, tarafından kandırılıp öldürülmesi ile başlıyor. Geleneğe göre “Göl yerinde su eksik olmaz. Yiğit yatağı boş kalmaz.” Çakırcalı da babası gibi bir efe olmalıdır. Çakırcalı hiç istemese de dağlara çıkıp eşkıya oluyor. 15 yıldan fazla bir süre Osmanlıya baş kaldırıyor, zenginden alıp fakir fukaraya dağıtıyor; yol, köprü yapıyor, Osmanlı’nın içinde ikinci bir hükümet işlevi görüyordu.

“Dövüşü, kavgası olan, zulüm gören, yoksulluğa düşen, kız kaçıran hükümete değil Çakırcalı’ya geliyordu. Çakırcalı bir mahkeme, Çakırcalı bir maliye, Çakırcalı bir ilaçtı.”

Hal böyle olunca Çakırcalı Efe Osmanlı halkının kahramanı olmuştu. O zamanlar ünü yalnız Anadolu’ya değil tüm Dünya’ya yayılmıştı. Hayatı boyunca 1080’den fazla insan öldürdüğü biliniyor. Halk Çakırcalı’yı seviyor evet fakat Çakırcalı Osmanlı için püsküllü bela. Onu öldürmek için en kuvvetli ordular gönderiyor, en güvendiği adamlarını görevlendiriyor ama nafile. Çakırcalı’nın gücüne yetişemiyor.

17. Alay Çakırcalı Mehmed Efe takibinde Nisan 1911

Çakırcalı, eşkıya olmayı hiç istemiyor. 3 kez af kararı alıp dağlardan inse de, yine bir şekilde dağlara çıkmaya mecbur kalıyor.  Efe, yiğit bir düşmanını öldürdüğünde gözyaşı bile döküyor, daima fakirin yanında durup, haksızlığa baş kaldırıyor. Yiğitliği ve mertliği ile peşine düşen paşaların bile saygısını ve hayranlığını kazanıyor. Bu denli ilginç bir karakter kitaba konuk edilince, sayfaları hızlı hızlı çevirerek okudum. Osmanlı’nın son dönemlerini anlamak ve efelik kültürü hakkında bilgi edinmek için okunacak mükemmel bir kitap. Ölümünün ardından 119 yıl geçmiş. Kimisine göre bir halk kahramanı, kimisine göre bir eşkıya. Kitap hakkında ne düşünüyorlar diye araştırma yaptığımda bu konu hakkında şöyle bir yorumla karşılaştım.  “Ben inanıyorum ki Çakırcalı öldürülmeseydi Kurtuluş mücadelemizde en az Egenin diğer efeleri kadar milli mücadeleye destek olur, Kuva-yı Milliye’nin öncüleri arasında yer alırdı.”

Çakırcalı Efe, bize doğru ve yanlışın bir arada olabileceğini gösteren büyük bir insan.

Çakırcalı, yıllar yılı süren başarısızlığın ardından Albay Rüştü Kobaş ve komutası  tarafından öldürülüyor. Kitapta bu bölümler “Çakırcalı’yı Biz Öldürdük” adı altında geçiyor. Hem de Albay Rüştü Kobaş’ın ağzından. Bize ise ardından onu anlatan eserler ve yakılan ağıtlar kalıyor:

“Ödemiş kavakları
Dökülür yaprakları
Bize derler çakıcı
Yar fidan boylum
Yakarız konakları”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here