“ Her türlü zorlayıcı koşuldan muaf olarak büyüdüm. Acı çektiğim şeylerden biri de hiçbir zaman güç koşulları hissetmemiş olmak ve gerçek dışı gelen bir ortamda yetişmiş olmaktı.”

“Ailemin serveti bana hep bir kusur gibi göründü, bundan utandım. Hayatım Transilvanya civarında garip bir Avrupa ülkesinin film setini andıran ortamındaki yapayalnız bir prensesinkini andırıyordu.”

“Her türlü zorlayıcı koşuldan muaf olarak büyüdüm. Acı çektiğim şeylerden biri de hiçbir zaman güç koşulları hissetmemiş olmak ve gerçek dışı gelen bir ortamda yetişmiş olmaktı.”

“Ailemin serveti bana hep bir kusur gibi göründü, bundan utandım. Hayatım Transilvanya civarında garip bir Avrupa ülkesinin film setini andıran ortamındaki yapayalnız bir prensesinkini andırıyordu.”

-Diane ARBUS

Ucube fotoğrafçısı olarak bilinen Diane Arbus’un hayatını ve eserlerini ele aldığım bu yazıda farklı insanlara doğru yaklaşımın ne gibi güzel şeyler ortaya koyduğunu gözler önüne sereceğim. İyi okumalar.

Varlıklı bir ailede büyümek karmaşık bir durumdu. Diane’nin mesafeli ailesi, sürekli çalışan babası ve bunalımda olan annesi ona olduğundan daha az sevildiği hissini veriyordu. 13 yaşındayken babasının dükkanında çalışan Allan Arbus ile tanışan Diane, 18 yaşında evlenerek kocası ile birlikte moda fotoğrafçılığı yapmıştır. Diane’in sanat yönetmenliği ve Allan’ın kadrajı ile çekilen fotoğrafları ortak olarak yayımlamıştır. Doon ve Yolanda isimli iki kızları olan çift 1959 yılında ayrılmış, 1969’da da boşanmıştır. Kocası boşanmayla ilgili olarak; “Onu aslında boşanmamız fotoğrafçı yaptı. Evli kalsaydık, o yerlere onu asla göndermezdim. Habire döküntü barlara, acayip insanların evlerine gidiyordu. Onu arkadaşça da olsa hala seviyor, o yüzden yaptıklarını korkutucu buluyordum.”

Eşiyle ayrılmadan önce sanat yönetmenliğinden ayrılıp fotoğraf çekmeye başlayan Diane, 60’lı yıllarda Esquire ve Harper’s Bazaar’da yayımlanan “farklı” fotoğrafları ile ün kazanmıştır. Tuhaf ve gizli bir iç karartıcılığı olan fotoğraflarındaki özneleri bulmak için onları evine kadar takip eden, onlarla konuşan ve saatlerini harcayan Diane, onların toplumda taktıkları maskenin ardındakini çekmeye çalışmıştır. Neredeyse her fotoğrafı çekilen kişi en doğal halinde, gözünü kırpmaksızın makineye bakarak, o kareyi algılayan kişiden bir çeşit özel anlayış beklemektedir.

İlk sergisini açtığında kimileri hayranlıkla alkışlar Diane Arbus’u. İnsanların çirkinliğini vurgulamanın etik olmadığına inananlarsa, onu yerden yere vururlar. Susan Sontag, saldırgan bir makale kaleme alarak Arbus’un modellerinin tuzağa düşürüldüğünü, fotoğraflarda nasıl gülünç ve trajik göründüklerini bir an olsun fark etmediklerini yazar. Tartışmaları umursamayan Arbus ise sokaklarda tanımadığı insanlarla arkadaş olup onları görüntülemeyi sürdürür. Aslında başkalarının “hilkat garibesi” deyip geçtiği insanlara kelimenin tam anlamıyla hayrandır. Onlara büyük bir hassasiyetle, saygıyla yaklaşır. Bunu bir röportajında şöyle dile getirir: “Göstermeye çalıştığım şey tam olarak şu: Hiç kimse derisinden kurtulup başka biri haline gelemez. Nihayetinde hepimiz dünyaya kendi trajedilerimizi yaşamak üzere doğuyoruz. Hepimiz günün birinde travmatik bir deneyim yaşayacağımızdan korkarız. Benim ‘hilkat garibelerimse dünyaya zaten dünyaya zaten bir travmayla gelmiş, yani hayat imtihanından geçmiştir. O yüzden hepsi birer aristokrattır.”

“DİANE ARBUS 1923-1971 YILLARI ARASINDA YAŞAYAN ARBUS GÜNÜMÜZDE 100 YILIN EN DEĞERLİ SANATÇISI OLARAK KABUL EDİLMEKTEDİR. AMERİKAN FOTOĞRAF SANATININ ÇEHRESİNİ TEK BAŞINA DEĞİŞTİRMİŞTİR.” – THE FUR…

İnsanlar tarafından “freak” (ucube) olarak görülen bu kimselerin görünenin ardındaki yüzlerini objektifinden yansıtan Diane Arbus, “freak photographer” (ucube fotoğrafçısı) olaran ünlenmiştir. Hayatı boyunca tuhaf insanları aramasının sebebi diğer insanlar tarafından dışsal olarak normal görünmesine karşın, kendisini içsel olarak hep tuhaf, değişik hissetmesi ve bu insanların içinde sakladıkları maskesiz, gizli yüzü ortaya çıkarma isteği olmuştur. Fotoğraflarındaki insanlar poz vermekten çok, varoluşlarının temelindeki görünüşü ortaya çıkararak, fotoğrafı çekenle işbirliği içinde, en doğal hallerini sergilemişlerdir. Dönüp bakıldığında akla gelen bir diğer soru da bu insanlar neden Arbus’un kendilerini fotoğraflamasına izin vermiştir? Neden bir travesti Arbus’un kendisini evine kadar takip etmesine izin verip, o dönemde sapkın olarak görülmesine karşın kendisini açığa çıkartmasına izin vermiştir? Neden kurumlar kendi bakımları altında olan engelli insanlara ulaşmasına izin vermiş, ya da çıplaklar kampına girebilmiştir? Arbus bu insanları fotoğraflamıştır çünkü beyanına göre kendisi bu insanlarla ilgilenmiştir başka kimse değil.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here