Konu: Asfaltın Kralları, 1966 yılında düzenlenen Le Mans 24 Saat Yarışı’nın gerçek hikayesini konu alıyor. Henry Ford II ve Lee Iacocca ikilisi, tuhaf ancak kararlı bir grup Amerikalı mühendis ve tasarımcıdan sıfırdan bir otomobil yapmalarını ister. Otomotiv vizyoneri Carroll Shelby (Matt Damon) ve İngiliz şoförü Ken Miles’ın (Christian Bale) başını çektiği ekip, uzun yıllardır pistlere egemen olan Ferrari’yi Fransa’da düzenlenen 1966 Le Mans Dünya Şampiyonası’nda alt etmek için işe koyulur.

Küçük bir uyarı; Asfaltın Kralları’na sadece araba yarışı izlemeye giden kitledeyseniz büyük hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Orijinal ismi Ford V Ferrari olan bu film ne kadar aksiyon dolu yarış sahneleri içerse de özünde bir mesajı, anlamı var: Büyük şirketler yaratıcılığı sevmez ve ne pahasına olursa olsun yok etmeye çalışır.

Ford şirketinin yaptığı da tam olarak bu; Ken Miles adındaki karizmatik abimiz de günah keçisi. Adam ‘araba’ kavramını çözmüş. Hem harika teknik bilgiye sahip, hem de muhteşem bir yarışçı kendisi. Ancak kişiliği Ford gibi ‘yüce’ bir markaya tabii ki hiç uymuyor. Bu yüzden Ford; onun yeteneğini,bilgisini sömürüp işi bitince çöp kutusuna atmayı planlıyor. İki markanın karşı karşıya gelmesini izliyor gibi dursak da aslında film başlayınca ne Ford’u ne de Ferrari’yi tutuyorsunuz, sadece adaletin yerini bulmasını ve Christian Bale’in canlandırdığı Ken Miles’ın mutluluğunu istiyorsunuz.

Christian Bale ve Matt Damon ikilisinin kimyası çok iyi olmasına rağmen Christian Bale bulunduğu her sahnede bir numaralı ilgi odağıydı, karaktere her zaman olduğu gibi çok iyi bürünmüş. Christian Bale’ı sevmemin nedenlerinden biri de bu, adam sadece senaryoyu ezberleyip geçmiyor, elinden gelenin TAMAMINI ortaya koyuyor. İngiliz aksanı olsun kilo kaybetmek olsun kendisi için hiç sorun değil. Bunun sonucu olarak da yepyeni, çok konuşulacak efsane bir karakter yaratmış oluyor…

Christian Bale’in karakterini bu kadar övdüm, sıra Matt Damon’ın Carol Shellby’sinde. Shellby harika bir dost ve lider. Sonuna kadar dostunun yanında kalan, koca Ford’a dostu için kafa tutan birisi. Keşke kendisinin de pistteki zamanlarını daha çok görebilseydik.

Yarış sahneleri mükemmele yakın çekilmiş, sinematografi de çok geniş açılara sahip. Benim gibi arabalara veya araba yarışlarına ilgisi olmayan biri için bile çok keyifli, aynı zamanda gericiydi bu film.

Film teknik açıdan da çok başarılı. Hissettirmek istediğini motor sesi olsun, kurgunun temizliği olsun çok iyi ve yerinde bir şekilde hissettiriyor.

Müzikler de efsaneydi. Şakam yok, kullanılan müzik olsun ya da filmin müziği olsun neredeyse hepsinde fark etmeden ritim tutuyordum, gaza geliyordum. Müzikler sayesinde sahneler keyif verirken anı da yüceltmeyi çok iyi başardı. Ders çalışırken dinleyeceğim tarz müziklere girer bunlar.

Filmin beğenmediğim noktaları da yok değil. İlk yarının sonlarına kadar karakterleri tanıtma ile geçirmesine minnettar olsam da gereğinden uzun ve yavaş sürüyor bu tanıtma. ’Tamam harika iki dost var anladık ve ilişkilerinin gelişmesini izlemek için can atıyorum da lütfen konuya geçebilir miyiz artık, ara olmak üzere zaten.’

Ben olsam filmin sonunu asıl konuyla bağlantılı yapardım, çok bir şey söyleyemiyorum ancak sonundan pek hoşnut kalmadığım apaçık ortada.

Bunların filme veya izleme zevkime etkisi pek büyük değildi, bu yüzden filmi çok beğendim ve rahat senenin en iyi 10’una girer.

Filmin güzel olmasını bekliyordum ama bu kadar güzel beklemiyordum açıkçası. Asfaltın Kralları bir filmden isteyebileceğiniz her şeyi size verebilen ve her duyguyu yaşatabilen başarılı bir biyografi.

Puanım:9.2/10

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here