Kullanılan dil ve anlatım şekli itibariyle edebiyatta bir devrim olarak kabul edilen ve modern edebiyatın belki de en iyi örneklerinden biri olan Oğuz Atay’ın çağımız insanının dramını çok çarpıcı bir biçimde sergilediği ilk romanı “Tutunamayanlar” bizce kütüphanenizde mutlaka bulunması gereken kitaplardan birisidir. Lakin uzunluğu genelde okuyucuyu tehdit ettiği içinse pek okunmaz. Bugün sizlere biraz kitaptan bahsederek ve bu kitaptan altını çizdiğimiz satırları paylaşarak, size bu kitabı okumanız için sebep vermeye çalışacağız. Umarım bu içerik sonunda, en azından bir kişi bu romanı okumaya karar verir.

Öncelikle size romanın kısa bir özetini vermek istiyoruz: Romanda, herkesin “tutunan” olmak istediği bir ülkede ‘tutunamayanlığı’ seçen Selim’in intihar ettiğini öğrenen Turgut’un, ihmal ettiğini düşündüğü arkadaşı Selim’i, onun arkadaşları aracılığı ile tanıma çabasını ve geçmişin izini sürüşünü görüyoruz. Herkese farklı bir yönünü gösteren Selim’in okuyucunun gözünde netlik kazanması yani Selim’in aydınlatılması ve yapbozun parçalarının yerine oturması, ancak Turgut’un insanlarla konuşması sonucunda oluyor. Sonunda anlıyoruz ki Selim, düşünen ve sorgulayan bir insanın sembolüymüş ve bu nedenle de ‘tutunamayıp’ intihar etmiş. Yani kısaca roman, hangi düşünceye tutunmaya çalışırsa onun anlamsızlığının farkına varan bir aydınının kendisiyle girdiği acımasız savaşı kaybederek, intihara sürüklenişini anlatmaktadır diyebiliriz. Anlayacağınız Tutunamayanlar, hakikaten de hayata tutunamayan, gidişatı kabul etmeyen bireyin, inkarın ve isyanın bir tasviridir.

Peki, ‘Tutunamayan’ insan kime denir? TDK’da tutunmak kelimesinin anlamlarından birisi de ‘Kendini kabul ettirmek, kendine bir yer sağlamak’tır. Buradan yola çıkarak kendini kabul ettiren, kendine bir yer sağlayabilen kişiye de ‘tutunan’ denebilir. Bu mantıkla, bunları başaramayan kişiye de ‘tutunamayan’ denir.

Tutunamayanlar’dan birçok şey bekleyebilirsiniz, peki ne beklememelisiniz? Romanının en önemli biçim özelliği atektonik bir yapıya sahip oluşudur. Tutunamayanlar romanının atektonik yapısı, geleneksel romanın temel yapısı olan olay-zaman-mekan zincirini kırar. Bu nedenle de, konuyu ikinci plana iterek, karakterlerinin iç dünya serüvenlerini aktarır. Bu nedenle de romanda olay akışı yok denecek kadar azdır. Roman kişinin iç dünyasını ön plana çıkarır, dış yaşantılar önem taşımaz. Bir nevi ruhsal çözümleme romanıdır. Ayrıca bu romanı biraz karışık bulabilirsiniz, ki bu da son derece normaldir. Zira, geleneksel kronolojik öykü anlatımı, montaj/kolaj kalıplarıyla delinerek, metin içindeki öykülerin iç içe girmesi sağlanmıştır. Yani Turgut’un öyküsü ile Selim’in öyküsü birleşiktir. Kitabın “zorluğu” da buradan geliyor aslında: Kurmaca içinde kurmaca, diyalog içinde diyalog… O yüzden okurken belki birazcık zorlanabilirsiniz. Lakin bu zorluğa değeceğini garanti ederiz.

Pakize Kutlu’nun Oğuz Atay‘la yapmış olduğu, 30 Eylül 1972 yılında Yeni Ortam’da yayımlanan röportajda, ‘Tutunamayanlar ile neyi vermek istediniz?’ sorusunun üzerine, Oğuz Atay şu cevabı vermiştir: “Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm.” Bizce de, toplumdan biraz farklı olan, düşünen ve sorgulayan bu nedenle de iyice ötekileşen, toplum sürüsünün aksine tutunmayı seçmeyen bir insanı ve ne yaparsa yapsın tutunamayan bir insanı muhteşem bir ustalıkla anlatabilmiş Oğuz Atay. Bakalım sizler de, bu romanı okuyunca bizimle aynı kanaatte olacak mısınız?

Eğer sizler de toplum tarafından kalıplara uymadığı için beğenilmeyip dışlanan, alay edilen, ötekileştiren, suçlanan ve hatta bu nedenle kendini suçlayan, bunların neticesinde de tutunamayan bu insanların (ki Oğuz Atay bu insanlara Disconnectus Erectus der.) hayatını ve düşüncelerini öğrenmek istiyorsanız, bu kitabı okumanızı şiddetle öneririz. Satırlarımızı burada noktalarken, sizleri Tutunamayanlar’dan birbirinden güzel alıntılar ile baş başa bırakıyoruz. Zira her cümlesi, her kelimesi ayrı ayrı güzel olan ve insanı derinden etkileyen, kalbine daha bir oturan bazı cümleler var bu kitapta.

1. Dünyada büyük ve güzel şeyler de var demişti bir gün. O sırada ben ne yapıyordum? Hiç bir güzelliğin içime girmesine izin vermiyordum.

2. Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim,’ dedi: ‘Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.’

3. İnsan, hareketlerine engel olabilirdi; fakat düşüncelerini nasıl durdurabilirdi?

4. Bir anlam aramamalı. Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur.

5. Unutulmalısın. Unutulan herkesin hatırlanması için ne kadar zaman geçiyorsa, o kadar zaman geçirmelisin mezarda. Orada bile acele etmemelisin. Senden önce ölüp, senden önce unutulanlar ve daha hatırlanmayanlar var. Dur bakalım, dur hele. Sıranı bekle.

6. Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.

7. Beni tanıdığı zaman bir yolun sonuna gelmişti. Yorulmuştu. Artık ne deseler yapacaktı. ‘Yaşamamaktan yoruldum,’ diyordu.

8. Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz.

9. Beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa olan alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadan tasımı tarağımı topladım geldim neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan Sudan çıkmış balığa dönerim…

10. Alışkanlıktan başka bir şey bilmedikleri için, sizin de yokluğunuza alışacaklardır.

11. Yaşamak aynı zamanda yaşamış olduklarını hatırlamak demektir hatırladıkça bunalıyorum.

12. Bu duruma nasıl geldim? Neden bana yaşamasını öğretmediler? Neden bana, bizden bu kadar gerisini sen bulup çıkaracaksın dedikleri zaman isyan etmedim? Hayata atılmak gibi bir çılgınlığı nasıl yaptım? İnsanların dünyasına atılmayı nasıl göze aldım? Ben insan değildim ki. Yaşamadığım bir hayatın içine nasıl atıldım? Beni nasıl gürültüye getirip de bu soğuk bakışlı mimar gibi insanların karşısına çıkardılar? Onlar da bilemezdi; görünüşümle insanlara benziyordum. Denemelerden geçmiştim. Onları aldatmayı başardım. Sonumu kendim hazırladım. Her an ne yapacağımı söyleyemezlerdi bana. Beni aldattılar; gene de suçluyum. İnsanların en verimli olduğu çağda tükendim. Her anı, ne yapmam gerektiğini düşünerek geçirdiğim için çabuk yoruldum. Bana müsaade.

13. Montaigne, kötü davranışlardan, istemediğiniz için kaçının, diyor: beceremediğiniz için değil. Beni ne güzel açıklıyor. Ben de diyorum ki: Sayın Montaigne ve sizin gibiler! Canınız cehenneme! Sizin haklı olup olmamanız bana hiç bir şey kazandırmıyor. Köşemde kıvrılıp ölüyorum işte.

14. Kimsenin yaşantısını beğenmedim: kendime uygun bir yaşantı da bulamadım.

15. Hürriyetin öğretilebileceğini sanmıyoruz.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here