Belki de gelmiş geçmiş en bilindik sanat eserlerinden biri olan The Starry Night, yani Yıldızlı Gece tablosu, Hollandalı post-izlenimci ressam Vincent Van Gogh tarafından kariyerinin son demlerinde üretilen bir eser. Peki neden binlerce Van Gogh tablosu arasında Yıldızlı Gece, her zaman gökteki bir yıldız gibi daha görünür, daha ön planda olmuştur? İşte bu resmin neden bu kadar büyük bir etkiye sahip olduğunu anlamak için, öncelikle onun nasıl bir bağlam içinde yapıldığını, resmin içeriğini ve sonraki asırlarda sanatçılar üzerinde bıraktığı etkiyi incelemek gerekiyor. O halde haydi başlayalım.

Akıl Hastanesinde Çizildi

Sanat dünyasında unutulmaz bir yer edinen Van Gogh’un ciddi zihinsel rahatsızlıkları vardı ve hayatını büyük trajedilerle geçirdi. 37 yaşında vefat eden, daha doğrusu intihar eden sanatçının (1889-1890 yılları arasında Fransa’da bir akıl hastanesinde yatarken tabancayla kendi kafasına sıktı) akıl hastalığı onun benzeri görülmemiş eserler üretmesine engel olamadı. İşte Yıldızlı Gece’yi de bu akıl hastanesinde yatarken çizdi Van Gogh.

Yıldızlı Gece’nin neyin tasviri olduğu hakkında, ressamın kaldığı akıl hastanesindeki odasından görülen Saint-Remy-de-Provence şehrinin düşsel bir yorumu deniyor. Van Gogh’un kardeşi Theo’ya yazdığı sayısız mektuplardan birinde resimle alakalı şöyle diyor:

“Demir parmaklıklı penceremde adeta bir buğday tarlası görüyorum. Sabahları ise gün doğumunu tüm ihtişamıyla izliyorum.”

Fakat Aslında Öyle Bir Köy Yok

Resimde görülen köy ve kilise kulesi tamamen sanatçının hayal gücüyle yaratılmış. Yani onun odasından bakıldığında aslında böyle bir köy ve kilise görülmüyor. Zaten o yüzden düşsel bir yorum olarak adlandırılıyor. Sanat tarihçileri tarafından, eklenen bu unsurların Van Gogh’un memleketi Hollanda’nın mimarisinden esinlenerek çizdiği düşünülüyor.

Bu yüzden bu tablo Van Gogh’un doğrudan doğanın betimlenmesinden yola çıkmayan, sanatçının düş gücünden ortaya çıkmış ender birkaç resminden biri.

Buram Buram Post-İzlenimcilik Esintileri

Post-izlenimcilik akımının bilinen üyelerinden olan Van Gogh’un bu eserinde de akımdan izler görmek mümkün. Kısa ve ustaca fırça darbeleri, yapay bir renk paleti ve ışıltıya verilen önem özellikle gökyüzünde çok belirgin durumda. Mavi ve altın sarısının tonlamaları onun daha önceki eserlerinden esintiler taşıyor.

Van Gogh, Yıldızlı Gece’yi Beğenmedi

Yine Van Gogh’un kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplardan birinde aklı hastanesinde yaptığı resimlerle alakalı olarak şöyle diyor:

“Burada yaptığım resimler içinde buğday tarlası, dağ ve meyve bahçesi olan resimler içime sindi. Diğer resimler bana hiçbir şey ifade etmiyor.”

Herkesin aklına yer edinen Yıldızlı Gece, Van Gogh içinse o kadar güzel değilmiş bile…

Bu İlk Yıldızlı Gece Değil

Van Gogh’un çizdiği bu meşhur Yıldızlı Gece’den önce başka bir Yıldızlı Gece daha var. Sanatçı, Fransa’da yaşadığı dönemde (Yıldızlı Gece’nin çizilmesinden yaklaşık bir sene önce) Starry Night Over the Rhone (Rhone Nehri Üzerinde Yıldızlı Gece) tablosunu çiziyor. Sanatçı, bu dönemlerde gece ışıklarına, yıldızlara ve aya özel bir ilgi duymaya başlamış yani aslında.

Belki de Anlatmak İstediği Ölümdü

Resimde yer alan Selvi Ağacı genelde mezarlıklarda bulunan bir ağaç, ayrıca ölümü de çağrıştıran bir havası var. O yüzden bazı sanat tarihçileri tablonun aslında Van Gogh’un bu odada, bu manzaraya bakarak öleceğini anlatmak istediğini düşünüyor. Van Gogh’un şu sözleri de bu teoriyi destekliyor:

“Yıldızlara bakmak beni daima hayal dünyasına daldırır. Kendime sorarım, Fransa haritasındaki noktalar arasında seyahat edip belli bir noktaya ulaşıyoruz da neden gökyüzündeki bu parlak noktalara ulaşamıyoruz? Nasıl trene atlayıp Tarascon’a ya da Rouen’e gidiyorsak yıldızlara ulaşmak için de ölebiliriz.”

Ama Neden?

Neden bu kadar meşhur bu tablo? Neden herkes Yıldızlı Gece’yi biliyor? Neden tonlarca sanatçıya ilham kaynağı oldu bu tablo?

Benim şahsi yorumum, insanın içinde huzursuzluk dolu bir huzur yaratmasından kaynaklı olduğu yönünde. Ne zaman Yıldızlı Gece’ye baksam sanki kendi dertlerimle boğuştuğum bir gece, bir tepede oturduğumu ve ayaklarımın altında serili olan şehri izlediğimi hisssederim. Şehre bakarken sorunlarımdan uzaklaştığımı, şehrin ışıkları içinde huzuru bir anlığına da olsa yakaladığımı hissederim. Sanki Van Gogh da bu resmi yaparken, o da kendi sorunlarından, kafasındaki düşüncelerden bu şehre kaçmaya çalışmış gibi düşünürüm. Sanki onun da kafası doluydu, onun da içinde bir huzursuzluk vardı ve bu şehre bakarken o da ışıkların içinde bir anlığına da olsa her şeyi unuttu. Bir anlığına da olsa huzuru buldu…

Bu eserde sanki Van Gogh zor hayatını, ruhsal gerilimlerini, gel-gitlerini ve duygusal kırgınlıklarını harmanlamış. Sanki onun için de bu eser bir umut arayışı, huzuru umutla ama umutsuzca arayışı… Sanki onun da bir şeylere içi buruk özlemi var bu tabloda…

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here